Telefon
WhatsApp
BAZEN HUYSUZ, BAZEN NEŞELİ... AMA İŞE YARAMAZ

Neymiş efendim, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından el konulan İzmir’deki tarihi binadaki Meslek Fabrikası’na el konulması üzerine CHP’li belediye başkanları da İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Bey gibi ‘nöbet tutmaya’ gidenlerin yanında olmuşlar.

Böylece İzmir uyanmış…

Şu anda benim gördüğüm kadarıyla, özellikle CHP’li muhalifler tarafından olduğu gibi sözde yönetimde olan CHP’liler tarafından da en fazla tenkit edilen Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli hizmet üretmeye çalışıyor.

Bir de Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa Günay…

İkisi ile de ne görüşmem oldu, ne de bir bardak çaylarını içtim…

Ama görünen köy kılavuz istemez!

Unutmadan belirteyim:

Bir yandan ‘geçim kaynakları’ CHP’li belediye başkanlarını överek yere göğe sığdıramayan ama yıllardır, gerçek bir medya kuruluşunda kendilerine yer bulamayanlar, lafı açılınca AKP İzmir İl Başkanı için methiye düzmekten de geri kalmıyorlar.

Neymiş, ‘Çok efendi imiş, ılımlı imiş, seviliyormuş, dinlemeyi biliyormuş, İzmir’i çok seviyormuş,..’ falan filan…

Aklıma Urla’nın, bana göre sözünün eri olduğunu bildiğim önceki başkanlarından Manisalı Karaosmanoğlu geldi.

Karaosmanoğlu ‘Küfürbaz!’ idi…

Sevmedikleri, inanmadıkları, güvenmedikleri ve görevini yapmayanları azarlarken, kadın- erkek ayrımı yapmadan, ‘küfür’ ederek, yüzlerine hakaret yağdırırdı.

Bazı konuşmacıların methiyeleri belirttiğim gibi Başkan Karaosmanoğlu’nun kulaklarını çınlatmamı sağladı.

Anlayan anlar bu anımsatmamdan…

İki dakikalık bir selamlaşma ya da görüşmeden bir kişi hakkında methiyeler düzecek kadar güzel laflar edildiği herhalde az görülmüştür.

Ama bazılarında görüyoruz işte!...

 

*- KANDIRMACA MI?

Murat Eştürk geçenlerde yeni İçişleri Bakanı tarafından yapılan resmi açıklamada, ‘Resmi kurumlarda devletin verdiği, eski tabiriyle Sarı Basın Kartları’nın kimlik değil resmi belge olarak kabul edilmesi’ni başta valilikler olmak üzere ilgili tüm kurumlara bildirdi.

Murat Eştürk bir anısını anlatarak, sıkıntıların yaşanacağını belirtiyor.

Ben de kendisini haklı buluyorum.

Eminim ki, eğitimsiz bazı memurlar gazetecilere tek sözcük ile ‘Olmaz’ ya da ‘Geçersiz’ diyeceklerdir.

Çünkü benzer açıklamalar önceki yıllarda da oldu…

Ama şimdilik erken yarın neler yaşanacak bilemiyorum, ama belirttiğim gibi aklımdaki şüphe yerinde duruyor.

Zaten dağıtım sadece; basın derneklerine ve de resmi kurum olarak, Jandarma Genel Komutanlığına, Emniyet Genel Müdürlüğüne, Sahil Güvenlik Komutanlığına ve de valiliklere yapıldı.

Yanı bankada, postanede, internet şirketlerinde geçerli değil…

Sözü Murat Eştürk’e veriyorum:

“Yedi cüceler misali yaşıyoruz bu dünyada,

Bir coşkulu, bir yorgun…

Bir iyimser, bir kaygılı…

Bazen huysuz, bazen neşeli…

Bazen de fena halde öfkeli…”

Murat Eştürk önemli güncel konu ile ilgili de şunları söylüyor;

“Can dost; iyi güzel sağlıklı, mutlu huzurlu günler dilerim.

‘Basın Kartı kimlik yerine geçer mi geçmez mi?

İçişleri Bakanlığı ‘geçer!’ diye tebligatta bulundu.

Ancak IGC’mizin geçmişteki, ‘Şeref Divanı toplantısında’ aynı konu açılmış, günün bakanı, bugünkünün söylediğini şifahen söylemişti. Bende ‘hayır olmaz çünkü kimlik istenen resmi kurum kuruluşlar ve de bankalarda istenen kimlik bağlı oldukları kanuna göre bellidir.

Yani kanunlara kimlik maddesine ek bir kanun mevlisimizden geçirilir ilgili kanunların ilgili maddesine ek yapılır ondan sonra başın kartı kimlik olarak kabul edilir.

Basta IGC’miz olmak üzere bütün cemiyetlerimizin bu yönde çalışmaları gerekir diye düşünüyorum. Sağlıklı günler dilerim…”

Sonucun özeti şöyle:

“Herkesin iyi niyetli olmadığını, bazılarının ise sadece daha iyi rol yaptığını öğrendiğimiz yaştayız…”

 

*- ÇOK BEĞENMİŞ

Ankaralı Sevgi internette dolaşırken, çok önceden yazdığım bir makaleye takılmış.

Ankaralı Sevgi Hanım, ‘Ben çok beğendim!’ diyerek bu yazımı bana da göndermiş…

Ben de, kendi yazımı alıntı yaparak paylaşıyorum…

KEMİKLERİ Mİ KIRILSIN, İŞTEN Mİ ATILSIN?

“Bugün vatandaşın sesini yeni seçilen ya da koltuğunu koruyan başkanlarla paylaşayım:

İzmirliler soruyor ve istiyor:

‘Belediyelerde işe gitmeden maaş alanlar tespit edilsin, aldıkları maaşlar geri alınsın, işlerine son verilsin...’ diye...

Sanıyorum; bu çok ciddi bir sorun...

Bir odada oturan çok sayıda kişiden bir ya da ikisi görevini yaparken, diğerleri ya bilgisayarda oyun oynuyor, ya da sigara paydosu veriyor, neredeyse bir masayı üç kişinin paylaştığı zamanımızda bunlar ya gerçekten çalıştırılıp, maaşlarını hak etmeliler, ya da vatandaşın isteği yerine getirilsin.

Aliağa’nın MHP’li belediye başkanını anımsıyorum:

Seçildikten sonra bu türleri belediyeden temizlemiş ve halkın takdirini kazanmıştı.

Ondan önceki CHP’li belediye başkanı da, bu türler ve belediyeyi sömürenler için, ‘Önce kemiklerini kıracak, sonra adliyeye teslim edeceksin. Çünkü bunlar bir yolunu mutlaka buluyor...’ diyerek yine soruna dikkat çekmişti.

 

*- NE GÜNLERDİ?      

Belediyeler kadrolarını kontrol etmeli, çalışanlarla çalışmayanları ayırmalı ve yeteneklerine göre değişik birimlere vermeli...

Yani oturup, aybaşında maaş almalar, bilgisayarlarda oyun oynamalar kaldırılmalı... Tabii ki resmi kurumlarda da...

*- Nihayet Tunç Soyer pazartesi günü mazbatasını alacak ve halkla kucaklaşacak.

Sıra; oylarını, yani başkanlıklarını koruyan Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş da...

*- Salim Çetin’e kulak vermeliyiz...

Belediyeler paralarını plansız programsız çar çur etmemeli...

Yeni dönem bizi her konuda bir muhasebeye zorluyor.

Bunun anlamı belediyelerde her yapılan işin yeniden tanımlanacağıdır ya da başka bir deyimle, ‘başka bir dünya’nın nasıl olacağının hayata geçirilmesidir.

Yeniden hayata geçirilecekler listesine siz, sosyal belediyecilik, yerel kalkınma, kentsel dönüşüm vb. hizmetleri alın ama ben, daha küçük gibi gözüküp bir o kadar önem arz eden bir sorundan, belediyelerin çıkarmış oldukları gazete, dergi ve diğer yayınların içeriklerinden ve kalitesinden söz etmek istiyorum.

Şimdi, ‘bu da nerden çıktı!’, demeyin?

 

*- O YAYINLAR

Yıllardır yerel yönetimlerde çalışan birisi olarak bu yayınların gerek içerikleri, gerekse birçok bakımdan daha iyi olması konusunda bir çabaya tanık olmadığımdan, serzenişim bundan.

Oysa belediyelerin çalışmalarını destekleyecek, onların yaptığı işleri seçmene anlatacak önemli birer mecradır bu yayınlar.

Ayrıca şehri bütün yönleri anlatacak birere araçtır da aynı zamanda.

Gelin görün ki çoğu belediye bu yayınları birer kurum bülteni olarak görür.

Böyle olunca da belediyelerin yaptıkları işlerin reklamının yapıldığı, her karede belediye başkanının fotoğrafının olduğu harika bir ‘sihirli kutu’ karşınıza çıkar, gazete diye.

 

*- SUÇA ORTAKLAR

Bu suça ne yazık ki bu yayınların başında bulunan, genellikle gazeteci kökenli çalışanlar da ortaktır.

Çünkü başkanlar, kendi yaptıkları işlerin, ‘reklamın iyisi kötüsü olmaz’ mantığı içinde halka tanıtılmasını ister.

Ama yayının başında bulunan gazetecinin burada belirleyici olması, yayını bülten havasından kurtarıp zengin bir içeriğe yönlendirmesi gerekir.

Beklenen budur.

Peki niye olmuyor?

 

*- AKIL YÜRÜTÜLMÜYOR

Burada bence şöyle bir sorun var;

Bu yayınların başında olan gazeteciler bu yayınları normal bir gazete gibi addediyor, bu nedenle bu formatta hazırlıyorlar.

İkinci bir konu bu yayınların şehri de anlatan bir mecra olduğunun farkında değiller.

Böyle olunca yarı gazete yarı bülten karışımı renksiz, içeriği zayıf ve reklam kokan bir yayın ortaya çıkıyor.

Hâlbuki İzmir’ deki belediyeler artık bu yükten kurtulmalı şehre dokunan, kendi yerelini anlatan yayın organlarına kavuşmalıdır.

Elbette belediye hizmetleri de anlatılmalı ama sıcak bir dil, farklı bir bakış, illaki şehirle, semtle bağ kuran bir anlayış bu haberciliğin…”

 

*- İYİLİKTEN YARARLANANLAR

Sevgili Aynur Can önemli bir konuda, yeni bir dolandırıcılık hakkında bilgi sahibi olmamızı istiyor.

İşin ilginç yani dolandırıcıların tek ihtiyaçları sizin iyiliğiniz!

Yanlış duymadınız ve okumadınız;

‘Tek ihtiyaçları sizin iyiliğiniz…’

Şimdi sözü yine Aynur Can’a verelim:

“Son zamanlarda, ‘yardım dolandırıcılığı’ alışveriş merkezlerinde, metro istasyonlarında, pazarlarda ve halka açık yerlerde ortaya çıkıyor.

Dolandırıcılar genellikle iyi giyimli, orta yaşlı veya yaşlı kişilerdir.

Telefonlarını nasıl kullanacaklarını bilmediklerini, emeklilik veya mali yardımlarını kontrol etmeleri gerektiğini veya bir sayfada hata yaptıklarını iddia edebilirler ve telefonlarını kullanmak için yardımınızı isteyebilirler.

Tehlikeli Kısım[Mh1]  şu;

“Telefonu açtığınızda, genellikle zaten devam eden bir görüntülü görüşme, ekran kaydı veya yüz tanıma özelliği etkinleştirilmiş olur.

Karşı tarafta sizi izleyen biri var.

Yardım ettiğinizi sanıyorsunuz ama aslında biyometrik verilerinizi teslim ediyorsunuz.”

 

*- YAPAY ZEKA DESTEKLİ

Bu sıradan bir dolandırıcılık değil.

Bu, yapay zeka destekli bir biyometrik dolandırıcılık.

Paranızı değil, sizi istiyorlar.

Telefona dokunursanız (parmak iziniz), sayıları veya sembolleri okursanız (sesinizi) veya bir görüşme sırasında ekrana bakarsanız (yüzünüzü), en önemli üç biyometrik tanımlayıcınız çalınabilir: parmak iziniz, sesiniz ve yüzünüz.

Modern yapay zeka, neredeyse birebir eşleşen bir ‘dijital kopya’ oluşturabilir.

Ve bundan sonra olanlar korkunç:

Dijital kopyanızı kullanarak çevrimiçi krediler, tüketici kredileri alabilir veya otomatik yüz ve ses doğrulama sistemlerini atlayarak para çekebilirler.

30 dakika içinde tüm kredi limitiniz tükenebilir.

Banka bildirimleri geldiğinde, paranızın çalınmadığını, binlerce, belki de milyonlarca lira borç içinde olduğunuzu keşfedersiniz.

Şu üç kuralı unutmayın:

 

*- KÂBUSUNUZ OLUR

Tanımadığınız kişilere telefonlarıyla asla yardım etmeyin.

Telefona dokunmayın, tuşlara basmayın, bakmayın ve ‘Sadece bir dokunuş’ deseler bile hiçbir şeyi yüksek sesle okumayın.

Bilinmeyen numaralardan gelen görüntülü aramalar:

Hemen kapatın.

Asla ‘kameraya bakmayı’ veya ‘sadece birkaç saniye konuşmayı’ kabul etmeyin.

Bu mesajı yaşlılarla, çocuklarla ve iyi kalpli insanlarla paylaşın.

Dolandırıcılar artık iyi kalpli insanları hedef alıyor.

Son hatırlatma:

Asla ‘Bu benim başıma gelmez’ veya ‘Bunu önleyecek kadar akıllıyım’ demeyin.

Tam olarak bu güvene ve iyiliğinize güveniyorlar.

İnsanlığın iyiliği için diye düşünülerek yapılan her yeni icat, namussuz ellerde insanlığın kabusuna dönüşüyor…

 

*- ‘VAY ANASINI’ GİBİ…

Doğan Karabulut, “CHP, Uşak’ı açıklamalı... Hem de hiç fazla zaman geçirmeden, herkesi anlayabileceği bir şekilde...” diyor.

Ben ‘Bornova ayağını’ yazmıştım.

Bir de ‘şoför hikâyesi’ çıktı, Bornova’dan…

Partiyi ve sıradan memur ve müdürleri daha fazla yormadan, üzmeden ‘Anlayan için bu kadar yeter!’ diyerek başka konulara geçmiştim.

Doğan Karabulut da, “Tanıdığım bütün CHP’liler durumdan utanıyor ve bu o utananların değil; hiç utanmayanların suçu…” diyerek konuyu şöyle ele almış:

“Köy Enstitüsü’nde eğitim görmüş bir babanın, daha çocukken babadan öğrendiği ‘kolektivist’ ideolojisini Mülkiye’de pekiştirmiş bir evladı olarak, elbette bütün insanların her koşulda eşit olduğunu bu dünyada en iyi bilen insanlardan biri sıfatıyla, yine de geçmişinde sadece uzun yol şoförlüğü ve ‘benzincilik’ olan bu lise mezunu arkadaşın oralara nasıl ‘yükseltildiğini’ bilmek, ‘herkes gibi benim de hakkım!’ diye düşünüyorum en başında... (Yoksa, mesela, sadece “para”sı olduğu için mi!)”

 

*- DÜĞÜM NOKTASI

Olayın en başında, “Uşak’ta tek bir kişi olan biteni Genel Merkez’e bildirmez mi yahu!” diye düşünmüştüm ama durum onu gösteriyor ki, bırakın “bildirmeme”yi, aslında Genel Merkez’e şikayetler yağmur gibi yağmış ama, “Kim anlar; kim dinler!” durumu söz konusuymuş meğer...

Üstelik bu “uyaranlar”dan biri de CHP milletvekili; Uşak Milletvekili Ali Karaoba!

Karaoba, yerel seçim sürecinde adayı doğru bulmadığını Genel Merkez’e bildirdiğini ama sonuç alamadığını söylüyor!

Ali Karaoba’ya “anketlerde önde olduğu” söylenmiş!

Şu meşhur “anketler” yani...

İzmir’de “örnekleme” yöntemiyle çoğu CHP’li olmak üzere neredeyse binlerce kişiye sorduğum ve tek bir kişiden, “Ben de görüş bildirdim” yanıtını alamadığım anketler!

Mesela Genel Merkez, Uşak’ta bu “anket” konusunda izlenen “yöntem”i ve sonuçlarını da açıklamalı!

Seçmenler (ve bizler) görürüz sonuçları, bu belediye başkanı arkadaş (söylendiği gibi) önde(!) idi ise kimse durumdan “utanmaz”(!); en azından, “Kendi düşen ağlamaz” der geçeriz...”

 

*- İNCE NOKTA…

Sosyal medyadaki bazı paylaşımlarda, “Kimsenin özel hayatı kimseyi ilgilendirmez” çerçevesinde yorumlar var...

Orda duuuuurrr!

Her ne kadar kendi ellerimizle o koltuklara oturttuğumuz adamların “ahlaklı” olmalarını istemek en doğal ve en “saf” beklentimiz olsa da, “özel hayat” ile ilgilenmek işin sadece orasıyla ilgilenenlerin sorunu; durumun vahim tarafı, işin özü; sahip olduğu erk sayesinde (türlü türlü!) kişisel çıkar sağlama, halkın verdiği yetkiyi kötüye kullanma!

İşte tam da bu aşamada, bu arkadaşın hangi özellikleri sayesinde tercih edildiği açıklanmalı.

Bu, özür dilemekle geçiştirilebilecek bir şey değil; ayrıntılı bir biçimde açıklanması gereken bir süreç…”

 

*- REZALETİN DANİSKASI

İşte önemli nokta;

“Yok mu yahu bu memlekette, Cemil Tugay kadar dik durabilecek bir belediye başkanı!

Adam, bu belediye başkanı arkadaşın İzmir Büyükşehir Belediyesi Özel Kalemi’ne “yerleştirmek” istediği kızının durumunu engelliyor ve talebi reddediyor!

Ama gelin görün ki, bir başka İzmir ilçe belediyesi, Bornova Belediyesi “uzaktan yerleştirici” belediye başkanıyla mesajlaşırken, “İşe gitmem şart mı yaaa!” diyen bir başka kızı işe alıyor!

Rezaletin daniskası!

Bir “topan” ekmeğe muhtaç onca insan belediye kapısında iş beklerken!

Seçtiğimiz adamların kendi ellerimizle oturttuğumuz makamlarda yaptıklarına bakın!

 

*- TEMİZ ELLER…

Bir de şunun altını çizmem lazım: Operasyon sürecinde bir “gecikme” oldu.

Bu Uşak Belediye Başkanı arkadaşın “mekan”larında, kendisinin gözaltına alındığı dakikalarda eş zamanlı olarak arama yapılmalıydı...

O belgeler ve kamera görüntüleri “bulaşık deterjanı” niteliğinde “temizleme” unsurları taşıyor olabilir çünkü!

Temizleyeceğiz...

Siyasetin neresinde ne pislik varsa temizleyeceğiz.

Hepimizin bu gücü var çünkü.

“Ön seçim” benzeri onca “halktan yana” alternatif varken parti genel merkezlerine küf gibi yapışmış olan ve “bu gibi adamlar”ı seçmemiz için tek seçenek olarak önümüze koyup “dayatan” “karar verici” oligarşik gruplar, halkın iradesi önünde toz gibi savrulurlar; insanlık tarihi benzer örneklerle dolu.,,”

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği