'CANIMIN İSTEDİĞİNİ ALIP YİYEMİYORUM!' DİYOR AYŞE HANIM
*- SOKAĞIMIZDA CÜMBÜŞ VAR! Beşiktaş Arnavutköy’de komşularımızdan ‘sinema- tiyatrocu’ Sibel Hanım kapımızı çaldı, “İzmir’de değilseniz hafta sonu ‘Sokak etkinliği’ düzenleyeceğiz, sizi de davet ediyoruz” dedi.
Önceleri, önceki dönem manken ve sinemacılardan, Kasımpaşalı Yusuf’un işiydi, bizim evin önünde upuzun masalarla ‘etkinlikleri’ ayarlamak.
‘Bahara Merhaba’, ne bileyim ‘Yaza Selam’, ‘Sonbahar’ın ya da kışın güzelliği’ gibi bazen de ‘Veda’ etkinlikleri Harameyn sokağın vazgeçilmez güzellikleriydi sonbaharda.
Boğaz bize kuşbakışı en fazla 200 metre uzaklıkta.
Ama sahile ulaşmak için eski ve tarihi evlerin arasından zig-zağ yaparak belki de 1- 1,5 kilometre yol alıyorsunuz.
İzmir’den ya da başka kentlerden gelen konuklarımıza tarif de öyle zor ki…
‘Arnavutköy vapur iskelesinden sonra (u) dönüşü ile Karakolun önünden geç, İmamoğlu zamanında zemin yenilemesi sırasında yıkılan ama sadece masa ve sandalyeler ile güneşliklerin konulmasına gelindiğinden bu yana bir türlü açılmayan ve sıradan halkın tek denizle buluşma noktası olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Beşiktaş- Arnavutköy Sosyal Tesislerini (!) gör, için burkularak, yapılan onca yatırım ve masrafa harcayarak az ileriden sağa sap.
Sol- sağ- yine sol- sağ yaparak, tarihi villaların, Rum evlerinin, kilisenin ve itfaiyenin önlerinden tepelere doğru tırman…
Boğaz’ın Anadolu Yakası ile Avrupa yakası arasında çekilen, yüksek gerilim hatlarının bağlantısını yapan Koskocaman, dev çelik direk ve trafonun hemen altındaki sokağa ulaş, diyorum…
Hedef belli İstanbul’un Avrupa Yakasının elektriğini sağlayan dev direğin altındaki iç içe girmiş sokaklar:
Etiler’e (Akmerkeze) bağlayan iki bağlantı yolundan biri, (Reşat Nuri Güntekin ve Elçi Sokakları) ile Haremey ve Palacı sokakları…
Bir araç geçerken, diğerleri yukarı ya da aşağı köşelerde beklemek zorunda, yoksa sürücülerin arasında hır çıkar.
İlkokul kitaplarında, çocukluğumuzda okuduğumuz, köprünün üzerinde karşılaşan ‘Keçi’ hikayeleri gibi bir şey…
Belki de artık tamamen İstanbul’a veda etmeye niyetlendiğimi anlamış olacak Sibel hanım, bizim için de, bu güzel ‘İstanbul’a veda!’ sokak partisini veriyor.
Herhalde bizden sonra da bu etkinlikler ‘geleneksel’ hale getirilip sürecektir.
‘Benim katkım ne olacak?’ diye sorduğumda, ‘Hiçbir şey!’ denmesi de bunu gösteriyor…
Çünkü herkes, en iyi yaptığı yemeği, tatlıyı, meyva sularını, aklınıza ne varsa getiriyor…
Masalarda ‘yok yok’ oluyor…
Ramazan eğlenceleri gibi de düşünebilirsiniz, ya da mahalle düğünleri gibi…
Bu sokak etkinliklerinin dostluk ve barış adı altında yaygınlaştırılmasından yanayım.
Herkes imkânları nispetinde katılım sağlayabilir.
Neyse şimdi de İzmir’e dönelim…
Festivaller şehrimize…
Özgür Kaplan anlatıyor:
*- FESTİVALLER
Daha birkaç gün önce, Urla Belediyemizi alkışladık Akdeniz ikliminin doğaya ve bize armağanı enginar için öyle bir festival yaptılar ki Avrupa’dan, uzak Asya’dan, ülkemizin dört bir yanından on binler Urla’ya akın etti.
Hemen öncesinde Çeşme Alaçatı ot festivali öyle coşkulu kutlandı ki, standlar aylar öncesinden kapış kapış gitti, yüzbinler Alaçatı Çeşmedeydi.
Oteller, restoranlar, kafeler ‘kapalı gişe’ hepsi doluydu etkinlik boyunca.
Karaburun’a ne demeli?
O endemik mis kokulu çiçeğini öyle güzel bir tahta oturttu ki demeyin gitsin.
Nergis Festivali sayesinde Karaburun’u tanımayan kaldı mı?
İzmir Karaburun arası tüm yol boyu trafik kilitlendi.
Yine de kimsenin keyfi kaçmadı, bölgede müthiş ekonomik canlılık yaşandı.
Milyarlar versen bu güzel reklamı yapamazsın.
*- KENTLER CANLANIYOR
Menderes Belediyesi her yıl Mandalin Şenliği, festivali yapar.
Seferihisar benim mandalinim daha güzel, daha lezzetli der, iki ilçenin tatlı rekabeti Seferihisar Mandalina festivalinde de yaşanır.
Oteller dolar, esnaf bayram eder, ilçelerin tanıtımı ülke sınırlarını aşar.
Menemen’in Emiralem çileğine ne demeli.
Çilek Şenlikleri ilçe halkını coşturduğu kadar kalkınmada da çok önemli rol oynar.
Buca çekirdeksiz İzmir Üzümü, Karabağlar ise kokusuyla, tadıyla ünlü razaki üzümü, en güzeli Kavacık Üzümü ile tanınır.
Üzüm festivalleri düzenlenir.
Kültür sanat etkinlikleriyle desteklenir.
Menderes Tekeli Yörük şenlikleriyle, Bergama Kozak Şenlikleriyle, Aliağa Emek Şenliğiyle, Dikili Demokrasi Festivaliyle, Foça Arkeolojik ve Kültürel miras festivaliyle, Kemalpaşa çocukluğumuzun kulaklarına taktığı en sevdiğim, Kiraz festivaliyle, Güzelbahçe Bardacık festivaliyle, Narlıdere rangarenk, Bayındır mis kokulu çiçek festivaliyle, Tire gastronomi festivaliyle, Ödemiş Bademli meyve fidanı festivaliyle öne çıkıyor. Tüm İlgili odalar ve Belediyeler elbirliği ile yörelerinin tanıtımı için çalışıp çabalıyorlar.
*- İLERİ DEĞİL, GERİ GİDİYOR
Birkaç dönem öncesine kadar İlçemiz Konak’ta da uluslararası Edebiyat, kültür sanat günleri düzenleniyordu.
Bu çok önemliydi, çünkü ne ürün yetiştirecek bir toprağımız vardı ne de başka bir olanağımız.
Kültür, sanat, bilim dışında tutunacak pek bir dalımız yoktu.
Eskişehir de Yılmaz Büyükerşen hocamızdan etkilenip açılan birkaç müze modeli ve kültürevi de kapatıldı bu dönem.
Zahmet edip Eskişehir e kadar gidiverselerdi keşke, yine de kapatırlar mıydı?
Bu kafayla farketmeyecekti sanırım.
Kütüphaneler zaten gereksiz görüldüğünden kapatıldı.
Şehrin yetiştirdiği ünlü yazarımız Tarık Dursun K anıevi de yok edildi.
Konak Belediyemiz ne elindeki turizm cevheri olarak işlenmeyi bekleyen 1350 Eski Rum evinin farkında, ne de yüzlerce Uluslararası bilim, kültür, sanat insanının farkında.
Görmezden gelmek, değersizleştirmek gibi görünebilir sizce.
Hiç öyle değil, tarih her zaman doğruyu haklı çıkarır.
Hem unutmayalım Evrim yasaları “hep ileri doğru” işler.
Geriye değil.
Dünyada ses getirecek festivallerle anılmak, şehre değer kazandırmak dururken enerjilerini karşıdan baktıklarına laf yetiştirmeğe, boş işlere harcamamaları gerekir.
Belki bir gün sağa sola şirin görünme FESTİVALİ son bulur.
MUTLULUK keyfiyetle bireysel değil, keyifle toplumsal olmalıdır.
*- GİRİT KANDİYELİ İBRAHİM’İ BİR KİŞİ ANLADI
Bizde ‘oyuncu’ da çok ‘edebiyatçı’ ya da ‘Yazar’ da…
Zaten her gün, çok pahalıya mal olmasına rağmen, birçok isimsiz yazarımızın kitapları yayınlanıyor.
Eş – dost belki alır..
Çok reklamı olan, ama iki üç sayfasını okuduktan sonra elinize bir daha almayacağınız çok sözde eser de var.
Okuyucularım bilir.
Mutlaka birçok gerçek yazarımızı tanıtmaya çalışıyorum, isimleriyle yazdıklarını paylaşıyorum.
Birbirimizi tanımalıyız.
Birbirimizi desteklemeliyiz.
Artık kıskançlık ve fesatlık bizden uzak olmalı…
Şimdi de size Vedat Akman’dan bir gerçek hikâyeyi nakledeyim.
Söz Vedat Akman da!
Yazısının başlığı:
“Girit Kandiyeli İbrahim’i Bir Kişi Anladı…”
*- GÜZELBAHÇE’DE…
“Girit Kandiye den 1923 te gelen İbrahim Akman dedemi biraz size anlatayım;
İzmir Güzelbahçe’de evini kurmuş.
Para yok, pul yok, lisan yok.
Derdini anlatacak tercüman yok.
Yerli halkla irtibat yok.
Camiye gidecek namaz kılacak ortam yok.
Cuma namazına gidip, en kenarda kılmaya çalışıyor namazını.
Yan yan bakanlar, “Bu adam ne arıyor burada? Bu adam Gavur topraklarından geldi! Ne işi var camide?” bakışlar ile karşılaşıyor.
Beş vakit namazını evinde kılıyor.
Bir tek ‘cuma namazında’ camiye gidiyor.
Lisan bilmediği içinde derdini anlatamıyor.
Pazara alışverişe gidemiyor, derdini söyleyemiyor.
*- DOSTLUĞUN BAŞLAMASI
Dedem ‘mal değişiminde’ zeytinlik almış.
Zeytinleri işleyip Güzelbahçe Kilizman köyünün bir köşesinde satmaya çalışıyor.
Müşteri hiç uğramıyor.
Günler geçiyor bir gün yerli halktan biri yanaşıyor ve zeytini tadıyor beğeniyor.
Zeytini tartıp veriyor.
Kişi para vermeğe çalışıyor, dedem parayı almıyor.
El işaretleri ile alıcı teşekkür ediyor.
O kişi bir gün Cuma Namazında dedemi görüyor ve yanına davet ediyor.
Dostlukları bu şekilde başlıyor.
Dedemi cami sonrası kahveye götürüyor.
Tercüman bulup, o kişi derdini anlamaya çalışıyor, dost oluyorlar.
Kurban bayramında kestiği etten arkadaşına da ayırıyor.
Bir gün tercüman ile bir konuşma yapıyorlar.
“İbrahim Efendi biz sizleri yanlış anlamışız, başta sizi gâvur sandık. Halbuki sizler Müslüman insanlarsınız” dedi.
“5 vakit namaz kılıyorsunuz.
Ramazan’da oruç tutuyorsunuz.
Kurban kesiyorsunuz…
Allah’a aynı bizim gibi yakarıyorsunuz” dedi.
Zaten[Mh1] mübadele, din birliğini sağlamak için yapıldı.
Girit’teki ve dünyanın birçok yerdeki Müslümanlar Türkiye geldiler.
Anadolu’da Türkiye’de yaşayan azınlıklar farklı dinden olanlar, dünyanın birçok yerine gittiler.
*- TÜRKÇE ÖĞRENSİNLER
Atatürk 1928 de okuma yazma seferberliğinde, ‘özellikle mübadil ve muhacirler muhakkak okusunlar, Türkçe öğrensinler’ demiş.
Mübadil ve muhacirler Atatürk’ü yere göğe sığdıramazlar, çok severler, yolundan ayrılmazlar.” (Vedat Akman).
Her kes, ama her kes mutlaka ama kendisinin ama bir büyüğünün anısını, yaşadıklarını, mahallesini, köyünü yazmalı, sonraki nesillere en büyük ve önemli miras olarak bırakmalıdır.
Yapılmayacak bir şey değil…
Hele şimdi bu yazım işi, bizlere ‘bir tık’ mesafede…
Mühim olan, kararlı olmak…
Dikkat edin bakın, en ünlü hale getirilen, bizlere algı ve reklam ile pompalanan sözde yazarların kitaplarında en azından beş altı kişinin daha imzası vardı. Ama ‘editör’ diye, ama ‘uzman’ vs, diye…
Onlar parasını alır, diğeri verir…
*- ATİNA İÇİN, ‘İZMİR GÜNLERİ!’
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Yunanistan Büyükelçisi Theodoros Bizakis ve beraberindeki heyeti ağırladı.
İki ülke arasındaki dostluğun pekiştirilmesi ve iş birliklerinin güçlendirilmesinin gündeme geldiği buluşmada Başkan Dr. Cemil Tugay, karşılıklı kültürel etkinliklerin artırılması gerektiğini vurguladı;
Atina için “İzmir Günleri” önerisi gündeme geldi.
Yunanistan-Türkiye ve Atina-İzmir arasındaki ilişkilerin daha da güçlendirilmesinin gündeme geldiği buluşmada, karşılıklı tanıtıcı etkinliklerin düzenlenebileceği konuşuldu.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, İzmir’in coğrafi ve kültürel olarak Yunan adalarına yakınlığı sayesinde, kentte Yunan kültürüne Türkiye genelinden daha sıcak ve aşina bir yaklaşım bulunduğunu ifade etti.
Tugay, “İzmir Günleri” etkinliğinin Atina’da düzenlenmesini de önerdi. Büyükelçi Bizakis ise bu yaklaşımın karşılıklı olduğunu belirterek benzer iş birliklerine hazır olduklarını dile getirdi.
Bizakis, özellikle genç nüfusun karşılıklı değişim programlarıyla desteklenmesi gerektiğini söyleyerek; kültür, inovasyon, teknoloji ve iş dünyası alanlarında temasların artırılmasının önemine değindi.
Büyükelçi Bizakis, kurumlar ve insanlar arasında köprü kurmanın önemine vurgu yaparken, Başkonsolos Konstas İzmir’in uluslararası alanda daha fazla tanıtılması için destek vermeye hazır olduklarını ifade etti.
*- HOMEROS'UN KÖYÜNDE
İzmir’in tarihsel mirasının en önemli simgelerinden biri olan Homeros’un yaşadığı Kayadibi Köyü’nü, İzmir’e gelen Kosta Rika First Lady’si Signe Zeikate ziyaret
Kentin gürültüsünden uzak, doğayla iç içe bir atmosferde hizmet veren turizme dayalı işyerlerini de ziyaret eden konuğumuz, Homeros temalı sanatsal detaylarıyla İzmir turizmine yeni bir soluk getireceğini belirtti.
EGİKAD’ın konuğu olarak İzmir’e gelen Kosta Rika First Lady’si Signe Zeikate’yi, turizmci Nur Uzgenç’ten bilgilendirdi.
*- İLK SEÇİM ŞOKU
14 Ağustos 2025 tarihinde AKP’ye geçen Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu girdiği ilk seçimi kaybetti.
Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, Türkiye Belediyeler Birliği’nde gerçekleştirilen encümen üyeliği seçiminde istediği sonucu alamadı.
Belediye başkanlarının oy kullandığı seçimde Çerçioğlu’nun, encümen üyeliğine seçilemediği görüldü.
Türkiye Belediyeler Birliği’nde yapılan seçimde, Türkiye genelinden toplam 757 belediye başkanı sandık başına gitti. Seçimde 14 kişilik encümen üyeliği için adaylar yarıştı.
Daha önce Cumhuriyet Halk Partisi kontenjanından encümen üyeliğine seçilen Çerçioğlu, bu kez AKP listesinde ilk sıradan aday gösterildi. Ancak yapılan oylama sonucunda gerekli desteği alamadı ve encümen listesine giremedi.
Seçim sonucu, siyasi kulislerde dikkat çeken gelişmeler arasında değerlendirildi.
Özellikle Türkiye Belediyeler Birliği gibi yerel yönetimlerin önemli temsil mekanizmalarından biri olan encümen üyeliği seçiminde ortaya çıkan tablo, belediye başkanları arasındaki tercih dengeleri açısından yorumlandı.
Eskiden de vardı, şimdi de bazı bölgelerimizde, özellikle yaz aylarında ‘buz satıcıları’ var.
Balıkçılar da alır, pikniğe gidenler de, sıcakta bozulabilecek gıda taşıyanlar da…
Elimde bir fotoğraf var, çok eski yıllarda bir sokak satıcısının görüntüsü…
Üç tekerlekli, seleli bisikletine ‘buz kalıplarını’ yüklemiş, satmaya götürüyor.
Bu görüntü de şunu anımsatıyor:
‘Ben Asr süresinin manasını, bir buz satıcısından öğrendim:
O satıcı bağırarak, ‘Sermayesi eriyip yok olana merhamet ediniz!’ diyordu…
*- SABAH SAATLERİNDE
Karabağlar Meclisi’ni karıştıran CHP’li Kadir Dalgıç gözaltına alındı
Cumhurbaşkanı’na hakaret içerikli video paylaştığı iddia edilen CHP’li Kadir Dalgıç, sabah saatlerinde dükkanında gözaltına alınarak emniyete götürüldü.
Karabağlar Belediyesi’nin CHP’li Meclis Üyesi Kadir Dalgıç, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım nedeniyle bu sabah saatlerinde dükkânından gözaltına alındı.
Dalgıç’ın, yapay zekâ aracılığıyla hazırlanmış ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret içerdiği öne sürülen bir klibi paylaşması yargıya taşındı.
Söz konusu video, Karabağlar Belediyesi Mayıs Ayı Meclisi’nin ilk birleşiminde büyük bir gerginliğe yol açmıştı.
Yaşanan tartışmaların ardından meclis oturumuna ara verilmiş ve Cumhur İttifakı grubu salonu terk ederek protestoda bulunmuştu.
Gözaltı işlemi öncesinde sosyal medya hesaplarından bir açıklama yapan Kadir Dalgıç, kamuoyundan özür dilemişti.
*-









0 Yorum