ALMAN'IN İSMİ ŞÜPHE YARATTI
*- TOPRAK KÜPLERDEN ZAMANIMIZA… Önceki yazıma, sürekli okuyucularımdan üretici Ahmet Şen kısa bir yorum yapmış. Değerli Ahmet Şen, ‘Zeytin yağı ambalaj çok önemli hocam, biz dışı yeşil içi beyaz plastik bidonlarda muhafaza ediyoruz. Ne kadar sağlıklı bilemiyoruz, herkes böyle yapıyor. Önceden demir varillere yapılıyordu, onlarda altta kalan posa paslandırıyordu. Çelik veya galvaniz olsa nasıl olur? Pahalı mı veya yağa zararı olur mu?”
Sevgili üreticimiz Ahmet Şen çok önemli bir konuya değiniyor.
Benim bildiğim ve çocukluğumdan hatırladığım; Zeytinyağı büyük, toprak küplerde saklanırdı.
Sonra teneke, onun yerini de plastik bidonlar aldı.
Zamanımızda en tehlikeli durum, kimyasallar…
GDO’lu ürünleri ve zararlarını bir akademisyenimize sorduğumda, ‘Kimyasallara bak, kimyasallara!’ diyerek dikkatini bu konuya çevirmişti.
Sorunun yanıtını ne üretici, ne sanayici ne de ihracatçı ve satıcı bilemez.
Ben de bilemem…
Bilen, araştıran akademisyenlerdir.
Şöyle bir yanıt vereyim;
Aydın’da bir uzmanımız, ünlü dizi marketlerden aldığı yağları laboratuvarda incelemişti.
Vicdanının sesini dinleyerek, resmi açıklama yapmıştı.
Sonra ne mi oldu?
Kendisi emekliye sevkedildi, ekip arkadaşı ise bir başka şehrimize tayin olmuştu….
Aklımda kalanlar bunlar…
Sonucu tekrarlıyorum, konuyla ilgili örgütler açıklama yapmalı, bizler de posalı ürünü tüketmeyelim, geleceğimiz de sağlıklı olabilsin…
*- EN İYİSİ…
Halkın aradığı; yeni bir umut mu, yeni bir siyaset mi?
Cumhuriyet Halk Partisi yeniden sahaya inmeye hazırlanıyor.
Toplantılar yapılıyor, deklarasyonlar yayımlanıyor, ‘Gerçekleri halka anlatacağız!’ deniliyor.
Meydanlarda olacaklarını ifade ediyorlar.
Fakat Türkiye artık yalnızca söz dinleyen bir ülke değil.
Bu toplum uzun zamandır vaatlerle değil, yaşadıklarıyla karar veriyor.
Çünkü insanlar artık kimin ne söylediğinden çok, kimin neyi değiştirebileceğine bakıyor.
Ve asıl soru tam da burada büyüyor:
Halk, Cumhuriyet Halk Partisi’ni gerçekten kendi yaralarına merhem olacak bir adres olarak görüyor mu?
Bugünün Türkiye’sinde insanların omzunda ağır bir hayat yükü var.
Ekonomik sıkıntılar sadece cüzdanları değil, ruhları da yoruyor.
Geçim derdi büyüdükçe umut küçülüyor.
Bazıları artık hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanıyor, inandırılıyor.
Bazıları ise hâlâ bir yerlerden çıkacak yeni bir sesin, yeni bir iradenin bu ülkeye nefes aldırmasını bekliyor.
*- ALGI OPERASYONU
Ama görünen o ki toplumun önemli bir kısmı, o değişimin Cumhuriyet Halk Partisi eliyle geleceğine tam anlamıyla ikna olmuş değil.
Elbette bunda yalnızca iktidarın yıllardır kurduğu siyasi dilin ve medya etkisinin payı yok.
Cumhuriyet Halk Partisi de kendi hikâyesini topluma güçlü ve temiz bir biçimde anlatabilmiş görünmüyor.
Özellikle yerel yönetimlerde yaşanan tartışmalar, halkın zihnindeki soru işaretlerini daha da büyütüyor.
Çünkü vatandaş artık sadece konuşmalara değil, günlük hayatın içindeki gerçeklere bakıyor.
Teslim ettiği belediyelerde gördüğü aksaklıklar, duyduğu iddialar ve yaşadığı hayal kırıklıkları insanlarda şu düşünceyi güçlendiriyor:
‘Demek ki mesele sadece iktidarın değişmesi değilmiş!
Belki de Türkiye’nin tam bu noktada yeni bir siyaset anlayışına ihtiyacı var.
Daha temiz, daha sahici, daha vicdanlı bir siyasete…
Sadece seçim kazanmaya değil, güven kazanmaya çalışan bir anlayışa…
Çünkü bu ülkenin insanı artık ezberlenmiş sloganlardan yoruldu.
Aynı cümleleri farklı yüzlerden dinlemek istemiyor.
Toplum artık kendisini gerçekten anlayan, kendi derdiyle dertlenen bir irade arıyor.
Belki de bu yüzden insanların zihnindeki asıl beklenti yeni bir parti değil; yeni bir ahlak, yeni bir samimiyet ve yeni bir siyaset dili.
Çünkü bazen bir ülkeyi değiştiren şey yalnızca iktidarlar olmaz.
Bazen o ülkeyi, insanların yeniden inanmasını sağlayan umut değiştirir.
*- ÇOK OKUYACAĞIZ…
Bu satırlar ne güzel değil mi?
Her satıra ‘Haklısın!’ demek geliyor, içimden…
Ama derinlerine inersen, biraz siyasetle ilgileniyor veya ‘şüpheci’ yaklaşımla yazılanları okuyunca, yeni yepyeni bir ‘algı’ operasyonunun sarmalında olduğunu anlayabilirsin…
Neymiş efendim:
CHP’nin yüzü bazı belediye başkanları örnek gösterilerek ‘Bunlara inanmayın!’ demekmiş.
Şimdi bazı kalemşorlar bu fikri yaymaya çalışıyor, seçimler yaklaştıkça.
CHP’yi boş verin, bunlar belli takım, yeni bir takıma geçin…
Zaten ‘sağcı’ yeni bir seçim partisi ya kuruldu, ya da kurulmak üzere…
‘Birlikte ona geçelim, ona oy verelim!’ deniliyor yukarıdaki satırlarda.
Bu olmazsa, ittifak kurulmak üzere bazı partilerde, onlar da ‘Memleketin ihtiyacını karşılayacak!’ diye yazıp duracaklar…
Bu film yıllarca, tüm ülkelerde seçim zamanları uygulanır…
İktidarını yürütmek isteyen partilerin, daha doğrusu ‘akıllı!’ danışmanlarının verdikleri ve başarı ile uyguladıkları sistemdir bu…
Ana muhalefet partisi böylece parçalanır…
Her zaman ‘hoşnutsuz’ olanlar vardır.
Beklentileri olmamıştır.
Çocuğunu işe sokamamıştır veya dileği yerine getirilmemiştir.
Bunlar sayısızdır.
Çöp tenekesinin yeri bile bazıları için sorundur.
‘Bizim önümüzde değil komşunun önünde olsun!’ düşüncesi bile memleket meselerinden üstün tutulur, bazılarımız tarafından…
Televizyon yayınlarında görüyorum:
‘Ben oyumu onlara vermiştim…’ diyor vatandaş,,,
Yalan, algı operasyonu…
Ona haberci ‘Kime oyunu verdin?’ diye sormuyor ki…
Düzmece haberlere alışkınız…
Parayı verenin düdüğünün çalınacağını da…
Adaylardan önce aday adayları için bile neler neler söyleneceğine…
En iyisi bir komedi filmi seyredip, kafamızı rahatlatalım…
Yazdıklarım, anlatmaya çalıştıklarım her parti için geçerlidir.
*- YAKINDA KAYBOLUR!...
Bir okuyucum fotoğrafı ile birlikte göndermiş…
Şöyle diyor:
“Bugün, Ege Üniversitesi Rektörlük binasının bahçesinde oturur iken; Atatürk büstü ve alt kaidesi, üzerinde yer alan yazı ilgimi çekti.
Sizlerle paylaşmak istedim.
Yazının içeriği şu şekilde:
"Ey büyük dâhî-i halâskâr,
Dehânın önünde diz çökeriz.
Biz büyük gaziye,
Vatana can bahş eden
Ulu müncîye şerîfelerini
Minnet ve şükranla yad ederiz.
9 Mayıs 1926"
Günümüz Türkçesi ile Anlamı:
"Ey büyük kurtarıcı dâhi, zekânın (dehânın) önünde saygıyla eğiliyoruz. Bizler; bu vatana yeniden can veren büyük Gazi'ye, o yüce kurtarıcıya, kutsal hizmetlerinden dolayı minnet ve şükranlarımızı sunarız."
Okuma kolaylaştırma için Vehbi Moğol arkadaşımıza teşekkürlerimizle…
Anlamışsınızdır, bu vefa duygusu Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu, Kurtarıcımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk için…
Umarım benim bu paylaşımımdan sonra, bu güzel cümleleri içinde barındıran heykele bir şey olmaz, İzmir Enternasyonal Fuarı’nin (Kültüpark) içindeki bazı heykellerin kaybolduğu gibi bir iddiayı duymayız.
‘Heykel kaçırma’ birçok kentimizde hep karşımıza çıkmıştır.
En basitinden İzmir’in Konak ilçesinin doktorlar ve spor alanlarının bulunduğu semti Mimar Sinan’da, yıllar önce ‘Mimar Sinan’ın heykeli bile bir gece ansızın kaybolmuştu…
Fuar’daki at heykellerinden tutun da aklınızdan geçirmediğiniz heykeller bile yok olmuştu…
Bazıları hangarlarda görülmüştü…
*- KAFA KARIŞTIRICI
Şimdi de, ‘tarih gelecektir!’ diyenlerden, yakın zamanda tarihin derinliklerinde (!) olan bir hikâyeyi dinleyelim.
Bana ileten Ankaralı Sevgi…
“Kennedy'nin başkanlığı kesinlikle o dönemde anlatıldığı gibi değildi. Kennedy'nin çok sayıda cinsel partneri vardı ve bunlardan üçü -Marilyn Monroe, Jayne Mansfield ve Zsa Zsa Gabor Şeytan Kilisesi'nin başkanı Anton LaVey'in de kız arkadaşlarıydi.
Jayne Mansfield bir başrahibeydi.
Diğer uzun süren ilişkiler arasında Elit İskoç soyundan iki kişi -Argyll Dükü'nün kızı Leydi Jean Campbell ve karısının akraba olduğu aileden Kay-Kay Hannon Auchincloss- bulunuyordu.
JFK'nin üne kavuşmasının arkasında, Kardeşlik'in Pilgrim Topluluğu'nun bir üyesi olan babası Joseph Kennedy vardı.
Baba Kennedy, mafya ve diğer organize suçlarla yakın bağlantıları olan bir dolandırıcıydı.
Winston Churchill'in ona İngiliz likörünü Amerika Birleşik Devletleri'ne ithal etme imtiyazını vermesiyle serveti büyüdü.
Joseph Kennedy, Rothschild'lerin ve Kanada'daki içki devi Seagrams'ın sahibi olan bir başka ‘Yahudi’ suç ailesi olan Bronfman'ların arkadaşıydı. Joseph Kennedy'nin Londra'daki St James Mahkemesi'nde ABD Büyükelçisi'yken Britanya'daki bağlantıları arasında Astorlar ve Rothschild soyundan gelen Sassoon'lar da vardı.
Bir başka yakın arkadaşı da Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün önde gelen yöneticilerinden Sör John Wheeler Bennett'ti.
Joseph Kennedy'nin eşi Rose, Kara Asalet Fitzgerald ailesinden geliyordu.
Kaynak: En Büyük Sır (Bu Kitap Dünyayı Değiştirecek) David ICKE
S-483-“
*- BANA NE?
Böyle durumlarda şunu söylüyorum:
‘Bana ne!
Annem değil babam değil!
Bana ne!..’
Geceleri, bir zamanlar ‘seks’ filmleri yayınlanırdı, çocuklar ve normal insanlar uykuda olduğu için…
Şimdi bunların, ‘pembe’ ya da ‘kırmızı’ neyse, onların yerlerini ‘siyah, kapkara’ yani ‘korku’ filmleri aldı.
Kanlı, insanların tüylerini diken diken eden filmler.
Seyircileri var ki, oynatıyorlar…
Gündüz kırdılı vurdulu gangster filmleri, geceleri ise bunları çok daha kötüleri…
Bir zamanlar TRT’de Amerikan Kovboy filmleri oynatılıyordu Pazar sabahları…
Sonra siyasi nedenlerle o da kaldırıldı…
İşte böyle günler gelip geçiyor…
Peki şu ‘Tarih gelecektir’ diye düşünenlerin, benim aklımın da bir türlü almadığı, ermediği az önceki konuyla ilgili konu komşu, yani vatandaşlar ne düşünüyor, isim değiştirerek onları da paylaşayım, sevgili Ankaralı Sevgi bana kızmazsa…
Baksanıza ne kadar uzmanlarımız varmış?
*- BİRİ YAKALANMIŞ, ONU DA ÖLDÜRMÜŞLERDİ
Meral Taşkafa;
“Kennedy iyi bir başkandı!.
Yahudiler öldürdü!
Özel hayatı kimseyi ilgilendirmez!!!!
Çok tutulan menderesi hatırlayın!!!!
Böyle saçma yorumlarla tarih gelecektir vs! Absürt.
Ailesinin ne olduğu nasıl zengin oldukları başka hikaye[Mh1] .
Bize ne?
Rockefelleri de yazın o zaman!!!!...”
Erol Gülağacı:
“Yahudilerin çanına ot tıkayan kim olursa olsun, bel altı röntgenin tabi olduğunu artık dünyanın görmesi lazım.
ABD Merkez Bankası FED Yahudilerin eline geçmiş. Doları karşılıksız basıyor.
Mürekkep, kâğıt, işçilik maliyetine dolar basıp, ABD hükümetine borç veriyor.
10 milyonluk kâğıt mürekkep parasına 10 milyar dolarlık petrol alıyor, ABD başta diğer ülkelere borç veriyor.
Keneddy bankayı Yahudilerden alıp devletleştirmek istiyor. Sonu oluyor. Hatırlayamadım bir başkanda bu şekilde suikaste uğruyor.”
Demir Hindi:
“Uydur uydur ipe diz
Jayne mansfield hem başrahibe hem oyuncu hem sevgili…”
Cevat Emekli:
“Bu konuyu çok merak ediyorduk…
Açıklandığı ülkemizin bekası için iyi oldu…”
Ahmet Cingöz:
“Salla gitsin palavrayı…
Kennedy’i Siyonistler öldürdüler.
Çünkü Beyaz Sarayın iplerini elinde tutan Siyonistler Kennedy’nin anti Siyonist politikasından rahatsız oldukları ve Siyonist hegemonyanın menfaatlerini, çıkarlarını zedelettiği için bir koruma görevlisi CIA ajanına öldürttüler ve soruşturmayı tamamen çığırından çıkararak bir sokak serserisi delinin birinin üzerine attılar…
Tabi Siyonistlerin medyada elleri kolları çok uzun olduklarından yasanmış olayları çarpıtan gerçeklerin üzerini örten propaganda yapıyorlar..
Elbette Siyonizm’e karsı olduğu için Kennedy’yi öldürdüklerini gizleme gayreti içinde olacaklar...!!!”
Ömer Altan:
“Büyük başkandı, vesselam.”
Mensure Terli:
“Jayne Mansfield de öldürüldü. Kaza süsü verildi ona da…”
Ömer Bereketli:
“Bu zsa zsa gaboru bizim darbeci general de .
Zeynep Torun
“JFK nın texas valisi erkek sevgilisi ile olan konuşmalarına şahit olan Marilyn Monroe öldürüldü…”
Çok karışık işler değil mi?
Ama güzel olan insanlarımızın okuduklarının etkisi ile çeşitli yorumlarda bulunmaları…
*- KÖTÜLÜĞÜN SIRADANLIĞI
Şimdi de Alman Filozof Hannah Arendt’i ele alacağm.
Kimdir bu adam; Hannah Arendt (1906–1975),
20. yüzyılın en etkili siyaset filozoflarından biridir.
‘Totalitarizmin Kökenleri’ ve ‘İnsanlık Durumu’ gibi eserleriyle tanınır; özellikle, ‘kötülüğün sıradanlığı’ kavramıyla modern siyaset teorisine damga vurdu.
Hannah, Berlin, Marburg, Freiburg ve Heidelberg Üniversitelerini bitirdi.
Doktorasını Karl Jaspers danışmanlığında ‘Aşk ve Aziz Augustine’ üzerine yaptı.
Nazi Almanyası’nda antisemitizm nedeniyle 1933’te Gestapo tarafından kısa süreli tutuklandı; ardından Fransa’ya, 1941’de ABD’ye geçti. 1950’de Amerikan vatandaşı oldu.
Totalitarizm Analizi:
The Origins of Totalitarianism (1951) adlı eseri, Nazi Almanyası ve Stalin dönemi Sovyetler üzerinden totaliter rejimlerin doğasını inceler.
İnsanlık Durumu (The Human Condition, 1958): ‘Vita activa’ kavramını geliştirerek insan etkinliklerini üçe ayırır:
Emek, iş, eylem!
Bu ayrım, bireyin kamusal ve özel alanlardaki varoluşunu anlamak için temel bir çerçeve sunar.
Kötülüğün Sıradanlığı:
Adolf Eichmann’ın Kudüs’teki yargılamasını izledikten sonra, sıradan insanların bürokratik görevleri yerine getirirken nasıl büyük kötülüklere ortak olabileceğini vurguladı.
Bu kavram, etik ve siyaset felsefesinde çığır açıcıdır.
Özgürlük ve Kamusal Alan:
Arendt’e göre özgürlük, bireyin kamusal alanda eylemde bulunabilme kapasitesidir.
İnsanların kendilerini gerçekleştirmesi, ancak kamusal alanda özgürce hareket etmeleriyle mümkündür.
Siyaset teorisi, tarih felsefesi ve modernite üzerine tartışmalarda hâlâ merkezî bir yere sahiptir.
‘Kötülüğün sıradanlığı’ kavramı, günümüzde bürokrasi, otorite ve etik sorumluluk tartışmalarında sıkça kullanılır.
Onun adı bugün birçok, okul, ödül, dergi ve düşünce kuruluşunda yaşatılıyor.
*- ŞEF NE DERSE!...
Sevgili okuyucularım:
Arendt’in, ‘İnsanlık Durumu”ndaki, ‘emek–iş–eylem’ ayrımını onun bu kavramanı, siyaset felsefesini anlatabilmek için anahtar niteliğindeki bir yazısından yaptığım alıntıyı paylaşayım:
“Totaliter örgütlerin üst yönetiminde herkes şefin yalan söylediğini bilir.
Ama şef kaybedeceğinden, hepsi kaybedeceğinden susarlar.
İlke, şefin yanılmazlığı değil yenilmezliğidir.
Buna olan inanç biterse, totalitarizmin hayal dünyası bir anda çökecek ve gerçek kazanacaktır.
Herkes sürekli yalan söylediği zaman, sonuçta buna inanmazsınız ama hiçbir kimse de, hiçbir şeye inanmaz.
Böyle bir toplum, hiçbir konuda fikir sahibi olamaz!
Giderek düşünme, yargılama ve eylem yetkisini kaybeder.
Böyle bir topluma her istediklerini yaptırabilirler…
Diktatörlerin o kadar göz göre göre yalan söylemelerinin sebebi, tabanlarının ahlakını bozmak ve suç ortağı haline getirmektir.
Biliyorlar ki, ertesi gün, o yalanın tam tersini söyleyecekler ve taban bunu ‘Ne büyük taktik deha!’ diyerek, bir kez daha alkışlayacak…”
Alman olarak doğan sonra Amerikalı olan Filozof Hannah böyle diyor.
Burada ismi ben de bir şüphe yarattı…
Bir gün derinlemesine araştırırsam, sizlerle paylaşırım…









0 Yorum