Telefon
WhatsApp
BORNOVALI DOĞRU, DÜRÜST , SAĞLAM BİR ADAMDI

Bizim aslanlar, İspanyolların boğazını sıkıyor, anlatıcılar da ısrarla, ‘Yedekler!’ diyor…

‘Aslar yokmuş!’ işte sanki sıradan takımı çıkarmışız İspanyolların karşısına…

Birincisi öyle anlatıyorlar ki,, biz ‘Sıfırmışız!’ gibi…

Doğru olan, maçın her zaman 0- 0 (sıfır- sıfır)  başlaması!

İtalyan Teknik Direktör de Kalecimiz Altay’ı İspanyol aslanlarının ağzına ve dolayısıyla uçuruma itti…

İşte yıldızımız Altay harikalar yarattı, bize gelinceye kadar hiç gol yemeyen meslektaşından hiç geri kalmadığını gösterdi.

İlki dördüncü dakikada, tesadüfü bir gol yedik.

İkinci, bizimle berabere kalmalarını sağlayan gol de öyle…

Ya bizimkiler, ‘akıl’ ve ‘düşün’ konusu…

Medyanın etkisi ile sıfır sıfıra maçta, bizim için ‘korku’ ve  ‘endişe’ vardı.

Çok yıllar önce, bir milli maçta bol gol yiyen kalecimiz (adını vermeyeceğim) maçtan çok sonra fıkra gibi olayı ve rakibin gücünü anlatırken, stopper ve sağ bek ile diyaloğunu şöyle anlatmıştı!

Sağbek, solbek, stoppir ve kalecimiz arasında, yani defansta sıradan bir korner atışındaki konuşma!

Ben bunu ‘GÜNÜMÜZDE TANINANLARA’  göre nakledeyim:

‘Messi nerede yahu!

Yok, yok..

Ya Ronaldo nerede?

Kayip bunlar!

Nereye kaçıp, kayboldular!..”

Emin olun, o zamanın, bizi farklı yenen takımın ünlü oyuncularının nasıl yer değiştirip, çalım atıp, ya da ceza sahası içinde hızla dolaşarak, kendilerini tutması gereken bizim futbolcularımızın oyundan nasıl sıfıra dönüştüklerini anlatmıştı…

Ya şimdi?

İşte Kalecimiz Altay…

Hem takım arkadaşlarını, ‘canavarlaşan, yavrularını yiyen!’ lerin ağzından kurtardı:

“Kaleciler olarak ‘Ben Altay, Muhammed, diğer iki büyüğüm de her zaman göreve hazırız… Şu anda takımda bulunanlarla, oynamayan, oynatılmayanlar arasında fark yoktur. Herkes milli şuurla hareket eder ve oynar. Milli takım kadrosunda olan futbolcu kardeşlerim arasında ayırım yapılamaz. Bugün burada bir başarı varsa, öncelikle oynayanlarındır, onlar oynamış İspanyolları da seyirci yapmıştır…’

Yani ne demek, ‘YEDEKLER!’ anlamına gelen, küçültücü,, önemsemeyen laflar etmek?

Belli ki, bunların da anlatım- yönetim’ gibi durumlardan haberleri yok!

Yapmayın be kardeşim, ‘Hepimiz gördük’ aslanlarımızı…

Diğer aslanlarımızı da gördük, sahamızda altı golle nasıl kurtulduklarını…,

Bakalım Kalecimiz Altay bir sondaki milli maçımıza ilk obbir ile sahaya çıkacak mı?

Yoksa ona ‘Sen yine yedekte kal!’ mı denilecek?

Nasılsa üç büyükler bunu müsaade etmezler!

 

*- ÇOK ÖNEMLİ

Fotoğrafta, bir devlet başkanı elinde portakal tutuyor...

Ne var bunda?

Sıradan bir hadise işte diyenler olabilir...

Bu portakallar, 1930'lu yıllarda İtalya’dan getirildi. Adana başta olmak üzere Mersin, Antalya ve Ege’nin bazı bölgelerinde aşılandı...

Buraya kadar sorun yok.

Okuyun bakalım, ardından ne gelecek?

İskenderun Demir Çelik fabrikası, Nazilli Basma fabrikası, Kayseri Sümerbank tekstil fabrikası, Şişecam fabrikası,Aliağa rafinerisi…

Daha birçok fabrika RUSLAR tarafından yapıldı!

Parası da, portakal ile ödendi..

Türk sanayisinin omurgasını oluşturan bu hayati tesisler sayesinde, hem on binlerce insanımız iş buldu, hem de Türkiye milyarlarca dolarlık ithalattan kurtuldu, dışarıya bağımlılığı azaltıldı.

Bunların karşılığında bir lira bile ödemedik…

Hepsinin parası, sebzeyle meyveyle narenciyeyle ödendi.

Tıpkı!

Aynı yıllarda çay bitkisinin Rize’ye getirtilip ekildiği gibi..!

Tıpkı!

1927’de çıkartılan yasa ile;

“Fındık fidesinin” ihracatının yasaklanıp, Ordu ve Giresun’un fındık yetiştiren il olarak kabul edilmesi, devamında fındık kongresinin toplanması gibi..!

O portakal çok önemli...

 

*- DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

Ali Raif İlaç Sanayi son zamanlarda parasını ‘insan sağlığı’ için harcıyor!

Dikkatimi çekti, ‘soru- cevap’ şeklinde halkı bilinçlendirmeye çalışıyorlar.

İşte bir örnek:

Kalp Sağlığı!

Kalp Krizi Risk Faktörleri,

Doğru Bilinen Yanlışlar!...

“Yanlış olan;

Hocam benim ailede kalp krizi öyküsü var, bu kadar strese ben de çok dayanamam, ne yapmalı?

 Doğru olan:

kalp damar hastalığı olması risk faktörlerinden birisi olsa da diğer faktörleri de önleyerek ciddi oranda riskimizi azaltabiliriz.

Kalp ve damar hastalığı gelişiminde risk faktörleri değiştirilemez ve değiştirilebilir olanlar olarak iki gruba ayrılır.

Değiştirilebilenlerden ilgili faktörü düzeltebildiğimizde kalp damar hastalığı riskimizi %10 - %50 arasında azaltabiliriz!

- Çağımızın vebası stres!

Günlük hayatımızda  sık rastladığımız bir risk faktörüdür.

Yüksek stres hormonu düzeyine (adrenalin, noradrenalin, kortizol) sahip kişilerde kardiyovasküler hastalık riski, düşük hormon seviyelerine sahip olanlara göre yaklaşık %63 daha yüksektir.

Yüksek kortizol düzeylerinin, hipertansiyon, yüksek kolesterol, diyabet ve obezite gibi kalp damar risk faktörleriyle direkt ilişkili olduğu gösterilmiştir. Ani stres anında kişide adeta ağır bir egzersiz yapıyor şeklinde kalp kasında zorlanma gözükür.

Ritim bozuklukları ve inme riskini de arttırır.

Stresle başa çıkmak için düzenli fiziksel egzersiz, yeterli uyku yanında gereğinde psikolojik destek almak gerekmektedir.

Yanlışı değil doğruyu bilelim.

Aile öyküsü olsa bile risk faktörleri önlenerek kalp damar hastalıkları riski azaltılabilir.

Günlük hayatımızdaki risk faktörlerini azaltarak kalp riskini nasıl değiştirebileceğinizi gösteren tablo ve makalenin devamı için ‘’dogrubilinenyanlislar.com sitesini ziyaret edin.

 Doğru Bilinen Yanlışlar - Kalp Sağlığı Projesi, toplumun bu alandaki sağlık bilincini artırmak ve farkındalık yaratmak için Kardiyolog Prof. Dr. Erdal Belen bilimsel danışmanlığında ve Ali Raif İlaç’ın koşulsuz katkıları ile hazırlanıyor…”

 

*- BORNOVALILAR

Yazar Hasan Baran, “BİR HALK ÖNDERİ HİKMET SÖKMEN” ni anlatmış:

“Gördüğümüz zaman gözlerimizin sevgi ışıltısıyla dolmasına sebep olan güneşin aydınlığında insanlar vardır.

Bazen melek gibi yetişirler ve bizi iyilik denen bir şeyin gerçekten olduğuna inandırırlar.

Merhum dilbilimci Armağan Ethemoğlu, yaşamı iyiler ligi ve kötüler ligi arasındaki mücadele olarak özetlerdi.

Fakat iyiler liginin yedek kulübesinin kötüler ligi olduğunu da eklerdi.

İyiler liginin yedek kulübesine hiç düşmedi Hikmet Sökmen.  Hep iyiler liginde forvet oynadı.

Ünlü düşünür Demokritos; “Hekimlik; bedenin hastalıklarını iyileştirir, bilgelik; ruhun hastalıklarını iyileştirir,” demiş.

Hikmet Sökmen ruhun hastalıklarını iyileştiren bir bir bilge adamdı.

Ayrıca ünlü düşünür Voltaire'in;

 “Her şeyden önce insan olunmalı; ondan sonra başka şey,” dediği gibi, Hikmet Sökmen insanı duygu seline sürükleyen kendiyle, aşkla ve halkla sonsuz bir kavgada birlikte olmuş efsanevi bir halk önderiydi.  Enternasyonal marşında "Hayat denilen kavgaya girdik Çelik adımlarla yürüyoruz" sözleri onun hayatla olan kavgasını en sade biçimiyle anlatırdı ve bunu yakınen gördüm ben.

Bornova CHP ilçe başkanlığını tam çeyrek asır aralıksız sürdürdü. Sadece sosyal demokrat kimliğiyle halk önderliği yapmakla kalmadı, aynı zamanda toplumun sosyal ve kültür hayatını zenginleştiren Bornovanın ilk sinemacılarındandı.

 

*- İYİLERLE BİRLİKTE İYİ OLUNUR

İyi insanların yanında olursanız iyiliği taklit edersiniz ve kısa zaman içinde iyiliği benimser iyi olursunuz.

Kötü insanlarla birlikte olursanız kötülüğü taklit edersiniz ve bir zaman sonra kötülüğü benimser kötü olursunuz.

Ben ilk gençlik yıllarımda Hikmet Sökmen abiyi örnek aldım.

İyilerle beraber iyi olunur, kültürlülerle beraber kültürlü olunur bunu öğrendim.

Elbet bir gün kazanacaktım, iyi olmanın karşılığını alacağımı biliyordum. Kültüre değer verdim, insana değer verdim ve yazar oldum. 

Göstermelik iyiliklerden bahsetmiyorum.

Yıkmadan yapabilmeyi, eğer yıkmak zorunluysa tepene yıkmadan yapabilmeyi, eğer tepene yıkılması zorunluysa tepene yıkıp seni öldürmeden enkazı kaldırabilmeyi, "tercih edebilme" kapasitesi ve insaniyetini gösterebilmeyi o halk önderi Hikmet Sökmen'den öğrendim.

"İnsan kötülük yapabilme gücüne sahipken yapmıyor, yapmayı reddediyor ise iyi insan adlandırması yapılabilir," derler.

İyi insan olma irade sahibi bireylerin göstereceği tutumdur.

Bu tutum Hikmet Sökmen de bir pınar suyunun hiç bir beklenti beklemeden kendiliğinden kaynaması gibi doğal olarak içinde o özü taşıyordu.

Hikmet Sökmen; "Ben iyiyim onun için kötülükten uzak durayım" demezdi onun yaratılışı zaten iyilik üzerineydi.

İnanç ve ahlak öğretilerinin amacı da “iyi insan" olmak değil miydi? İşte beni en çok etkileyen özelliği buydu.

Hikmet Sökmen kendisinin iyi bir insan olduğunu bile düşünmezdi, bilmezdi kendisinin iyi olduğunu bile, bunu ona insanlar söylerdi.

 

*- İŞTE GERÇEK HAYAT

Ben okula giden ve okul haricinde harçlığını çıkarmak için kimi zaman 'Gençler Pastahanesi'nde bulaşık yıkayan garsonluk yapan kimi zaman onun yanındaki 'Saran Emlak' bürosunda yardımcı eleman olarak çalışan kimi zaman okullar açılacağı zaman Çetin Kırtasiye'de ders kitapları ve okul defterleri satış yoğunluğunda yardımcı olan, 'Mustafa Parfümeri'nin bir işi çıkıp oğulları Ali ile Yusuf' la birlikte gittiğinde parfümeri dükkanını bekleyen ve tam karşıdaki ara dar sokağın girişinde bulunan CHP ilçe binasının çay ocağına yardım eden gariban bir gençtim.

Hikmet Sökmen parti binası çıkışında; "Hasan nasılsın evlat..." diye gür sesiyle seslenirdi; sanki seslenmezdi de, şarkı söylerdi dalgalardan dalgalara.

Azametli bir kaptan gibi dikilip bir geminin pruvasında.

Sanki masallardaki büyülü bir insandı da içimi okurdu,  derdimi sıkıntımı duyardı uzaktan, beni uzakta görse bile uçup gelirdi gözleri.

Erinmeelirdi yanıma, dev eliyle  omzumu sıvazlar ve elimi sıkar gibi yapıp avucuma kağıt para sıkıştırırdı.

Umutla sevinç dolu gerçeğe çağıran bakışıyla beni süzer;

"Sen okumayı ve çalışmayı seviyorsun, senin geleceğinden çok umutluyum" diyerek beni yüreklendirirdi.  

Tüm esnafa, bana sahip çıkmalarını tembihler, insanı anlamayan, iyi insan olamaz diye davranışlarıyla adeta bir insanlık dersi verirdi.

18 yaşıma girdiğimde CHP gençlik kollarına kendi eliyle üye yapmıştı beni ve ben o üyelik kartını hâlâ sevinç ve gururla saklarım.

 

*- İŞÇİ EMEKLİSİ

Bir acıyı dindirmek, derdine derman olmak nasıl bir yüceliktir, nasıl büyük bir kıymettir, bunu ancak yaşayanlar bilir.

Dostoyevski’nin bir sözü vardır;

“Bir insan bazen bir şehri sevdirir.”

Sait Faik, "Bir insanı sevmekle başlar her şey..." der, sanki bu sözler Hikmet Sökmen için söylenmiş gibidir.

Yaşamımızı aydınlık- karanlık; iyi -kötü ve cennet- cehennem terazisinde dengelemeye çalışırken, asla 'kötü' olduğumuzu düşünmeyiz.

Fakat Hikmet Sökmen gibi insanları tanıyınca iyi insan olmanın başka bir şey olduğunu fark ederiz.

Hikmet Sökmen' de beni en çok etkileyen şey belki de bu; karşılık beklemeden iyilik yapmanın erdemiydi.

Bu dev yapılı adam oldukça mütevazıydı, sert gözükse de vicdanı hassastı, dil, din, ırk, fakir zengin, ne olursa olsun insan ayırmazdı.

Kültüre emeğe saygılıydı.

Hak yemez ve yiyenin de karşısında dururdu.

Halka ve emeğe olan düşkünlüğünü, belki de bir işçi emekçisi olmasından alıyordu.

 

*- “BORNOVA’DAN AYRILAMAM”

Küçüklüğünden beri işçi sınıfı içerisinde büyümesinden dolayı hakkını ve kavgasını savunmayı öğrenmişti.

25 yıl Bornova CHP ilçe başkanlığını yapmasından dolayı da, en başta ‘Karaoğlan’ diye dağlara taşlara ismi yazılan Kıbrıs fatihi Bülent Ecevit'in ve birçok siyasetçiyi tanıma onlarla dost olma fırsatı yakalamıştı.

80 yıllık hayatına bir sürü işçi hakları, öğrenci hakları eylemini sığdırmış ve halk yığınları arasında bir efsane olmayı başarmıştı.

Ecevit, kendisine milletvekilliği adaylığı teklif etmiş kabul etmemişti.

"Ben Bornova halkının zaten vekiliyim Bornova'dan ayrılamam" demişti.

80 yıllık hayatı Bornova'ya, insana, özgürlüğe adanmış erdemli, onurlu bir hayattı.

Evet, kavgayı severdi Hikmet Sökmen ve kötülüklere, sömürülere, adaletsizliklere,  yanlışlıklara, haksızlıklara, zorbalığa ve zulme karşı ve bunları yapanlara karşı koyardı; işte o zaman onda  tüm özgürlük  savaşları ve sınıf mücadeleleri; yükselirdi o zaman yükseklere ışık ve mücadele dolu kartal  kanatları.

Bu gönlü zengin halk önderini tanıdıkça;

"Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz," sözünün doğruluğunu daha iyi anlıyordum.

 

*- ‘DAĞ’ GİBİ ADAM

Hikmet Sökmen, üzerinde çiçeklerin fışkırıp açtığı, ekinlerin ışığa ulaşmak için toprağı delip filizlendiği, tavşanların koşuşturduğu, kartalların ve kelebeklerin uçuştuğu, arıların ışık gibi çiçeklere yayıldığı, canlılık dolu, gökyüzünün esnekliğinde sakin bir dağ'a benzerdi.

Fakat bu sakin dağ haksızlıklar ve bencillikler karşısında kızgın bir volkana, ateşe dönüşebilirdi.

Mantığın sınırlarını aşan ve yüreğin naifliğini kıran anlamsız bencillikler ve ağır kış gibi soğuk insanlar, yapılan haksızlıklar karşısında bir volkan gibi patlayıp içindeki ateşi püskürtmesi de kaçınılmazdı.

Ruhunda, yani üzerinde yabani sümbüllerin ve kekiklerin büyümesini bekleyen bir dağdı, ama insan iklimi izin vermezdi onun hep böyle yaşamasına, volkan yanını da patlatıp lavlarını püskürtürlerdi.

Hikmet Sökmen bir sakin yüce dağdı fakat onu bazen volkana dönüştüren etkenler, tüm bu bozuk düzenin insanı baş kaldırıya dönüşümünü başlatan kıvılcımlanan öfkesi, sakin dağındaki baharı bitiren, çiçeklerini solduran ve börtü böteceğini basiretsizce öldürenlerin gereksizliğineydi.

 

*- PINAR SUYU GİBİ

Öylesine basiretsiz ve öylesine körlerdi ki dağı volkan yapanlar, hep onu volkan olarak her an patlayacakmış gibi görürler ve korkarlardı.

Kötüler, yüreği çirkin düzen şarlatanları, ahlaken çökmüş insanlar çok korkardı ondan.

Oysa onda ateşle su karışıktı, istediği an volkanından kabaran ateşi söndürürdü.

Garibanlar, dürüst, kültürlü, iyi insanlara bir pınar suyu gibi şefkatliydi, garibanlar onu çok severdi.

"Gariban ve iyi insanlara iyi ol, iyilik yap" kuralını bana o öğretti.

Hayatım değişti.

Onu örnek aldım.

Onun halk zekâsını, mücadele gücünü,  her zaman ruhunu şad ediyorum. Teşekkürler ediyorum türkülere benzeyen ölümsüz bir ateş yaktığı için.

Hiçbir şey beklemeden, düşünmeden, bir insana basit ya da karışık bir konuda yardım etmenin insanı nasıl geliştirdiğini öğrendim o efsane insandan.

Bu yaşıma kadar da her güne bir iyilik koymaya calıştım, calışıyorum da.

Bu yaştan sonra iyilikten kaçmak da zaten kendimize ihanet olmaz mı?

İyi olmak bir tercihti.

İyi olmak çıkar gözetmeksizin yardım edebilmekti.

İyi olmak hep iyiyi düşünmekti.

İyi olmak iyi insanları çekebilmek demekti.

İyi olmak birine karşılıksız yardım edince mutlu olabilmekti.

İyi olmak egoyu ve kibiri yenip iyi olduğuna inanılan insan için çaba gösterebilmekti.

İyi olmak Hikmet Sökmen'di.

 

*- YÜREKTEN BU KADAR!

İçimde’!’ iyilik yap diyen Hikmeti Sökmen'in sesi artık bir ses değil bir şarkıydı.

Ona olan sevgimi saygımı sonsuzlaştıracak bir yolculuğa yeniden başlamak için söylediğim bir yol şarkısı. Kapatıyorum gözlerimi bazen, o şarkıyı dinliyorum.

(Hasan Baran'ın "BORNOVA SEVDASI" romanından.)

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği