ALGI YÜZÜNDEN MAHVOLUYORUZ
*- SADECE BİR AY!.. Hanife Tok’un iddiasını ağzından dinleyelim: ‘İddia ediyorum; bir ay boyunca kimse araba almasın. Kimse mecburiyet dışındaki gıdaları almasın, giyim kuşam eşya almasın… Kafe’ye lokantaya gitmesin… Hatta;, günlük, taneyle domates biber, alsın... Lüks sayılacak ‘temizlik hijyen maddeleri’ almasın… Çok değil, bir ay!... Piyasa öyle bir daralır ki, patır patır geri gelir, fiyatlar…
*- ZEHİRLİ SÖZ
Ama algı şöyle işliyor;
Bu hafta al, haftaya daha yükselecek…
İşte zehirli söz bu…
Şöyle olmalı;
‘Az alayım, almayayım!’
Alamayanlar da alsınlar!
Ayakkabıya gerek yok!
Yumuşatıcı olmasa da olur!
Aman kola almasam ne olur ki?..
Lokantada 500 tl vereceğime, evimde ailemle yerim..
Kafede ne işim var?..’
Bu mantığı yakaladığımız an fiyatlar düşer…
*- 10 KASIM’DA ANITKABİR’E
Meltem Saraç Varış’ın da bir önerisi var.
Meltem Saraç Varış, bugünden uyarıyor, yetkilileri.
‘Madem 10 Kasım’da okullar tatil!
Tüm seyahat firmaları, ücretsiz, ya da çok uygun tarifelerle Ankara’ya seferler düzenlesin.
Tüm çocuklarımız Atamızı ziyaret etsin.
Bu fırsat her zaman ele geçmez.
Tüm çocuklarımızla 10 Kasım’da Anıtkabire!...’
*- YOL HİPNOZU
Bir ‘Acil Servis Doktoru’ anlatıyor:
“Yol hipnozu çoğu sürücünün bilmediği ve farkında olmadığı bir fiziksel durumdur.
Yola çıktınız 2.5 saat sonra yol hipnozu başlar, hipnoz olan sürücünün gözleri açıktır.
Ancak gözün gördüğünü beyin kayıt etmez, analiz etmez.
Yol kenarında duran araca veya önde giden TIR' a arkadan çarpma kazalarının bir numara sebebi ‘Yol Hipnozu’dur .
‘Yol Hipnozu’ olan sürücü çarpma anına kadar, son 15 dakika hiçbir şey hatırlamaz.
Kaç km hızla gittiğinin, önündeki aracın hızını analiz edemez, genellikle çarpışma 140 km ve daha üzeridir.
‘Yol Hipnozu'ndan korunmak için 2-2.5 saate 15 -30 dakika durmak hava almak, kahve içmek gerekir.
Yol hipnozu uzun yolda 4. Saate zirve yapar.
Film tamamen kopmuş olur.
Yolda giderken belli yer ve araçları not edip hatırlamak yapmak gerekir.
‘Son 15 dakika hiçbir şey hatırlamıyorsan kendini ve yolcuları ölüme götürüyorsun’ demektir.
Bu Hipnoz gece daha çok olur ve yolcular da uyuyor ise durum çok vahim olur.
Sürücü her 2.5 saate durmalı ve dinlenmeli, zihni sürekli açık olmalıdır.
‘Gözler açık fakat zihin kapalı’ ise, ya ölürsün, ya yaralı veya maddi hasarla atlatılabilir
Sizin yola olan dikkatiniz, zihninizin açıklığı, yol hakimiyetiniz, iyi olabilir.
En az kendinizden emin olduğunuz kadar özelikle geceleri ‘diğer sürücülere de dikkat etmeniz gerekir’ diye düşünenlerdenim
Ve gece saat 22 den sonra büyük küçük fark etmez en az bir ve iki defa ‘selektör yapmadan araç sollanmamal’ı diye düşünüyorum tedbir bizden....” diyor doktorumuz da, uzunyol kaptan şoförlerimiz de…
*- BURSA’DA TEK
Bursa’nın Tek Aktif Tren İstasyonu: Piribeyler
Hepinizin bildiği üzere, Bursa-Mudanya hattında demiryolu hattı iptal edilmiş, raylar tamamen sökülmüş ve Bursa, raylı sistemlerden uzun bir süre mahrum kalmıştı.
Fakat günümüzde hâlâ Bursa’da aktif olan bir tren istasyonu bulunmaktadır:
Piribeyler İstasyonu.
Evet, doğru duydunuz, okudunuz; bu istasyon, sınırları tamamen Bursa ili sınırları içerisinde yer almaktadır.
*- 1935’DEN BU YANA
Her ne kadar Bursa’nın merkezi lokasyonuna uzak kalsa da yerel halk, bu tren hattını kullanarak diledikleri takdirde Kütahya ve Balıkesir’e gidebilmektedir.
Piribeyler İstasyonu, Bursa’nın Büyükorhan ilçesinde, 1935 yılında hizmete açılmıştır ve şehirdeki tek aktif tren istasyonu olma özelliğini taşımaktadır.
Günümüzde, bu istasyondan günde 2 bölgesel tren seferi gerçekleştirilmektedir.
İlk tren, saat 08:57’de Kütahya yönüne hareket etmekte, son tren ise saat 18:00’de Balıkesir yönüne doğru kalkmaktadır.
Bu seferler, Bursa’nın dağlık bölgelerindeki köyler ve kasabalar için önemli bir ulaşım alternatifi sunmaktadır.
Özellikle nostaljik tren turları, hafta sonları doğa severler ve tarih meraklıları için popüler bir etkinlik haline gelmiştir.
Bir zamanlar benzerini İzmir’de görüyorduk.
Alsancak Garı’ndan kalkan özel tren, Selçuk- Çamlık’a kadar gidiyor, ‘Lokomotiflerin sergilendiği’ TCDD Müzesinde tarih yaşanıyor, akşama yine müzisyenler, şairler, edebiyatçılar, gazetecilerle söyleşiler yapılarak dönülüyordu.
*- DENK DEĞİLLER
Zamanı geldi, tekrarlayarak, anlatmak, anımsatmak istiyorum:
‘Gazi Mustafa Kemal Atatürk, dinlenmek için gittiği İstanbul’daki Florya Köşkünden, yanında yalnızca şoförü ile Küçükçekmece’ye doğru giderken, tarlasında sabanla çift süren bir çiftçi görür.
Çiftçinin sabanında koşulu olan öküzün yanında, koşulu bir de merkep vardır.
Şoförüne; ‘Arabayı durdur’, der.
Arabadan iner. Tarlaya doğru yürür.
Çiftçi kendisine doğru geleni görmüştür.
Sabanında koşulu olan öküzü ve merkebi durdurur.
Atatürk, yanına gelince,
‘Kolay gelsin Ağa!’, der.
- Sağolasın Bey! Hoşgeldin.
‘Hoşbulduk Ağa.
Yoldan geçerken dikkatimi çekti.
Öküzün yanına merkep koşmuşsun.
Hiç öküzün yanına merkep koşulur mu?
Bunlar denk değil.’
* - ET, SUCUK OLDU1
Köylünün Canı Sıkkındır.
Biraz da alınmıştır.
Bezgin Bir Ses Tonuyla,
- Merkeple öküzün yan yana koşulmayacağını bilmiyom mu sanıyon Bey. Sen bunu bana mı söylüyon?
‘Kime söylemeliyim Ağa?’
- Sen bunu git vergi memuruna söyle.
‘Vergi Memuruna mı?’
- He ya!
Bu sene ürünüm kıt oldu. Vergi borcumu ödeyemedim. Dört gün önce vergi memurları öküzün eşini ‘vergi borcunu karşılar!’ diyerek alıp götürdüler.
Sattılar.
Benim öküzün eşi, sizin gibi beylerin sofrasına et, sucuk oldu Bey.’
*- MUHTARA SOR
Atatürk, çok sinirlenmiştir.
Alışkanlığı gereği kızdığı zaman kaşlarını çatmaktadır.
Onun bu halini gören köylü,
- Bana niye kaş çatıyon Bey.
Yalan söylediğimi mi sanıyon?
Sana ne söylediysem hepsi doğru.
Ben Küçükçekmece köyündenim.
Muhtara sor istersen.
*- ÖNCE DURAKSAR
Atatürk,
‘Neden Kaymakam Bey’e gidip durumu anlatmadın Ağa?’
- Gittim Bey.
Köylü duraksamıştır.
Bunu anlayan Atatürk, devam eder
‘Kaymakam ne dedi?’
- ‘Git borcunu öde!’, dedi.
‘Sen de Vali Bey’in yanına gitseydin.’
Köylü Atatürk’ü bir müddet süzer.
Atatürk, konuşmadan dinlemektedir.
Köylü konuşmaya devam eder.
- Sen hiç Vali’nin yanına gitmemişsin Bey. Halından belli oluyor.
‘Halimden belli mi oluyor?’
- He ya! Hem gitseydin bilirdin.
‘Neyi bilirdim?’
- Kapıdaki Jandırmaların adamı içeri koymadığını, Bey.
*- BUNU KABUL ET
Atatürk,
‘Başvekil İsmet Paşa’ya telgraf çekip, durumunu niye izah etmedin?’, diye sorar.
Köylü gülümseyerek,
- İnsanı güldürme Bey.
‘Başvekilin kulağı sağır, duymaz!’ diyola, der.
Atatürk, kızmıştır.
‘Peki! Gazi Paşa’ya niye telgraf çekmedin?’, diye sorar.
- O’nunda bir gözü kör, görmez diyola.
Hem, sen zenginsin. Tomofilin bile var.
Bunları heç duymadın mı?
Atatürk, cüzdanından elli lira çıkarır.
‘Bunu kabul et Ağa.
Öküzün yanına bir eş alırsın, der.
Elleri titreyen köylünün, elini sıkar.
Yanından ayrılır.
Hızlı adımlarla arabasına doğru yürür.
Florya köşküne döner.
*- ‘EYVAH, BEN NE YAPTIM!’
Başbakan İsmet Paşa’ya şu telgrafı çeker.
‘Derhal Heyeti Vekileyi (Bakanlar Kurulu’nu) topla, İstanbul’a gel!..’
Başbakan başkanlığında Bakanlar Kurulu Florya köşküne gelirler. Atatürk, şoförünü köylüyü alıp gelmesi için yollamıştır.
Arabanın içinde sıra sıra dizilmiş Jandarmaların arasından Florya Köşküne gelen köylü ‘Eyvah ben ne yaptım?’ diye için için dövünmektedir.
Kendisini kapıda karşılayan şık giyimli bir beyefendi nazik bir sesle ‘Beni takip edin efendim!” deyince içi biraz ferahlasa da çok korkmuştur. Adamı takip ederek büyük bir toplantı salonuna girerler.
Salon kalabalıktır.
Ortada büyük bir masa, etrafında sandalyelere oturmuş şık giyimli insanlar ile ayakta duran iki kişi daha vardır.
Gözleri karamış, ayakları bedenini taşımakta zorlanmaktadır. Heyecandan kalbi fırlayacak gibidir.
Tanıdık bir ses duyar.
*- TEK KELİMESİNİ ATLAMADAN
‘Hoş geldin ağa. Gel yerin burada…’ diyen Atatürk, sağ tarafında, yanında ayırdığı boş sandalyeyi eliyle işaret etmektedir.
Köylü, zorlanarak yürür ve yığılırcasına sandalyeye oturur.
Durumunu anlayan Atatürk,
‘Sakin ol ağa. Korkacak hiç bir şey yok!..’
- Sağol Bey! Sağol.
Köylünün soluklanmasını ve rahatlamasını bekleyen Atatürk, bir müddet sonra,
‘Seni buraya niye çağırdım biliyor musun ağa?’
- Hayır bey, bilmiyom.
Dün bana anlattıklarını, bu gün burada anlatmanı istiyorum.
Ama; bir tek kelimesini dahi atlamadan, eksiksiz olarak anlatmanı istiyorum.
Haydi başla, seni dinliyoruz.’
*- ATATÜRK İSTEYİNCE
Köylü başından geçenleri bir bir anlatır.
Daha önce söylediklerinin eksik olanlarını Atatürk, tamamlar.
Köylünün konuşması bitince Atatürk, masada oturanları tek tek tanıtır. Kendisinin de Gazi olduğunu söyler.
Sonra ayağa kalkar.
Elini masaya sertçe vurarak, öfkeli bir sesle;
‘Beyler, ben çiftçinin koşumluk hayvanını sattıran kanun istemiyorum. Ben çiftçinin tohumluk buğdayını sattıran kanun istemiyorum.
Ben çiftçinin tarım aletini, sağımlık hayvanını sattıran kanun istemiyorum. Ankara’ya dönecek ve bu işi hemen halledeceksiniz.’
Bu olaydan sonra aşağıdaki kanun bir gecede hazırlanıp yasalaştırılmıştır.
İcra İflas Kanunu Madde 82/4;
‘Borçlu çiftçi ise, kendisinin ve ailesinin geçimi için zorunlu olan arazi ve çift hayvanları ve nakil vasıtaları ve diğer teferruatı ve tarım aletleri haczedilemez...’
Bu arada merak ediyorum, bu gerçeği, binlerce olduğu belirtilen takipçilerimden kaç kişi okudu, kendince yorum yaptı?
‘Bir olsun bizden olsun!’ diyorum…
Umarım daha sonra kapılar da açılmış ve günümüze gelinmiştir.
Kapılar vatandaşlara hep açılıp, dertlerine çare bulunulacaktır.
Başkan ya da müdür için ‘Toplantıda!’ denilmeyecektir.
*- TEK KUŞ KARGA!
Kartala saldırmaya cesaret eden tek kuş kargadır.
Ama kartal asla karşılık vermez.
İşte nedeni:
1. Karga, kartalın sırtına konup boynunu gagalayan tek kuştur. Acımasızdır, sinir bozucudur. Ama kartal... Sakin kalır.
2. Kartal kanat çırpmaz, kavga etmez, enerjisini boşa harcamaz.
Tek yaptığı şey yükselmektir.
3. Kartal ne kadar yükselirse, hava o kadar incelir. Karga ise o yüksekliğe dayanamaz.
4. Sonunda karga nefessiz kalır, gücünü kaybeder ve aşağı düşer.
Kartal ona saldırdığı için değil, sadece yükseldiği için.
‘Bırak kargalar konuşsun, seni rahatsız etsin!’
Sen cevap vermek zorunda değilsin.
Yükselmeye devam et!..
Sonsuza kadar peşinden gelemezler.
Sen yükseldikçe, onların gürültüsü kaybolur.
O yüzden sakın oyalanma.
Uyan ve parılda!
*- HASAT SONRASI
Yaklaşık 30 yıldır Urla’da bir ‘karpuzcum!’ var.
Geçenlerde, misafirim olan Bornovalı Emine Elat, ‘Karpuzcun ne oldu?’ diye sorduğunda, ‘Bir saat sonra görürsün!’ dedim.
Günlerden cumartesi idi.
Şaşmaz, saat 14,30’da Atatürk Mahallesi 2180 Sokakta olacaktır.
Geldi ve ‘Bal karpuzunu’ aldık.
İki hafta içinde Urla Balıklıova’da önümüzdeki yılın hazırlıklarına başlayacağını söylemişti, ‘Gerçek üretici’ Mehmet Dönmez’den…
İki üç hafta önce İstanbul’dan olan misafirimiz de benim aracılığımla Mehmet Dönmez’e şu notu göndermişti:
‘Gerçekten bal gibi karpuz yedik, İyi ki karpuzcu Mehmet Dönmez ile tanıştık. Fotoğrafını da gönderiyorum, teşekkürlerimle..’
Bu arada sevgili üreticimiz, karpuzcu Mehmet Dönmez, meslektaşlarına şu mesajı gönderiyor.
“Hasat sonrası tarlada bıraktığımız kavun ve karpuzları ortadan ikiye bölün arıları besleyelim.
Arılar habitatın en değerli unsurudur.
Arılar karpuzla beslenir.
Arılar besinlerini şeker ve nem içeren her şeyden alırlar.
Karpuzlar her ikisinin de mükemmel bir kaynağıdır ve arılara bol miktarda fruktoz ve sıvı sağlar.
Çiçeklerin kıt olduğu zor zamanlarda onlara karpuz sunmak iyi bir fikirdir çünkü arılar için hayat kurtarıcı bir alternatif olabilir.
Bu yalnızca arı popülasyonlarının sağlığını desteklemekle kalmaz, aynı zamanda ekosistemlerimiz için gerekli olan tozlaşmaya da katkıda bulunur.”
*-









0 Yorum