Telefon
WhatsApp
BİR KİŞİ BİLE BAZEN YETİYOR!

Panoyu Kaan Gültekin hazırlamış!

Görüşünü şöyle dillendiriyor:

‘Sonra yaparım’ demek kulağa masum gelir.

Ama çoğu zaman bu cümle, bir şeyin sessizce rafa kaldırıldığının işaretidir.

Bunu hepimiz yapıyoruz.

Başlamak istediğimiz bir proje için ‘zamanı değil’ diyoruz.

Öğrenmek istediğimiz bir beceri hep başka bir güne erteleniyor.

Bir dostla yapılacak o sohbet... ‘Yarın konuşuruz’ diyerek bir türlü gerçekleşmiyor.

Ve günler geçiyor.

Sessizce.

Hiçbir şey değişmeden!

Çünkü ‘sonra!’ demek, kendimize küçük bir ‘kaçış alanı yaratmak’ gibidir. Gerçekle yüzleşmek yerine, belirsizliğe saklanmak.

Oysa fark etmeden, bizi en çok yoran da bu belirsizlik oluyor. Tamamlanmamış işler, ertelenmiş kararlar, tutulmamış sözler.

Bir noktada şunu fark etmek gerekiyor:

Harekete geçmek, düşünmekten daha iyidir.

 

*- DURMAKTAN İYİDİR

Kendine net bir zaman vermek, işleri akışa bırakmaktan daha etkilidir. Sabahın erken saatlerinde, henüz dış dünya senden bir şey talep etmeden, sadece kendi önceliklerine odaklanmak zihni rahatlatır.

Ve eğer bir şey yalnızca iki dakikanı alacaksa, hemen yapmak hafiflik hissi verir.

Çünkü küçük şeyleri ertelemek, aslında büyük bir yük biriktirmektir.

Mükemmel bir zaman beklemek yerine, bugün başlamak en insani seçim olabilir.

Kusurlu da olsa, bir adım atmak çoğu zaman durmaktan çok daha değerlidir.

 

Ve belki de bu basit farkındalık, uzun süredir bekleyen değişimin ilk kıvılcımı olur.”

Kaan Gültekin’in istek ve amacı, “hayallerini erteleyenlerin farkına varması!”

Bunun için şöyle diyor:

“Önce Kafa Yapın Sonra Hayatın Değişir!”

Bu ne demektir?

“Girişimci Kafasıyla Düşün!”

 

*- SADECE BELEDİYE KAYNAĞIYLA

İzmir’de yapımı devam ettiği Onat Tüneli inşaatı hızla sürüyor.

Tamamlandığında Türkiye’nin belediye kaynaklarıyla yapılan en uzun karayolu tüneli olacak Onat Tüneli’nin üzerindeki alanlarda kamulaştırma süreçleri sürüyor, herhangi bir sıkıntı yaşanmaması için.

Çünkü İzmir Milletvekilliği zamanında Binali Yıldırım’ın büyük çabası ile yapılan Konak Tünellerinin üzerinde kalan alanlar, büyük tehlike nedeniyle ‘Terkedilmiş şehir!’ haline gelmişti.

Yetkililer:

“Hiçbir vatandaşımızın can güvenliğini tehlikeye atmama ve hiç bir aileyi mağdur etmeme anlayışı doğrultusunda hareket ediyoruz.

sürecin her aşamasında tamamen yasaların öngördüğü sınırlar içinde ve diyalog çerçevesinde çalışıyoruz” diyerek, etkileşim alanında, tehlike geçirebilecek onlarca binalarla ilgili kamulaştırma süreçlerinin titizlikle yürütüldüğünü söylüyor.

Umarım hesaplar doğrudur!

Çünkü;

Halkın can güvenliği bütün siyasi hesapların üzerindedir…

Herhalde vatandaşın sesi duyuldu ki önemli bir açıklama yapıldı:

“Etkileşim alanı içinde kalan ve ikamet etmenin tehlikeli olduğu tespit edilen binaların hak sahipleriyle tek tek görüşülerek uzlaşı sağlandıktan sonra satın alma işlemi gerçekleştirilmekte ve binanın tamamen boşaltılmasının ardından yıkım işlemi yapılmaktadır.

Bunun yanı sıra ihtiyaç duyan ailelere 12 aylık kira desteği, taşınma ve nakliye desteği de sunulmaktadır.

Tüm bu süreçler kanunlara uygun olarak, ilgili yasal mercilerin bilgisi ve kontrolü altında yürütülmektedir.

Bugüne kadar etkileşim alanı içindeki toplam 52 binada ikamet etmenin tehlikeli olduğu tespit edilmiştir.

Söz konusu tehlike arz eden binalardan biri için de İmar Kanunu uyarınca can güvenliği tehlikesi olması nedeniyle Encümen tarafından ağustos ayında tahliye ve yıkım kararı alınarak tebliğ yapılmış, yaklaşık 30 gün süre verilmiştir.”

Sonra yani ‘bugün’ ne oldu?

 

*- FIRSATÇILARA YARAR

Her yerde her zaman olduğu gibi süreç böyle işlerken, uzlaşmayla ilgili tebliğ edilen bedelleri kabul etmeyen bir bina sahibi gerekli adımları atmadı.

Her an yıkılma tehlikesi bulunan binanın can güvenliği açısından oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak için harekete geçen ekipler,

Görevini yaparken, yine her zaman her yerde gördüğümüz gibi ‘kışkırtma!’ ortaya çıktı.

Yani engelleme oldu.

Can güvenliği ortadan kaldırıldı!

Açıklamada:

“Tüm güvenlik önlemlerini alarak yasal vazifesini yerine getiren emekçilerin hedef gösterilmeye çalışılması ise utanç vericidir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, kentimiz için vazgeçilmez hizmetleri yerine getirirken tek bir vatandaşımızı bile açıkta bırakmadan, gereken her türlü desteği vermeye devam edecektir.

Bilinmelidir ki halkın can güvenliği bütün siyasi hesapların üzerindedir.”

Böyle durumlar kime yarar?

Fırsatçılara!

 

*- KOKAN ŞEHİR

Anımsayanlar vardır!

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçim zamanında İzmir için ‘Çöp kopuyor, pis şehir!’ gibi konuları ele alıp CHP’li başkanlara çatmıştı.

Menemen Harmandalı’da yıllar önce çöp toplama alanı ayrılmıştı.

Sonra çevreye yüzlerce apartman yapıldı, tabii ki çok büyük sorun da ortaya çıktı.

Bir gün, önceki belediye başkanlarından Aziz Kocaoğlu, benim de katıldığım bir etkinlikle, bizi Torbalı açıklarında bir ‘depolama yeni alanına’ götürdü.

Büyük ümit vaat eden projeye siyaseten karşı çıkıldı, Ankara’dan da olumsuzluk raporu verildi.

İzmir’in hemen dibindeki Karşıyaka, Gaziemir, Güzelbahçe yani aklınıza neresi gelirse ‘Hayır, hayır, hayır…’ denildi…

Yani İzmir’in çöpü, atığı ortada!

Belki kimsenin umurunda değil..

Bu arada Manisa ‘İzmir’in çöpüne talibiz!’ diyerek, yaptığı modern tesislerin sorunu karşılayacağını bildirdi.

İletişim sağlanamadı…

Tabii ki hep önce çıkan siyaset…

Birinin ‘evet’ine karşı taraf, araştırıp soruşturmadan mutlaka ‘hayır!’ diyor.

Ama attıklarında mangalda kül kalmıyor…

Son Başkan Tugay, “Önceliğimiz bertaraf tesisleri” açıklaması yaptı.

İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu'nun (İEKKK) 140'ıncı toplantısı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay'ın başkanlığında yapıldı.

İzmir'in atık yönetimi konusunda sunumların yapıldığı kurulda çalışmalar hakkında bilgi veren Başkan Dr. Cemil Tugay, “İzmir'e, her türlü atığını, doğasına ve canlılara zarar vermeyecek şekilde bertaraf etmenin yakıştığını düşünüyorum. Bizim planımız bu. Kaynaklarımızı öncelikli olarak altyapı projelerine, çöp bertaraf tesislerine ayıracağız” dedi.

