Telefon
WhatsApp
ARADIĞINIZI BULAMAZASINIZ, ÇÜNKÜ YOK, ÇALDILAR

Kültür; Edeptir, saygıdır, hayâdır!

Haddini bilmektir, nerede nasıl davranılacağını seçebilmektir!

Kalbi berrak tutabilmektir.

İnsana değer vermek, özen göstermek, ona kıymetli olduğunu hissettirmektir.

Evrende en büyük ziyan ise, sorgulama niteliğini yitirmiş bir beyindir.

Hep ne diyoruz, ‘sorgulayın’ ‘şüphe’ ile yaklaşın…

Öğrendiğimiz şu:

İnsan denilen varlıktan korkun, özellikle; kalbi, vicdanı, adaleti olmayan türlerinden…

Neden ‘Gözlerinden öperim!’ denir?

Söyleyeyim:

Hasretliğin çilesini en çok gözler çeker!

Bu yüzden vuslatı en çok hak eden de gözlerdir.

Günün son sözü şöyle:

Hiçbir şeye geç kalmayın!

Bu günün telafisi, yarının ise garantisi yok!

 

*- HALKA İNİLMEDİKÇE

30 Nisan-2 Mayıs tarihlerinde Fuar İzmir’de düzenlenen Olivtech Fuarı’nda düzenlenen panellerde; tarımda markalaşma, katma değerli üretim, gıdada kalite ve genç girişimciliğin sektöre yön veren rolü kapsamlı şekilde değerlendirildi.

Ben de 1 Mayıs 2026 günü sabahı kahvaltımı İstanbul’da Etiler semtindeki Akmerkez’de idim.

Garson getirdiği salataya ‘Zeytinyağı ister misiniz?’ diye sordu.

Şaşırdım, ‘tabii’ dedim.

İşin garip tarafı daha düne kadar masalarda ayrıca ‘zeytinyağı’ şişeleri olurdu, artık yok.

Demek ki, tanıtımlar yeterli değil.

Kıymeti de bilinmiyor.

Birileri kendi kendilerine gelin güve olmaya devam ediyor.

Halka inilmedikçe hiçbir girişim yararlı olmaz…

 

*- KONUŞMALAR GÜZEL

İzmir tarım ve gıda sektörünün önemli buluşmalarından biri olan Gurme İzmir Olivtech – 12. Zeytin, Zeytinyağı, Süt Ürünleri, Şarap ve Teknolojileri Fuarı kapsamında düzenlenen “Topraktan Markaya: Tarımın Dönüşen Gücü ve Gelecek Vizyonu” başlıklı panelde; tarımın katma değerli üretime dönüşüm süreci, markalaşma stratejileri ve sektörün geleceğine yönelik vizyon ele alındı.

Bugün zeytin ve zeytinyağının topraktan markaya dönüşümünde “Bu süreç nasıl işliyor, ülkemizde hangi aşamalardan geçiyor? Tarım, ticaret ve üretici tarafına yakından temas eden bir isim olarak, marka kavramı çiftçi ve üretici için ne ifade ediyor?” konularını uzmanlar anlattı.

Türkiye’de tarımın temel sorunları çözülmeden, markalaşma sürecinin sağlıklı ilerleyemediğine dikkat çekildi.

Topraktan markaya geçişi uzun yıllardır konuşuyoruz, ancak üretimde yaşanan yapısal sorunlar nedeniyle bu aşamaya bir türlü geçemiyoruz. Tarım gündemi çoğunlukla maliyetler, fiyatlar ve destekler etrafında şekilleniyor.

Bu başlıkların ötesine geçmekte zorlanıyoruz, nedense.

2025 yılı üretici açısından oldukça zor geçti. Kuraklık, aşırı sıcaklıklar ve don olayları çiftçiyi ciddi şekilde etkiledi.

2026 yılı ise umut verici yağışlarla başladı, ancak bu kez de küresel gerilimler nedeniyle maliyetler arttı.

Böyle bir ortamda üreticinin önceliği ayakta kalmak oluyor.

Bu nedenle markalaşma gibi katma değerli süreçleri konuşmakta zorlanıyoruz.

 

*-  SADECE ZEYTİN DEĞİL…

Ege Bölgesi; zeytin, incir, üzüm, pamuk ve sebzeleriyle yalnızca İzmir’in değil, Türkiye’nin en önemli tarım havzalarından biri.

Bu potansiyeli doğru değerlendirerek değer yaratmamız gerekiyor. Bugün dünyada ne kadar ürettiğiniz değil, ürettiğinize ne kadar anlam ve değer kattığınız ölçülüyor.

Ürünlerin bir hikayesi olmalı ve bu hikayeyle dünya pazarlarına açılmalı. Bir zeytin artık sadece zeytin değil; coğrafi işareti, sürdürülebilir üretim yöntemleri, ambalajı ve markasıyla katma değerli bir ürüne dönüşüyor.

 

*- GIDADA KALİTE VE KATMA DEĞER

Bugün kaliteyi konuşurken sadece ürünü değil, aynı zamanda onun hikayesini, üretim sürecini ve bilimsel altyapısını da konuşuyoruz. Zeytinyağı gibi stratejik bir üründe katma değer yaratmanın yolu, geleneksel bilgi ile teknolojiyi bir araya getirmekten geçiyor,

Zeytinyağında kalite, daha zeytin dalındayken başlar.

Hasat zamanı, taşıma koşulları, sıkım süresi ve üretim teknolojisi doğrudan ürünün kalitesini belirler.

Zeytinyağının aroması, meyvemsiliği ve kusursuzluğu, ancak duyusal analizle ortaya konulabilir. Bu da ürünün ulusal ve uluslararası standartlara uygunluğunu belirleyen en önemli aşamalardan biridir.

 

*- ZEYTİNCİLİK ÜLKESİNDE…

Geçenlerde ‘Zeytincilik Ülkesi Akhisar’da, davetlilerle ‘Zeytin ve zeytinyağcılık’ çalıştayı düzenlendi ve yapıldı.

İlk bakışta, ‘Güzel girişim’ olarak aklımıza yatıyor.

Ben de konuyu bir de, zeytin ve zeytinyağcı Mustafa Alhat’ın ağzından dinledim.

Mustafa Alhat, daha doğrusu Alhatlar, bu ürün ve mesleğin duayenlerinden…

Bir de Emin ağabeyimiz var, ikisi de Ziraat Mühendisi…

Ege mezunları…

Zeytin üreticisi kendileri…

Zeytinin yağını çıkaran sanayiciler de kendileri…

Zeytin ve zeytinyağını ihraç eden, ihracatçı da kendileri…

Daha çok özellikleri var, saymakla bitmez…

Ben şimdi sözü Mustafa Alhat’a veriyorum:

 

*- GİRİŞ CÜMLELERİ

Mustafa Alhat söylüyor:

“Newton ayağa kalk büyüğün geldi!...

Newton’un meşhur hareket yasalarını duymuşsunuzdur.

Bunlardan birincisi atalet (eylemsizlik) yasasıdır.

Newton 18. Yüzyılda duran cisimlerin durmaya hareket eden cisimlerinde istifini bozmadan aynen gitmeye yatkın olduklarını mevcut hallerinin değişmesinden hoşlanmadıklarını ve direnç gösterdiklerini tespit etmişti.

Yer çekimini ‘kafasına ağaçtan elma düştü!’ diye bulmuştu, Türkiye’de yaşasaydı belki ataletide zeytin sektörüne bakarak bulabilirdi.

 

*- GÖZ GÖRMEYİNCE

Yıllardır sektör (zeytin) toplantılarında televizyon programlarında yazışma platformlarında hatta iki kişi bir araya geldiğinde herkes sektörün sorunlarından ve düzeltilmesinden bahseder ‘havalı toplantılar yapılır fotoğraflar çektirilir basın bültenlerinde’ imaj cilalanır.

Ama iş harekete geçmeye geldiğinde değişimin ne getireceği ne götüreceği tam hesap edilemediğinden çoğunluk kendi pozisyonuna bir ‘zarar gelir!’ diye değişime ayak direr.

(Ekteki video gizli çekim veya baskın görüntüsü değil  bizzat mekan sahibi tarafından reklam olsun diye çekilmiş ve sosyal medyada yayınlanmış.)

Yani kendisi ve takipçileri bu görüntüden rahatsız olmuyor.

Çünkü kanıksanmış genel bir durum bu.

Sektörden genç bir arkadaşımda görmüş bak şu rezilliğe diye bana gönderdi.

Eğri oturalım doğru konuşalım. 

Göz görmeyince gönül katlanıyor.

 

*- EN SONUNDA

Mustafa Alhat devam ediyor:

“Ne yazık ki markalı ambalajlı veya beyaz teneke olarak son tüketicilere ulaşan yağların stoklanma ve nakliye süreçlerinde böyle benzeri şartlar az yada çok var.

İşte bu yüzden Lisanslı depoculuk çok önemli.

Manisa İl Tarım Müdürü ‘bu tip görüntüler olmasın!’ diye, zaten 30 senedir mevzuatta olan ama uygulanmayan kuralları önümüzdeki sezon uygulayacağını beyan etti.

Şimdiden tedbirinizi alın dedi.

Fabrikacılar ve tüccarlar yandım Allah isyanlarda.

Baştan söyleyeyim bu iş böyle gidemez ama 

Bunca yıl göz yumulmuş alışagelmiş normali bu zannedilen bir durum da 6 ayda düzeltilemez.

 

*- KAÇINILMAZ GÖRÜNEN

Bilmeyenlere anlatımını sürdürüyor, Mustafa Alhat:

“Zeytinyağı yılın 3 ayı üretilen 12 ayı tüketilen bir üründür.

Bu nedenle stoklanmak zorundadır.

Gelişmiş ülkelerde bu stok işi çoğunlukla kooperatiflerde ya da dolumcu şirketlerdedir.

Bizde tüm yağı sezonda kaldırabilecek stok imkanına sahip yeterince kooperatifler ya da büyük şirketler yoktur.

Bu yüzden stok yükü eskiden beri çiftçi üzerinde kalmıştır.

Devlet kooperatiflerden ümidi kesince ‘lisanslı depoculuk diye bir model icat edildi bazı ürünlerde gayet güzel çalışıyor ama bu güne kadar zeytinyağında faaliyete geçen bir örnek yok.

Yani sonuçta bir mucize olmazsa yakın gelecekte de yine çiftçi koşullarında stoklama kaçınılmaz görünüyor.

 

*- BİR MÜDÜR ÇIKTI

"Hali hazırda yeşil bidon dediğimiz 50 kiloluk plastik bidonlar çiftçinin hem yağı taşıdığı hem de stokladığı bir çözüm olarak kullanılıyor.

Eskiden de bunun demiri kullanılıyordu.

Yeri gelmişken söyleyeyim bizim sektörün (Zeytin) işleyiş şekli 50 sene öncede 150 sene öncede üç aşağı beş yukarı aynıydı.

Taş baskı gitti, kontinüler geldi, demir bidonlar gitti plastiği geldi.

Değirmenci modeli unda bitti ayçiçek yağında bitti bir tek bizde değişmedi.

Alt yapı olmadığı için devlet üstümüze gelmedi

Devlet ellemiyor diye sektöründe kolayına geldiği için bizde aynı tas aynı hamam devam ettik.

Şimdi bir Müdür çıktı ben bu düzeni düzeltirim diyor. 

Kolay değil ama bir yerden de başlamak lazımdı kendisine ne kadar teşekkür etsek azdır.

 

*- KUSURA BAKMASINLAR!

Bildiğim kadarıyla fabrikacılarla iki toplantı yapıldı özetle zeytinyağların fabrikalardan gıdaya uygun ambalajlarla çıkarılması aksi takdirde ceza yazılacağını bildirildi.

Toplantıya katılanların aklında da sadece teneke maliyeti kaldı.

Olaya muhalefet partisi vekili de karıştı konu siyasete malzeme oldu.

Vekil diyor ki; çiftçi zaten para kazanamıyor bir de teneke parası çıkarmayın.

Yani kısaca (böyle gelmiş böyle gitsin ellemeyin) demeye getiriyor.

Vekil kusura bakmasın böyle gidemez.

Müdür de kusura bakmasın onun dediği gibi de çözülemez.

Bizim gibi dolumculara yağ teneke ile mi gelecek?

Ambalaj bozup ambalaj mı yapacağız?

Müsade ederlerse ben bir yol haritası çizeyim.

Okuyanlarda beğenmedikleri yerleri yorumlarda tadil etsin.

 

*- BİR AN ÖNCE

Sektörün içinde pişen Mustafa Alhat’ın önerisi:

“Bir kere bu iş bir iki senede çözülmez en az beş yıllık takvime bağlanmalı.

Ama her yıl için ilerleme check pointleri belirlenmeli.

Nihai hedefimiz mesela 5 yıl içinde çiftçinin evde stok yapmasına gerek kalmayacak alt yapıları tesis etmek olmalı.

Bu bağlamda lisanslı depoculuk ve elektronik ürün borsalarının bir an önce kurulmaya başlanması gerekiyor.

Öyle bir iki tane beş on bin tonluk lidaş ile sorun çözülmez.

Tüm zeytinyağı fabrikaları lisanslı depo  ve elektronik ürün borsaları ağına entegre edilmeli.

Bu işler elbet zaman alacak ayrıca fabrikaların bu yatırımları yapması için gerekli maddiyat yani hibe ve krediler lazım. Depolar için imar izinleri lazım. Herhangi bir mağduriyet oluşmaması için güvenlik ve teminatları da içeren çok kapsamlı mevzuat lazım.

 

*- KUSURLU YAĞLAR

Alhat’ın çözüm önerisine devam:

“Bu nihai hedefe varıncaya kadar altını çiziyorum geçici çözüm olarak ne yapalım derseniz;

Bu yeşil bidonların sağlığa uygun içi beyaz çift katmanlı olanları imal edilmeli.

Kapakları su damacanası gibi yırtılıp açılan tek kullanımlık dizayn edilmeli.

Bu bidonlar depozitolu olmalı ve her fabrika standart aynı ölçü ve modelde bidonları kullanmalı.

Bidonların bir depozito değeri belirlenmeli ve her fabrika aynı bidon olduğu için kırık dökük veya çok yıpranmış değilse geri alıp yıkayıp kullanmalı. Sadece tek kullanımlık kapaklara isteniyorsa fabrika kabartmalı logosu basılmalı.

Eskimiş bidonlar tarım bakanlığı tarafından yarı parasına satın alınıp geri dönüşüme gönderilmeli.

Bu bidonlar iki renk üretilmeli.

Mesela sızma yeşil, naturel birinci turuncu renkli olabilir.

Dikkat ederseniz rafinajlık için bir bidon rengi önermedim.

Çünkü 2 asidin üstü yağlar kesinlikle üreticiye verilmemeli.

Fabrikacı rafinajlık yağları ya satın almalı ya da farkını tahsil edip yemeklik yağlarla takas etmeli.

Niye derseniz ortalıkta dolaşan kusurlu yağlar ya olduğu gibi tüketiciye giderek vatandaşta zeytinyağı hakkında olumsuz kanaat oluşmasına neden oluyor ya da diğer bitkisel yağlarla karıştırılıp tağşişte kullanılıyor.

 

*- POSASIZ OLMALI

Her bidon standart 55 litre (50 kg) doldurulmalı ve her bidona çiftçi Çks numarası fabrika üretim izin numarası fabrika tarafından hazırlanan tasiriye makbuzu numarası sıkım tarihi çeşit bilgisi içeren etiket yazıcıdan yazdırılıp yapıştırılmalı.

Bu bidonlar çiftçinin eve götürüp stokladığı ve fiyatı tuttuğunda tüccara götürüp satmayı planladığı yağlar için lisanslı depolar devreye girinceye kadar kullanılacak.

Çiftçi eğer son tüketiciye yağ satmak istiyorsa o zaman iş biraz değişiyor. Mevzuatımıza göre ambalajlı yağlarda posa olmamalı. Çünkü zamanla yağın bozulmasına neden oluyor. Fabrikacı filtresiz yağı tenekeye veya başka ambalaja koyup kendi markasını basınca tavsiye edilen son kullanım tarihi içinde kalite alt sınıfa düşerse sorumlu olur.

Bilinçli hiçbir Fabrikacı bu riski alamaz.

Bu nedenle filtre kaçınılmaz.

 

*- RAHAT BOZULACAK

Burada iki seçenek söz konusu.

Ya fabrikacı önceden hazırladığı ambalajlı yağları müstahsilin yağının yerine verecek.

Ya da yağı hemen vermeyecek filtre edip ambalajlayıp öyle teslim edecek.

Şimdi tabii bir düzen kurmak değiştirmek kolay değil, rahatımız bozulacak.

Ve illaki  ekstra iş yükleri ve maliyetler olacaktır.

Ama şu ayıpta ortadan kalkacaktır.

Saygılarımla… (Mustafa Alhat 10 Nisan 2026)

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği