BEN DE DUYDUM, SİZİN DUYDUKLARINIZI
*- GÖRMEYEN EŞEKLER Nasreddin Hoca bir gün yine eşeğe ters binmiş, Adamın biri; ‘Hocam neden ters biniyorsun?’ diye sormuş. ‘Arkadan gelen tehlikeleri görmek için!’ demiş. Adam, ‘Ya önden gelen tehlikeler?’ Nasreddin Hoca şöyle cevap vermiş; ‘Onu eşek de görür!’ Bu konuşma yıllar önce geçmiş… Acaba şimdi içimizde tehlikeleri görmeyen, görmek istemeyen eşekler var mı? Zamanımızda bir de şu var: ‘Baktığını görenler ve görmeyenler!’ Bakmak başkadır, görmek başka! İkisini karıştırmamak lazım…
*- GÖRMEK LAZIM…
‘Bakmak ve görmek’, iki ayrı olayı anlatan ifadelerdir.
‘Bakmak’; gözlerimizi bir yere yöneltmek,
‘görmek’; ise orada ne olduğunu algılamak anlamına gelir.
Basitçe söylemek gerekirse, biri fiziksel bir eylemi, diğeri ise zihinsel bir süreci ifade eder.
‘Bakmak ve görmek’ demek, genellikle yüzeysel bakış ile derinlemesine anlamayı ayırt etmek için kullanılır.
Yanı;
İster sanat eserlerine bakmak, ister günlük hayatta karşılaştığımız olayları anlamlandırmak olsun, gerçekten görmek, genellikle bakmaktan daha fazlasını gerektirir.
Bu nedenle bazılarının ‘Kör müsün?’ lafına muhatap olmamak için olaylara çok dahi dikkatli gözlerle bakmamız, yani gerçeği görmemiz, bu zamanda şart gibi, geliyor bana…
*- SORMAKTAN ÇEKİNMEYELİM
Sevgili dostlar size şimdi de ilgimi çeken bir konuşmadan, dialogdan söz etmek istiyorum.
Benim hayalini çektiğim bir soru- cevap şekli, nakledeceğim.
Herkesten beklediğim işte bu!
İşi gücü, Foça’yı tanıtmak olan Servet Vural bir Pazar fotoğrafı paylaşmış ve altına şunları yazmış:
‘Doğal ve organik ürün arayanlar bu pazarda buluşuyor!
İzmir’in tek Sloow Food pazarı…’
Meraklısı ve ilgilisi çok…
İşte bunlardan biri Engin Yüksel, açık ve net şöyle diyor:
‘Yahu herkes yalancı oldu!
Doğru insana rastlamayacak mıyız?
Peynir reklamı. bal reklamı, yağ, zeytin reklamı, doğal ürünler reklamı yaparlar,
‘Nerede ne zaman kuruluyor, bu Pazar?’ diye yazmazlar yazıklar olsun!’
Engin Bey iyice sinirlenmiş…
Herhalde Servet Vural’ın bir gazetede çıkan haberden esinlenerek kullandığı Pazar fotoğrafı, içinde ve aklındaki düşünceyi ortaya koydurmuş Engin Yüksel beyi…
Hep ‘organik’ diye kandırıldığımız için, bu nedenle normalin üstünde fiyat ödediğimiz sözde organik ürünler ve sahtekârlar, dolandırıcılar, Engin Bey gibi çoğumuz da aynı duyguları yaşamıyor muyuz?
Foçalı yardımsever Servet Vural sinirlenmeden Engin Yüksel’e şu yanıtı vermiş:
‘Pazar günleri Büyük deniz girişinde!’
Engin Yüksel bu kez, kendince haklı olarak,
‘Servet Vural kardeşim büyük deniz nerde?’ diye sormuş…
Belli ki Foçalı değil ve Foça’nın bu kısmını bilmiyor.
Diyalog şöyle devam ediyor:
‘Foça Taksi durağı arkası deniz kenarı!’
‘Teşekkür ederim!...’
Bu kez ilgi duyan bir başkası Sevgi Özen de konuşmaya katılıyor:
Sevgi Özen Hanımefendi. ‘Yer neresi bilgi verin lütfen!’ diye soruyor.
Servet Vural’ın yanıtı şöyle:
‘Pazar günleri Büyük deniz girişinde…’
Servet Vural bu arada Engin Yüksel’e de laf yetiştiriyor ve yarım kalan bir cümleyi tamamlıyor:
‘Foça Taksi durağı arkası deniz kenarı!...’
Bu konuşmalar ‘sabır’ gerektirir…
Halbuki Foça aşığı Servet Vural soru yöneltenlere, ’İzmir’den en fazla bir saat uzaklıktaki Foça’ya gelin, garajda sorun, size anlatırlar!’ diyerek yanıt verebilirdi.
Ama şimdi daha samimi, inandırıcı ve gerçekçi bir konuşmaya tanık olmuş olduk.
Adı geçen her okuyucuya ve meraklıya teşekkür ediyorum.
Böyle olmalıyız, doğruyu buluruz.
*- KARŞILIKLI SUÇLAMALAR
İzmir’in Körfezi konu olmaya devam ediyor.
Zaman zaman yaydığı koku ve toplu balık ölümleri ile dikkat çeken İzmir Körfezi öyle hale geldi ki, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in bile lafla atışmalarına ve suçlamalarına neden oldu.
Özgür Özel, Körfezin temizliğinden iktidarın sorumlu olduğunu, belediyenin halkın vergilerini başka hizmetlerde kullanması gerekirken, mecburen yine herkese ilgilendiren Körfez için harcamalar yaptığını belirtti.
Bugün ise, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ‘Körfez dip tarama çalışmalarında 1 ay raporu’ yayımlandı.
Buna göre 60 bin ton çamur çıkarıldı…
Bostanlı açıklarının ardından Çiğli açıklarına demir atan tarama gemisi 7 gün 24 saat durmaksızın dip taramaya devam ediyor.
Haziran ayına kadar ilk etapta 700 bin metreküp çamur çıkarılacak.
*- DERİNLİK KAYBOLMUŞ
Görevli inşaat mühendisi Kadir Arali, “Suyun derinliği 0 metreden yaklaşık 3.5 metreye kadar gidiyordu. Karaya doğru ilerleyerek hedefimiz dibi 200 metre genişlik 4-4 buçuk metre derinliğe çıkarmak.
Karaya doğru gittikçe artık su derinliği yok oluyor.
Flamingoların olduğu noktada kuşlar yuva yapabilecek konumda.
Şu ana kadar yaptığımız çalışmalarda 60 bin ton malzeme çıkardık.
Bu da 55 gemiye tekabül ediyor.
Şu an karaya uzak olduğumuz için sadece dipte çamur görüyoruz. Karaya yaklaştıkça çeşitli evsel atık malzemelerini de görüp temizleyeceğiz” dedi.
*- BEBEK BEZİNE KADAR
Mühendis Kadir Aralı, ‘Daha önceki tarama çalışmaları sırasında aklınıza gelebilecek her şeyi Körfez’de gördük.
Bunlar; araba lastiği, bebek bezi, poşet, şişe ambalaj gibi malzemeler. Bu malzemeler ya derelerden Körfez’e geliyor ya da denize atılıyor.
Ben de İzmirli bir vatandaş olarak İzmirlilere sesleniyorum.
İnorganik maddeleri lütfen denize atmayın, derelere atmayın.
Bizim amacımız gelecek nesillere temiz ve yaşanabilir bir Körfez bırakmak. Sizlerden de aynı gayreti bekliyoruz” diye konuştu.
*- AKINTI HIZI ARTACAK, KİRLİLİK AZALACAK
Körfez’deki tarama çalışmaları iki etapta yürütülecek.
İlk 180 günde acil olarak toplam 700 bin metreküp tarama yapılacak ve 440 milyon liraya mal olacak.
Bu taramanın ardından yapılacak ikinci etapta 1 milyon 800 bin metreküp dip çamurunun taranması için ise 2025 yılında ihaleye çıkılacak. Böylelikle İZSU Genel Müdürlüğü İzmir Körfezi’nde 2 milyon 500 bin metreküplük dip taraması gerçekleştirecek.
Körfez ve dere ağzı tarama çalışmaları, Körfez’deki su kalitesini artıracak ve 20 santimetre derinliklere inen körfezin karasallaşan noktalarındaki dip tarama malzemesinin alınması ile körfezin akıntı hızı artacak ve kirliliği azalacak.
Ne diyordu kelebek?
‘Hayat, vakit kaybedilmeyecek kadar kısa!’
Renkli ve güzel bir hayat istiyorsan, tüm ruhunla anı yaşamalısın…
Yani;
Geçmiş hakkında fazla düşünme, anı yaşamayı öğren!
Başaramadığında vazgeçme, azimli ol…
Dostunu gördüğünde tebessüm et ki, sevdiğini anlasın,
Düşmanını gördüğünde de yine tebessüm et ki, gücünü anlasın!
*- HALIYI KİM HEDİYE ETTİ?
Usta Gazeteci İlhan Karaçay, ‘Lahey Adalet Divanı’na halıyı kimin hediye ettiği tartışmasındaki pürüzü bulduğunu açıkladı.
Devlet erkânı ‘Halıyı Sultan Abdulhamid hediye etti!’ derken, araştırmacı Dr. Mehmet Tütüncü ‘Sultan Reşat hediye etti’ diyor.
Bu arada ‘Yapay Zekâ ChatGPT’ de görüşlerini açıkladı ve Gazeteci İlhan Karaçay’ı doğruladı.
Tarihi bilgilerimizi yenileyelim:
*- DEVLETLERİN HEDİYELERİ
1900’lü yılların başında; Hollanda’nın Lahey kentinde,inşa edilmekte olan ve iki yıl içinde tamamlanması planlanan Sulh Dairesine çeşitli devletler tarafından hediyeler gönderileceği açıklanır.
Örneğin;
Almanya Hükümeti, dökme demirden yapılmış oldukça büyük bir kapı;
Rusya, ‘malakit’ adı verilen yeşil damarlı taştan yapılmış sütunlar ve bir levha; Fransa, büyük bir tablo; Çin ve Japonya, salonların duvarları için kumaş örtüler; İtalya, 35 bin frank değerinde bir mermer.
Osmanlı İmparatorluğu, 28 Temmuz 1909’da, Lahey Yüksek Adalet Divanı’nın yer aldığı ‘Barış Sarayı’na, 468 metrekarelik ve 3 tonluk bir Hereke halısının armağan edilmesini kararlaştırır, 2011 yılında yerine teslim edilir.
Bu olaydan 100 yıl sonra halı, tekrar teslim alınarak, yıpranan yerleri Türkiye’de restorasyonu yapılarak, yenilenir ve tekrar Hollanda’ya teslim edilir.
İşte burada Turizm Bakanımız yaptığı konuşmada halının Sultan Abdulhamid tarafından hediye edildiğini söyler.
Ama iyi araştırılmamış bir açıklamadır bu;
Çünkü o tarihte Sultan Abdülhamid tahta değildir.
*- SULTAN ABDÜLHAMİT TAHTAN İNDİRİLMİŞTİ
Araştırmacı Dr. Mehmet Tütüncü, bu halının Hollanda’ya Sultan Abdulhamid’in değil, Sultan Reşat’ın hediye etmiş olduğunu belirtti.
Dr. Tütüncü, Mayıs 2024’te de Turkology dergisinde yayınladığı bir makalede, Sultan Abdülhamid’in böyle bir gayreti olmadığını, halının dokunulması emrinin kendisi tahtan indirildikten sonra verildiğini arşiv belgelerine dayanarak ortaya koyduğunu vurguladı.
Halı fikri Sultan Abdülhamid tahtan indikten üç ay sonra gündeme gelmişti.
Peki bu önemli yanılgı, yanlış bilği nedendi?
Bunu da Usta Gazeteci İlhan Karaçay’dan öğrenelim:
*- AYNI BOY VE AĞIRLIKTA İKİ HALI
‘Hereke Fabrika-i Hümayun’da birçok halı dokundu.
Bunlardan en devasa olanı, Sultan II. Abdülhamit döneminde, Alman İmparatoru Kaiser II. Wilhelm’in ziyareti vesilesiyle, 1897 tarihinde Yıldız Şale Köşkü Muayede Salonu için yaptırılan, 468 metrekare boyutunda, 3 ton ağırlığındaki halıydı.
Ayrıca Beyler Beyi Sarayı Mavi Salonu, Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu, Lahey Yüksek Adalet Divanı ve Beyaz Saray‘ında bulunan halılar da Hereke Fabrika-i Hümayun’da dokundu.
Burada sözü edilen halı, Hollanda’ya hediye edilen halı gibi, 468 metrekarelik ve 3 tonluk bir halıymış.
Demek oluyor ki, boyutları ve kilosu hemen hemen aynı olan bu iki halı zihinleri karıştırmış…’
Devlet erkanımız da, bu nedenle, halının Hollanda’ya Abdulhamid tarafından hediye edildiği zehabına kapılmışlar ve ‘Bu halıyı Abdulhamid hediye etti’ yanlışlığını yapmışlar.
Olur mu, oluyor işte!
Ama olmaması gerekirdi…
Dönelerin verildiği, yapay Zekâ ChatGPT de İlhan Karaçay’ı doğruluyor,
*- ŞİMDİ GÜNÜMÜZE DÖNELİM
Yapay Zekâ ChatGPT şöyle diyor:
‘28 Temmuz 1909 tarihli belge, Osmanlı Devleti’nin Hollanda’daki Barış Sarayı’na (Lahey Adalet Divanı) bir halı bağışlama kararını içeriyor.
Bu bağış, Sultan II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sadece birkaç ay sonra gerçekleşiyor ve dolayısıyla Sultan Abdülhamid’in halıyı doğrudan hediye ettiği iddiasını zayıflatıyor.
Yanlış Yorumlama:
Böylesi bir halıyı, daha önce Sultan II. Abdülhamid’in yaptırdığı doğru, ancak boyutları ve kilosu aynı olan halılar kafa karıştırmış.
Böylece halıyı Abdulhamid’in hediye etmediği kesin görünüyor.
Halı, Sultan Reşad döneminde (1911’de) Lahey Barış Sarayı’na gönderilmiş.
Sultan Abdülhamid, 27 Nisan 1909’da tahttan indirildiği için, ‘Barış Sarayı’na halı bağışlama kararını’ verme yetkisi bu tarihten sonra Sultan Reşad’a geçmiştir.
Belgelerden yola çıkarak, 468 metrekarelik ve 3 ton ağırlığındaki bu dev halının Abdulhamid döneminde dokunduğu, ancak Sultan Reşad döneminde bağışlandığı düşüncesine kapılanılmıştır.
Sonuç:
Bu bağlamda, sizin de yazınızda belirttiğiniz gibi, söz konusu halının tarihi ve bağışlanma süreci, dönemin Osmanlı siyaseti ve saray düzeni bağlamında dikkatle değerlendirilmelidir. Yaptığınız analiz, bu konuyu anlamak için oldukça faydalı bir katkı sağlıyor.’
Biz de bunları sevgili okuyucularımızla paylaşarak, tarihimize önemli bir katkı vermiş oluyoruz.
İşin doğrusu bu…
*- TALANA AÇILDI
Bursa Milletvekili ve PM Üyesi Orhan Sarıbal, iktidarın 2024 yılında üretimdeki açıkları ithalatla kapatmaya çalıştığını belirterek, tarım alalarının talana açıldığı, çiftçinin maliyetler altında ezildiği, küçük esnafın kepenk kapattığı bir ülkede refah içinde yaşayan bir halktan söz edilemeyeceğini söyledi.
2024 yılı tarımsal üretim ve ithalat verilerini değerlendiren Milletvekili Sarıbal, AKP İktidarının tarımda uyguladığı politikalarla, üretmeyi ihal etmekten daha pahalı hale getirdiğini vurguladı.
‘İthalata bağımlılığın yalnızca gıda maddeleriyle sınırlı olmadığını; tohum, gübre, tarım ilaçları ve mazot gibi girdilerde de büyük ölçüde dışa bağımlılığın söz konusu olduğu Sarıbal tarafından açıklandı.
Tarım alalarının talana açıldığı, çiftçinin maliyetler altında ezildiği, küçük esnafın kepenk kapattığı bir ülkede ne adil bir gelecekten ne de refah içinde yaşayan bir halktan söz edilebileceğini Sarıbal gönderdiği mektupta belirtti.
İklim değişikliği, maliyet artışları ve çiftçinin ekonomik durumunun bozulması nedeniyle buğday üretimi 22 milyon tondan 20.8 milyon tona, arpa üretiminin 9.2 milyon tondan 8.1 milyon tona, mısır üretimi 9 milyon tondan 8.1 milyon tona geriledi.
Uzun mektubu kısaltarak paylaştım.
Ne benim, ne de vatandaşların artık açıklamalarla, karşılıklı suçlamalarla karın duyurmadığını öğrendi.
Bursa Milletvekili bizi önemseyip, görüşlerini bizimle paylaştığı için TBMM’de yaptığı konuşmadan özetin özetini yazmayı uygun buldum.
*- OASİS TEKRAR BİR ARADA
Doktor Emin Yeğinboy gençlik arkadaşım.
Müzik’ten tutun da sinemaya kadar sanatın her dalında kendisini görmek bulmak lazım.
Yurt dışında tıp eğitimi alan Sevgili Emin Yeğinboy’un, ‘ağabey’ dediğimiz Profesör babası da Türkiye’nin ünlü hekimleri ve bilim insanlarından biriydi.
Dr. Emin Yeğinboy, herkes yurtdışı hayalleri yaşarken ‘Ben İzmirliyim’ diyerek şehrine dönen ender isimlerden biri.
Dedim ya, sanatın her dalında kendisinin ilgi ve bilgisi çok fazla.
İşte son anlatımı:
*- TARİH TEKERRÜR EDER Mİ?
‘15 yıl aradan sonra Oasis tekrar bir araya geldi.
Kavgacı Kardeşler, Liam ve Noel Gallegher’ın sağı solu belli olmaz yine bir gün konserin ortasında bırakıp gidebilirler.
Yapmadıkları bir şey değil.
Ayrıldıkları gece Paris Rock Festivali’nde sahne arkasında tartışıp olayı fiziksel saldırıya dönüştürmüşlerdi.
Sonunda Noel solist kardeşini sahnede terk etti.
Aralarındaki sözlü atışmalar 15 yıl boyu sürdü.
Kısa süre öncesine kadar da konuşmadıklarını biliyoruz.
Tarih tekerrür edebilir.
*- HAYAL KIRIKLIĞI
Şimdilik 4/5 Temmuz 2025’de Cardiff Principality Stadyumunda başlayarak, İrlanda ve İngiltere’yi kapsayan bir turneye çıkıyorlar. Turnenin biletleri anında tükenirken, sanal kuyruğa girenler beklemedikleri fiyatlarla karşılaşarak hayal kırıklığına uğradılar. Ticketmaster’daki “dinamik fiyatlandırma” uygulaması sonucu bazı biletlerin satışa sunulduğu tarihte 135 sterlin olan fiyatlarının 350 sterlinin üzerine çıkmasıyla eleştiri yağmuru başladı.
Turnenin Avrupa ayağı daha açıklanmadı.
*- ANLATMAYI SÜRDÜRÜYOR
Genel Cerrah Dr. Emin Yeğinboy devam ediyor:
‘Grup birleşme haberlerinden önce, ilk albümleri “Definitely Maybe”’nin 30. yılı özel versiyonunu piyasaya çiftli ve sadece 15 bin adet olarak sürdü.
Albümün dikkat çekici yönlerinden birisi kapak fotoğrafı oldu.
1994 yılı orijinal kapağında grup elemanları basçı Bonhead’in Manchester’deki evinin salonunda kimisi oturur, kimisi uzanır şekilde poz vermişlerdi.
Duvarda Burt Bacharac, yerde şöminenin önünde George Best fotoğrafı vardı.
Noel en sevdiği filmi “İyi, Kötü ve Çirkin”’i küçük TV ekranında izlemekteydi.
Yeniden basılan albümün kapağında bu kez salon da, mobilyalar da aynıdır, fakat boştur.
Grup elemanlarından hiç birisi resimde yoktur.
Koleksiyoncuların gönlünü fethedecek bir albüm tasarımı olabilir. Albümün parçaları arasında grubun demirbaşları olan “Rock’n Roll Star”, “Live Forever””, Supersonic”, “Shakermeker” yeniden mikslenmiş olarak yer alıyor.
*- BAŞKA YERDE BULAMAZSINIZ
Ünlülerin en ince noktalarına kadar her şeylerini didik didik araştırmış gibi bilen Dr. Emin Yeğinboy’a kulak vermeye devam edelim:
‘Oasis’in birleşmeleri konusunda yıllardır süren kamuoyu baskısı sonuç verdi denilebilir.
Noel ve Liam’da son yıllarını solo projeleriyle oldukça aktif geçirdiler. Liam 2015’den bu yana yeni şarkılı 3 stüdyo albümü ve turnelerle formda olduğunu gösterirken, Noel’de keza grubu High Flying Birds ile stüdyo ve turne çalışmalarını sürdürmekteydi.
Hatta Noel yeni albümünü Stone Roses gitaristi John Squire ile yaptı ve Beatles’ın “Revolver” albümünden sonra en iyi albüm olarak tanımladı. Mütevazi olmayı asla başaramadılar. Normaldir.
*- BODRUM’U SEVİYORLARDI
Çalışmayı sürdürmeleri, göz önünde olmaları Oasis yıllarını kaçırmış Z kuşağı tarafından da tanınmalarına da yol açtı. Manchester’in işçi sınıfıyla özdeşleşmiş kimlikleri, çok sevdikleri futbol onların seyircileriyle eşleşen bir durumdur.
Küfürlü, sivri konuşmaları, yeşil parkaları, Adidas spor ayakkabıları, tek tip saç kesimleri alameti farikalarıydı.
Sadık dinleyicileri sadece İngiltere ile sınırlı kalmadı.
Almanya, Japonya, Hollanda, Fransa onları çok sevdi.
Asla terk edilmediler.
İngiltere’de herhangi bir pubta kafayı bulmuş arkadaşların “Wonderwall”’ı hep bir ağızdan söylemesinden daha doğal bir şey olamaz. Bodrum sokaklarında bile birkaç kez denk geldim.









0 Yorum