Atık yönetimi konusunda konuşan Başkan Tugay, evsel atıklar, sanayi atıkları, hafriyat atıkları, mobilya atıkları, kimyasal, tehlikeli atıklar hakkında tesisleşme çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi.

 

*- “MALİ YÜK DE AZALMIŞ OLACAK”

Başkan Tugay, İzmir'e her türlü atığını, denizine, doğasına, canlılara zarar vermeyecek şekilde bertaraf etmenin yakıştığını belirterek “Bizim planımız bu. Kaynaklarımızı öncelikli olarak altyapı projelerine, çöp bertaraf tesislerine ayıracağız. Bir taraftan geri dönüşüm konusu sahiplenilirse o zaman zaten bertaraf ihtiyacı duyulacak çöp miktarı azalacak. Şu anda kent genelinden günlük 5 bin 500 ton çöp çıkıyor. Kentimizdeki 2 tesis ve Manisa bu 5 bin 500 tona yetiyor. Harmandalı'nı kullanmayalım deseler de sorun olmayacak. Kısa vadede kriz yok ama bir an önce bizim kendi tesislerimizi yapmamız ve kendi sistemimizi kurmamız gerekiyor. Çünkü bu 5 bin 500 tonun en azından 2 bin 500 tonu ya da 3 bin tonu geri dönüştürülebilir atık” dedi. Çöpü siyaset üstü görelim çağrısının karşılık bulup bulmadığının sorulması üzerine Tugay, “Çevre ve Şehircilik Bakanı bu konuya siyaset üstü baktı. Bu Murat Kurum'un pozitif yaklaşımıyla ilerleyen bir konudur” diye konuştu.

Konu çok hassas!

Hep yazıyor ve söylüyorum:

Belediye başkanlarının ilk işleri ‘temizlik ve çöp’ olmalıdır.

Konteyner sorunu bile çözülmüş değil…

Sonra ise yol onarımları…

Kaldırım düzenlemeleri ile birileri para kazanacağına, öncelikli yollar delik deşik olmaktan kurtarılmalı…

Böylece milli servet de heba olmaz anlayanlar için…

 

*- FAZLA DEŞMEDEN

Bir dostum aradı, belediyeden, ücretsiz medikal destek istemek zorunda kaldıklarını söyledi.

Yetkililer gelmiş, sorular sormuşlar falan filan…

İhtiyacı olmadığı halde, ‘Benim olsun!’ düşüncesiyle hareket edenleri duymuştuk, biliyoruz,

Hakkı olmadığı halde, başkasının hakkına el atıp, ihtiyaç sahiplerinin hakkına bana göre gasp edenleri de biliyoruz.

Aldatmada üstlerine yok!

Bir yandan bunlarla mücadele ediliyor, aynen dolandırıcılarla olduğu gibi…

Arada fark yok!

Bu ‘İhtiyaç sahibi dostum” Sayesinde öğrenmiş oldum:

İzmirli yurttaşlar, İzmir Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Engelli Çalışmaları Şube Müdürlüğü’nün özel hizmeti sayesinde para harcamadan medikal malzeme ihtiyaçlarını karşılıyor. Hasta yatağı, havalı yatak, akülü ve manuel tekerlekli sandalye, pediatrik manuel tekerlekli sandalye, jel akü, engelli puseti, görme engelli bastonu, tekerlekli walker, kanedyen ve koltukaltı değneği vatandaşların evlerine ulaştırılıyor.

İzmir’in dört bir yanına götürülen hizmetten faydalanmak için, yüz yüze ya da telefonla başvuru mümkün…

Bu arada İstanbul – Beşiktaş Belediyesi’nin bir etkinliğini belirteyim:

“Sevgili Komşularım:

75 yaş ve üzeri komşularımıza, ‘75+ bireylerde kapsamlı Gerontolojik Değerlendirme hizmetimiz” başladı!

Beşiktaş Belediyesi olarak, 75 yaş ve üzeri büyüklerimizin  sağlık, sosyal yaşam kalitesi alanlarındaki ihtiyaçlarını birlikte belirliyoruz.

Kayıt için:

444 44 55…

Sağlıklı günler dileriz…

T.C Beşiktaş Belediyesi…”

 

*- ZEYTİNİN GELECEĞİ İÇİN

Urla’da düzenlenen 2. Uluslararası Urla Zeytin ve Sanat Festivali'nin açılışı yapıldı.

Büyükşehir’in de desteklediği festivale katılan Başkan Dr. Cemil Tugay, “Zeytinin geleceği için İzmir Zeytin Araştırmaları Enstitüsü, Zeytincilik Akademisi, İzmir Zeytinyağı Kalite Programı, İzmir Zeytin Rotası ve İzmir Olive Export Hub başlıklarında 5 stratejik adım atacaklarını” söyledi.

Zeytin; sabrın, emeğin ve kültürün ağacıdır.

Bu festival de bu ağacın kökleriyle sanatın dallarını buluşturan bir köprü!

Binlerce yıllık zeytin kültürünü sanatın birleştirici gücüyle buluşturan 2. Uluslararası Zeytin ve Sanat Festivali dopdolu etkinliklerle sürecek

Zeytincilik, İzmir için herhangi bir tarımsal üretimin ötesinde bir değer.

Bu kentin karakteri, halkının emeği, sofrasının bereketi, kadim kültürünün hafızasıdır zeytin.

İklim koşullarının zorlaştığı, maliyetlerin arttığı şu dönemde toprağından kopmayan üreticilerimizin de direnişinin simgesi.

Zeytin, Akdeniz’in her ülkesinde özel bir yere sahip.

İspanya’da Endülüs, İtalya’da Toskana, Yunanistan’da Girit.

Bu bölgeler yalnızca iyi üretim yaptıkları için değil, ürünlerine bir hikâye kattıkları, güçlü markalar oluşturdukları için bugün dünyada biliniyor. Bizim de zeytin konusunda köklü bir kültürümüz, çok büyük bir üretim gücümüz var.

Ama markalaşma ve pazarlama konusunda henüz potansiyelimizi ortaya koyamadığımızı hepimiz görüyoruz.

Bir ürünün hak ettiği değere ulaşması için yalnızca üretmek yetmiyor; hiçbir ürün için bu yeterli değil.

Anlatmak, görünür kılmak, dünya ile paylaşmak gerekiyor.

İşte bu festival tam da bu yüzden önemli.

Hem zeytinimizin kalitesini hem de bu coğrafyanın ruhunu, Urla’nın kendine özgü kültürünü daha geniş kitlelere duyurmak için bir fırsat sunuyor.

 

*- İSTENİRSE BAŞARILIR

Az önce belirtmiştim, İzmir’de zeytin için 5 stratejik adımın hayata geçirileceğini bunları belediye başkanının ağzından nakledeyim:

Zeytinciliği bütüncül bir yaklaşımla destekleyecek beş stratejik adımı hayata geçireceklerini belirten Tugay,

“Birincisi, İzmir Zeytin Araştırmaları Enstitüsü.

Zeytinciliği bilimle, Ar-Ge ile, modern yöntemlerle güçlendirecek bir merkez kurmayı planlıyoruz.

İkincisi, Zeytincilik Akademisi.

Üreticilerimizin, gençlerin ve sektör çalışanlarının eğitim ihtiyaçlarına cevap verecek; ustalıkla bilimi buluşturan bir yapı oluşturuyoruz. Üçüncüsü, İzmir Zeytinyağı Kalite Programı.

Kaliteyi artırmayı, uluslararası standartlara uyumu güçlendirmeyi ve İzmir’in yağını dünya sahnesine taşımayı hedefliyoruz.

Dördüncüsü, İzmir Zeytin Rotası.

Zeytinin kültürünü, mutfağını ve hikâyesini turizmle buluşturan özel bir deneyim rotası hazırlayacağız.

Beşincisi, İzmir Olive Export Hub kuracağız.

Kooperatifleri ortak bir marka altında ihracata hazırlayan, uluslararası pazarda rekabet gücünü artıran bir merkez oluşturacağız.

Bu beş adım; zeytini sadece geçmişin mirası olmaktan çıkarıp, geleceğin güçlü ekonomik ve kültürel değeri olarak ele aldığımızın göstergesi olacak” dedi.

 

*- BUCA METROSU FUAR İZMİR’E UZANACAK

İzmir Enternasyonal Fuarı, geçtiğimiz yıllarda uzaklara taşındı!

Karabağlar ile Gaziemir arasına…

İzmir Çevre yolunun Urla- Çeşme ile İzmir (Merkez Konak)- Aydın, Kuşadası- Adnan Menderes Havaalanı keşiştiği yerde.

Bir ara yer üstünden Füniküler (Raylı sistem) kurulacaktı, ulaşım için.

İzmir Raylı Sistem bağlantılı..

Çok masraflı olduğu için belediyenin bütçesi kaldıramayacağından vaz geçilmişti.

Taşıma su ile diyebileceğimiz şekilde, bir iki otobüs ile bağlantı sağlamaya çalışıldı.

Halktan kopuk oldu…

Zaten birçok fuar da özel ziyaretçiler için özel davetlerle yapıldığından sıradan vatandaşa da ihtiyaç olmadı.

Duyup da gelenler için ise sorun çıktı.

Şimdi yeni bir adım atılıyor;

Buca Metrosu’nu Fuar İzmir'e uzatma kararı aldıklarını söyleyen Başkan Tugay, Fuar İzmir’in önünde bulunan boş alanda iki otel ve bir kongre merkezi yapmayı planladıklarını da belirtti.

Tugay, şunları söyledi:

“Yapımı devam eden Buca Metrosu'nu Fuar İzmir'e uzatma kararı aldık. Buca Metrosunun Üçyol’a bağlantısı olan diğer ayağını da Körfez’in altından Karşıyaka’ya geçirmekle ilgili öneri hazırladık.

Henüz bakanlık tarafından onaylanmadı.

Eğer onaylanırsa muhtemelen İzmir’in toplu ulaşımında en fark yaratacak hatlardan birini oluşturacağız.

Mavişehir’den Bostanlı’ya, Bostanlı’dan Konak’a, Konak’tan Üçyol’a, Üçyol’dan Buca’ya ve oradan Gaziemir’e uzanan bir metro hattımız olacak.

Toplamda 22 kilometrelik bir hattan bahsediyoruz. Bu da aynı zamanda fuar alanına erişimi kolaylaştıracak çalışmalardan biri olacak.”

 

*- SÜREKLİ DENETİM ŞART

Bu kaçıncı anımsayamıyorum!

Vergi müfettişlerinden denetim reformu çağrısı sürekli yapılıyor.

‘Problem ortaya çıkınca değil, sürekli denetim şart!’ deniliyor.

Vergi Müfettişleri Derneği (VMD) İzmir Şubesi, düzenlediği toplantıyla kamusal denetim sisteminden özlük haklarına, hizmet binalarının güvenliğinden lojman ve konaklama sorunlarına kadar meslek mensuplarını yakından ilgilendiren pek çok başlığa dair düşüncelerini dile getirdi.

Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Zengin, toplumsal huzur ve adalet için etkin bir denetim reformunun ertelenemez bir ihtiyaç haline geldiğini vurguladı.

Zengin, konuşmasında hem vatandaşların maruz kaldığı mağduriyetlere hem de vergi müfettişlerinin sahadaki çalışma koşullarına dikkat çekti.

Kamuoyu vicdanında büyük rahatsızlıklar meydana getiren hadiselerin süreklilik arz edecek şekilde yaşanmasındaki en büyük nedenin kamusal denetimde yaşanan sorunlar olduğunu ifade eden Zengin, ‘Vatandaşlarımızın her alanda yaşadığı mağduriyetin temelinde esasen etkin bir kamu denetiminin ve denetim reformunun hayata geçirilememiş olması yatıyor.

Her toplumsal sorunun yargı paketleriyle veya yargı reform adı altındaki düzenlemelerle çözülemeyeceğini maalesef acı tecrübeler neticesinde anlamış olmamız gerekiyor” dedi.

Hastanelerde yaşanan suistimaller, otellerde çıkan yangınlar, işyerlerinde yaşanan patlamalar, kazalar, zehirlenmeler, trafikte yaşanan hadiselerin artık toplumun her kesiminde bir huzursuzluk, tedirginlik ve güvensizlik yaşanmasına sebebiyet verdiğinin altını çizen Zengin, ‘Yaşanan büyük olaylar sonrasında yapılan anlık denetimler kamu yararı açısından yeterli değil.

Sürekli ve sistematik bir denetim anlayışına ihtiyacımız var. Ne acıdır ki, bu tür büyük olaylar sonrasında mülki idare amirleri veya belediye başkanları otellere veya yeme-içme mekânlarına yönelik denetimler yapıp bunları kamuoyuna duyurmakta ve böylece toplumdan gelebilecek tepkileri yumuşatmaya çalışmaktadırlar.

Oysa kamu yararının sağlanması için yapılması gereken, yaşanan olaylar üzerine göstermelik denetimler değil sürekli ve sistematik denetimlerdir” diye konuştu.

 

*- “SİSTEMATİK DENETİM GEREKİYOR”

Cumhurbaşkanlığı tarafından geçtiğimiz yıl Kasım ayında bir genelge yayınlanmış ve denetim faaliyetlerinin etkin bir şekilde yerine getirilmesi amaçlanmıştı.

Bu genelgede de, tüm kamusal hizmetlerin vatandaşların hak ve menfaatlerini koruyacak şekilde icra edilmesinin ve denetlenmesinin elzem olduğu vurgulanmıştı.

Ancak, kamuda etkin bir denetimin hayata geçirilmesinin yalnızca bir Genelge ile sağlanması da mümkün görünmüyor.

Kamu yararı için kaçınılmaz olan koşul, yaşanan elim bir hadisenin faillerini yakalayıp cezalandırmak değil, düzenli ve sistematik denetimlerle o elim hadisenin yaşanmaması için gerekli önlemlerin alınmasını sağlamak.

Bu itibarla kamuda etkin bir denetimin sağlanması için bir Denetim Reformunun hayata geçirilmesi gerekiyor, sevgili okuyucular.

 

*- ‘AYRI HİZMET SINIFI’ KİMLERE?

Kamuda denetime bakışın en net göstergelerinden birinin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndaki hizmet sınıfı düzenlemeleri.

Bugün 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda Öğretmenler, Avukatlar, Din Görevlileri, Jandarma personeli, Polisler, Mit uzmanları, Doktorlar, Hemşireler, Mühendisler, Veterinerler, Ebeler, Kaymakamlar gibi diğer tüm meslek mensupları için 657 sayılı kanunda ayrı bir hizmet sınıfı ihdas edilmişken denetim elemanları için ayrı hizmet sınıfı dahi ihdas edilmedi.

Yalnızca bu durum bile Kamuda Denetime gereken önemin verilmediğini gösteriyor, maalesef.

Denetim elemanlarının hem özlük haklarında hem de kariyer basamaklarında ciddi sorunlar yaşanıyor.

Müfettişler, kurumlarıyla sık sık davalık hale geliyor.

Kamuda denetim görevini yerine getirenlere baktığınız zaman buralarda ciddi sorunlar olduğunu görüyoruz.

Karşılarını hem politikacılar, hem de büyük güç odakları çıkıyor.

Öyleyse anlaşmalı hukuk büroları ile bu kahramanlara, dava takibi konusunda mutlaka destek sağlanmalıdır ki, daha üstün başarılı görev yapabilsinler.

Korkup, çekinmeyip, geri adım atmasınlar…

 

*- HAKKINI ALAMAZSA

Bir de işin garip tarafını göstereyim:

Bir Vergi Müfettiş Yardımcısı, Vergi Başmüfettişliğine kadar giden süreçlerin neredeyse tamamında kurumuyla davalık oluyor.

Her türlü kötü şartlarda ve yetersiz özlük hakları ile görevini yapmaya çalışan denetim elemanlarının mevzuata göre yetersiz olan özlük haklarını elde etmek için dahi idare ile davalık olmaları gerekiyor.

Yeterlik sınav süreçlerinde, Müfettişliğe atanma sürecinde, Başmüfettişliğe atanma sürecinde idareye dava açmak zorunda kalan binlercesi var.

Açmış oldukları davaları kazanmalarına rağmen, son zamanlarda idare tarafından yargı kararlarının yerine getirilmediğine dair de çok şikâyet duyuyoruz.

Vergi müfettişlerimiz, kanuni haklarını bile dava açmadan alamıyorken artık özlük haklarının iyileştirilmesi gerekir gibi talepleri nedense yerine getiremiyor.

Kendi özlük hakları noktasında dahi adil bir muamele görmeyen denetim elemanlarının vatandaşların sorunlarını çözecek etkin denetim kültürünü inşa etmesi tek başına mümkün olabilir mi?

Vergi İncelemesi gibi son derece meşakkatli bir görev icra eden müfettişler, bir de bu raporların dava konusu yapılması halinde yazılı görüş yazmaları şeklinde bir görev veriliyor.

Böylece Kamuda görevli Avukatların yapmaları gereken savunmaların yazılması işi de Vergi Müfettişleri tarafından yerine getiriliyor.

Yorumları bu yazımın sonunda yine aklı selim okuyucularıma bırakıyorum.

İşini doğru yapanı bağrımıza basalım…

Doğru yoldan ayrılmayalım…

Hırsızlıklar, sahtekarlıklar, düzenbazlıklar, devletten para kaçırmalar ve haksız kazançlar sadece görevini doğru yapan müfettişlerimiz sayesinde ortalığa çıkar…

Kamu ‘iyiler de var’ der…

 

*- DÜNYA TUVALET GÜNÜ

19 Kasım Dünya Tuvalet Günü'ydü…

Ortaya çıkan:

Oturarak idrar yapmak erkekler için de sağlıklı…

Bazı kültürler erkekleri oturarak idrar yapmaya teşvik ediyor.

Örneğin İslam sünneti böyle!

Fakat birçok erkekte eski alışkanlıklar kolay ölmüyor ve ayakta yapmak hala en yaygın yöntem.

2023'te YouGov'un 13 ülkede yaptığı ankette erkeklere idrar yapma alışkanlıkları soruldu.

Ankette, aynı kıtada bile çok farklı sonuçlar çıktı.

Örneğin Alman erkeklerin %40'ı her seferinde oturduklarını söylerken, sadece %10'u hep ayakta yaptıklarını söyledi.

İngiltere'de ise katılımcıların %9'u oturduklarını, %33'ü de ayakta yapmayı tercih ettikleri yanıtını verdi.

Geri kalan ise tek bir yöntem tercih etmiyor.

 

*- KİMLER İÇİN

Almanya'da çoğu kişinin oturarak idrar yaptığını söylemesi şaşırtıcı. Çünkü bu ülkede oturarak idrar yapanlara, pek de ‘erkekçe’ olmayan bir davranışı tanımlayan ve negatif bir tabir olarak kullanılan 'Sitzpinkler' adı veriliyor.

Brezilya'da da oturarak idrar yapmanın ‘kadınlar ve kurbağalar için’ olduğu söyleniyor.

Tuvaletteki pozisyon, cinsiyetçi ifadelere kadar uzanan bir kültürün parçası.

Peki, erkekler idrar yapma yöntemlerini değiştirmek için evrimsel bir özellikle savaşmak zorunda mı?

Oxford Üniversitesi'nden evrimsel psikoloji uzmanı Dr. Robert Dunbar'a göre yanıt 'Hayır'.

 

"Erkeklerin neden ayakta idrar yaptığına dair evrimsel bir kanıt yok" diyor.

Dr. Garthwaite de ‘Doğrusu bazı erkekler ayakta, bazı erkekler de oturarak idrar yapmayı daha rahat buluyor’ diye konuşuyor.

Bu araştırma, Fernando Duarte tarafından kaleme alındı.

 

 

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği