Telefon
WhatsApp
Batı'da din, yüksek seslidir. Çin'de sessizdir

Bazılarımızı, bende mesela, özellikle, gördüklerimiz, yaşadıklarımız hatta şahit olduklarımızdan dolayı aklı selim olarak sadece Allah'ın varlığına, yüceliğine inancın şiddetle artmasına sebep oldu. Din tüccarlarının, ellerindeki malzemeyi alet ederek, cahil ve dünyadan bîhaber zavallıları, adeta beyinlerini yıkarcasına, kendi inanç ve menfaatleri doğrultusunda işlemeleri, provokasyona varan eylemlerini, bazılarımıza göre katliamla eş değer olan sabilere davranış ve kullanışları, nefretle izlediğim, ve bazı inançlarımdan uzaklaşmama sebep olan unsurlar oldu...Yazım uzunca, ilgi duyarsanız, şöyle arkanıza yaslanıp, cümle aralarında kendinizde istişare edebilirsiniz, ya da okumaktan vaz geçebilirsiniz, ancak merak uyandıran enteresan bir konu. 
   Sayın Mehmet Öğütçüye dönelim, yazarın ifadesine göre onu en çok şaşırtan şeyin, görünmeyen bir şey olan: DİN!
Etrafında dindarları ibadete çağıran, ne bir kilise çanı, ne bir ezan, ne de ibadeti kamusal alana taşıyan bir işaret görmemiş olması, yazarımızı ziyadesiyle şaşırtmış ki, düşünecek olursak toplu yaşamın,
''Allah, Allah!?!'' dedirtebilecek bir durum! Türkiye'deki gibi, neredeyse, her baktığınız yerden bir cami minaresi ve hocanın hoparlörlerle, avaz avaz kayıttan, Müslümanları ibadete çağıran ezan, Hristiyanları davet eden kilise çanları, Yahudilikte de şofar(içi oyulmuş bir koç boynuzu, trompet gibi çalınır, Yahudilerin yüksek bayramlarında veya kutsal günler boyunca)...Sadece, eski bir Budist tapınağından yükselen Mantralar(meditasyon ve dua gibi ruhani uygulamalarda, zihni odaklamak ve enerji dengelemek için tekrarlanan bir kelime, ses veya  ifade, ya da, Hinduizm ve Budizm'in ruhani geleneklerinde, zihni yoğunlaştırmak için kullanılan kadim, titreşimsel araçlar), sessizliği bozuyormuş...
   Mantralar, günümüzde, meditasyonu başlatma, şifa ve ruhsal uyanışı sağlama yetenekleriyle ün salmıştır. Stresi azaltmaya, iç huzuru geliştirmeye, hayata daha derin bir anlamla bağlantı kurmaya yardımcı olan eskimeyen bir etkinlik.
   Yazarımızın, 2024 de yapılan bir sayıma göre, Çin'in,1.404 milyar insanın yaşadığı büyük şehirlerinde, insanlar hummalı bir hareket halindeler, işe yetişmek ya da günlük alışkanlıklarını yerine getirmek için. 
**Dünyevi bir disiplinli hayat akışı...kolayca ''bu ülkede din yok'', hükmüne vardıran bir mekanik uyum. Ancak orada biraz zaman geçirdiğinizde, geçirdiğinizde, bunun yüzeysel bir yargı olduğunu görüyorsunuz. Çin'de mesele Dinin olmaması değil, bizim alışık olduğumuz biçimde görünmemesi. ''Görünmeyen din!'' Gün doğmadan, yüzlerce yaşlı insan toplanmış, neredeyse fısıltısız bir uyum içinde Tai Chi yapıyorlardı. Ağaçlara yaslanıyor, yavaş ve ritmik hareketlerle bedenlerini akışa bırakıyorlardı. Acele yok, yarışma yok! Bu bir spor değildi, ibadet de değildi. Ama ortada, açıkça bir iç disiplin, bir sükûnet, bir tür maneviyat vardı. Tapınakta tütsü yakan gençler, sınav öncesi dua eden öğrenciler, bahar bayramında atalarının mezarlarını temizleyen aileler...O an şunu fark ettim: Çin'de din, kilisede, camide ya da tapınakta değil, davranışta yaşıyor.
   Çin, hiçbir zaman ''tek dinli'' bir toplum olmadı. Biz dini, genellikle kurumsal bir yapı üzerinden tanımlarız: mabed, ruhban sınıfı, kutsal kitap, dogma. Çin Medeniyetinde ise, maneviyat hiçbir zaman tek çatı altında toplanmadı. Tarih boyunca 3 ana damardan beslendi: Taoizm, Konfüçyüslük, Budizm. Ama bunların hiç biri batıdaki anlamıyla bir ''din'' değil. Taoizm, doğayla uyumu öğretir, Konfüçyüzlük, ahlakı ve toplumsal düzeni, Budizm, iç huzuru ve zihinsel arınmayı. Tanrı merkezli değil, denge merkezli bir evren tasavvuru. Bir Çin'liye; ''Dindar mısın?'' diye sorduğunuzda şaşırmasının nedeni budur. Çünkü onun zihninde din, bir kimlik değil; gündelik hayatın doğal akışı.
   Elbette işin siyasi boyutu var. Çin Komünist Partisi resmi olarak Ateist. Devlet dini kurumları sıkı denetim altında tutuyor.
Mao döneminde, tapınaklar kapatıldı, din adamları susturuldu, Kültür Devrimi sırasında, maneviyat neredeyse yer altına itildi.
Ama inanç yok olmadı.
Sadece göeünmezoldu.
Bugün tablo daha karmaşık:
Tapınaklar dolu. Budist manastırlar canlı. 
Taoist pratikler günlük hayata sinmiş.
Camiler, varlığını sürdürüyor.
Devletin yaklaşımı net: Din olabilir, ama siyasete dönüşmemeli. Yani özgür değil, kontrollü din.
   Pekin için din, teolojik değil, stratejik bir konu. Bu nedenle kontrol daha sıkı. Sessiz ama kalıcı. 
Çin seküler olabilir, ama maneviyatsız değil. Batıda din kurumsaldır, Çin'de kültüre dağılmıştır. 
Batı'da din, yüksek seslidir. Çin'de sessizdir.
Batı'da din iddia eder, Çin'de davranışa siner.
Bu yüzden Çin'de büyük bir mobilizasyon görmüyoruz. Ama derinde son derece sağlam bir ahlaki omurga var.
Konfüçyüs, sorumluluk duygusu, Taoist, denge arayışı, Budist için disiplin...
   Çin'i ayakta tutan sadece fabrikalar ya da teknoloji değil. Bir medeniyet hafızası. Ve o hafızanın içinde din, her zaman yer buluyor.
Sessizce,
Gösterişsizce,
Ama inatla.**
   Sayın Mehmet Öğütçü, akılda kalıcı kıymetli aydınlatmalarınız için sonsuz teşekkürler...

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği