ÇOÇUKLARIMIZIN CANI YANMASIN
*- KARIŞTIRIYORUZ ‘Tasavvuf’ genelde Aralık ayında gündeme geliyor. Nedeni de Konya’da yapılan Şem-i Aruz etkinlikleri. Mevlana’yı anma ve Mevlevi törenleri.
Şimdi konu ile ilgili bir beyin cimnastiği yapalım;
“Ruh, nefs, akıl, kalp, zihin…
İnsan en çok burada karışıyor.
Zihin düşünür; Geçmişten getirir, geleceğe taşır, boşluk sevmez… Hep tamamlar.
Akıl ayırır; Doğruyu yanlıştan, faydayı zarardan seçmeye çalışır. Yol bulmak ister.
Kalp hisseder; Sever, kırılır, bağlanır, vazgeçer… Sürekli değişir.
Nefs ister; Hazza yönelir, kaçmak ister, tutunmak ister. Bazen seni aşağı çeker, bazen seni sınar.
Ama ruh?
Ruh bütün bunların içinde değişmeden kalan tek yerdir.
O! ne düşüncedir, ne duygudur, ne de arzudur.
Ruh; hepsinin farkında olan halindir.
*- SEN NEYSİN
Tasavvufta insanın yolu bu parçalarla savaşmak değil, onları yerli yerine koymaktır.
Zihni susturmak değil, onu doğru yerde kullanmak.
Nefs yok etmek değil, onu terbiye etmek. Kalbe kapılmak değil, onu arındırmak.
Ve bütün bunların ötesinde, ruhu hatırlamak…
Çünkü ruh kirlenmez. Ama üzeri örtülür. Ve insan, çoğu zaman kendini ruhu olmayan yerlerde arar.
Oysa hakikat çok daha sade:
Sen zihin değilsin.
Sen duyguların değilsin.
Sen arzuların da değilsin.
Sen… Bütün bunları fark eden şeysin.
Ve belki de bütün mesele: o fark edeni hatırlamak.
Her cümle bir nefesten doğuyor, her harf bir secdeden yükseliyor gibi…
‘Ben sadece eşlik ediyorum’ diyor bunları anımsatan emek sahibi Ülkü Temizel…
*- ACABA
Emine Ergün ise güzel kadına bakış açısını anlatıyor;
‘50'sinden sonra kadın artık kadın değildir, sadece bir masraf kapısıdır’, dedi bana, kısa süre önce tanıştığım adam.
Benim adım Leyla.
52 yaşındayım ve İstanbul'da, Kadıköy'ün kalbinde yaşıyorum. Neredeyse yedi yıldır boşanmış bir kadınım.
Evliliğim bittiğinde hayatımın da sona kadın erdiğini hissetmiştim.
Eski kocam benden çok daha genç bir için gitmişti, çocuklarım büyümüş ve kendi hayatlarını kurmuşlardı.
Evin içi aniden sessizliğe bürünmüştü.
Sağır edici bir sessizliğe...
*- ŞAKA İLE KARIŞIK
İlk başlarda sadece nefes alıyordum.
İşe git, markete uğra, akşamları televizyonun karşısında uyuya kal. Yaşamıyordum, sadece günleri tüketiyordum.
Zamanla bu duruma alıştım.
Moda sahilinde uzun yürüyüşler yapmaya, kitap okumaya, hatta bazen tek başıma bir kafede oturup kahve içmeye başladım.
Dürüst olmak gerekirse, yeni bir ilişki kurmak aklımın ucundan bile geçmiyordu.
Bu yaşta aşkın artık bana göre olmadığını düşünüyordum.
Ve sonra onunla tanıştım, Ahmet'le.
Tamamen tesadüftü.
Vapur iskelesinin yanındaki fırında sıra beklerken sıranın ne kadar uzun olduğuyla ilgili bir şaka yaptı.
Sohbet etmeye başladık.
O da boşanmıştı, 58 yaşındaydı.
Sakin ve kibar biri gibi duruyordu.
Bana bir çay ısmarlamak istedi.
Biraz tereddüt ettim ama sonunda kabul ettim.
*- AKILDAN ÇIKAR MI?
Böylece ara sıra mesajlaşmaya başladık.
Sabahları günaydın mesajları, bazen komik bir fotoğraf...
Birkaç gün sonra tekrar buluştuk.
Boğaz kenarında yürüdük, işten, çocuklardan bahsettik.
Her şey çok sakin, çok doğaldı.
Ve farkında bile olmadan, onun mesajlarını bekler olmuştum.
Sonra bir akşamüstü küçük bir kafede oturuyorduk.
Hayattan, yaştan, ilişkilerden bahsediyorduk.
Ve birden, aklımdan hiç çıkmayan o cümleyi kurdu.
Bana baktı ve son derece sakin bir şekilde şöyle dedi:
‘Sakın yanlış anlama Leyla ama 50'sinden sonra kadın kadın olmaktan çıkar; sadece bir masraf kapısıdır.’
*- İSTEKLER
Ne demek istediğini ilk başta anlayamadım.
- Ne demek istiyorsun? diye sordum.
Omuz silkti ve gayet ciddi bir şekilde:
- Şöyle düşün! Bu yaşlarda sağlık eskisi gibi olmuyor, ruh hali sürekli değişiyor, daha fazla ilgiye ve bakıma ihtiyaç duyuyorsunuz. Bizim yaşımızdaki erkekler ise daha hafif, yormayan, dertsiz tasasız bir şeyler ister.
Bunu havanın durumundan bahseder gibi o kadar inanılmaz bir rahatlıkla söyledi ki...
Sadece orada oturdum ve içimde bir şeylerin yavaş yavaş solup gittiğini hissettim.
Daha önce hiç iğrenç bir şey duymadığım için değil.
Dün bana iltifatlar eden adamın, şimdi bana bozuk bir eşya, bir ‘yük’ gibi bakmasından dolayı...
Çayımı bitirdim ve eve gitmem gerektiğini söyledim.
Ne olduğunu anlamamıştı bile.
Gözlerime bakıp sordu:
- Bana kızdın mı?
- Hayır, dedim.
Sadece bir şeyi çok iyi anladım.
O akşam eve dönmeden önce Kadıköy sokaklarında uzun uzun yürüdüm.
Üzgündüm, kırılmıştım.
*- MASRAF KAPISI
Ama bir noktada zihnim tamamen berraklaştı.
Eğer birisi için 50 yaşından sonraki bir kadın sadece ‘masraf’ ise, o kişi hayatı boyunca gerçek bir kadınla hiç tanışmamış demektir.
Çocuk büyüten, ihanetleri atlatan, sıfırdan başlamayı öğrenen ve tüm bunlara rağmen hala gülümseyebilen bir kadınla...
Ve biliyor musunuz en komiği neydi?
Birkaç gün sonra bana şöyle bir mesaj attı:
“Nerelere kayboldun? Tekrar görüşelim mi?”
Cevap bile vermedim.
Bana dürüstçe söyleyin...
50 yaşını geçmiş bir kadın bir erkek için gerçekten sadece ‘masraf’ mıdır?
Yoksa her şey kadının yaşına değil de, karşısındaki adamın ne kadar ‘adam’ olduğuna mı bağlıdır?”
*- DATÇA’NIN MERDİVENLİ KOYU
Sanıyorum yakın zamanda Datça’ya yerleşen Sedat Kaya’dan söz etmiş, kendisini tanıdığım kadarıyla tanıtmaya çalışmıştım.
Şimdi yine ondan, ‘Yarım Kalmış Bir Hikaye!’ başlıklı yazısını paylaşacağım.
“Ege’de bazı koylar haritalarda yer alır ama hafızalarda yoktur.
Adı vardır ama hikâyesi unutulmuştur.
Önceki gün Yusuf Ziya Özalp paylaştı, bunlardan birini.
Datça’nın en sessiz kıyılarından biri olan Merdivenli Koy işte böyle bir yer.
Sanki biri zamanın defterinden bu sayfayı koparmış, rüzgâra bırakmış.
Ama taşlar unutmuyor.
Bir zamanlar bu yarımada sadece kayalık ve maki değildi.
Burası, antik dünyanın en parlak liman kentlerinden biri olan Knidos Antik Kenti’nin nefes alanıydı.
Knidos rüzgârı okuyan denizcilerin, yıldızları ölçen bilginlerin ve ticareti deniz üzerinden kuran bir uygarlığın kalbiydi.
Her kalbin küçük damarları olur.
Merdivenli, işte o damarlardan biri.
*- KİMLER, KİMLER...
Büyük gemiler Knidos limanına girerken, küçük tekneler, balıkçılar, yalnız yolcular böyle koylara sığınırdı.
Belki bir fırtına gecesi…
Belki de sadece sessizlik için.
Bugün koyun adının ‘Merdivenli’ olması bir iz.
Antik çağda yollar dümdüz ilerlemezdi.
Yamaçlar kesilir, taşlar oyulur, insanlar denize ulaşmak için merdivenler yapardı.
Belki de bu koyun yukarısından aşağıya inen o yolu, yüzyıllar önce ayak sesleriyle aşınmıştı.
Tüccarlar geçti.
Balıkçılar geçti.
Savaşlardan kaçanlar geçti.
Şimdi sadece rüzgâr geçiyor.
Merdivenli çevresinde bulunan bir anıt mezar, bu sessizliğin içindeki en güçlü cümle.
Çünkü antik dünyada mezarlar rastgele yapılmazdı.
Onlar, yolların kenarına, geçiş noktalarına, insanın gözünden kaçmayacak yerlere bırakılırdı.
Bir mesaj gibi…
*- BİR HAYAT YAŞANDI
“Buradan insanlar geçti.
Ve burada bir hayat yaşandı.”
O mezar, aslında bir harita.
Kaybolmuş bir yolun, unutulmuş bir kıyının haritası.
Datça’nın birçok koyu mitolojiyle anlatılır.
Tanrılar gelir, efsaneler yazılır.
Ama Merdivenli farklıdır.
Burada tanrılar yoktur.
Burada insanlar vardır.
Yorgun, suskun, denize bakan insanlar…
Belki bir balıkçı, ağını onarırken hiç bilmeden tarihin içinde oturuyordu.
Belki bir denizci, son kez bu kıyıya bakıyordu.
*- YARIM KALMIŞ HİKAYE
Bugün ‘Merdivenli Koy’a gidenler, sadece bir manzara görmez.
Eğer dikkatle bakarlarsa, taşlarda yürüyen gölgeleri, rüzgârda taşınan eski sesleri ve denizin sakladığı hatıraları hissederler.
Knidos’un ihtişamı kitaplara geçti.
Ama onun küçük koyları, onun sessiz durakları unutuldu.
Merdivenli Koy, işte o unutulanların içinden konuşuyor.
‘Ben bir manzara değilim…
Ben, yarım kalmış bir hikâyeyim.’
*- AKIL ALMAZ DAYANIŞMA
1983 Ocak ayında İsviçre Alpleri'ndeki Jungfrau Geçidi'ni saatte 90 mile ulaşan rüzgârla kar fırtınası vurdu.
Bir tırmanış ekibi ana kampını terk etti.
Artlarında erzak çadırlarında yaşayan bir sokak kedisi bıraktılar.
İki gün sonra, bir dağ kurtarma ekibi geçide ulaştı ve fotoğrafladıkları ama asla tam olarak açıklayamadıkları bir şey buldu:
Alp dağ keçisi sürüsü - her biri 90 kilo ağırlığında, kavisli boynuzları olan on dört hayvan - bir kayanın üzerinde bir daire oluşturmuştu.
Merkezde, canlı kas ve boynuzdan oluşan bir duvarın her tarafında rüzgârdan korunmuş bir kaplumbağa kabuğu kedisi ve dört yavru kedi vardı.
*- PİŞMAN OLDU
1983 Jungfrau kar fırtınası İsviçre Alp tarihindeki en kötü fırtına değildi, ancak en ani fırtınalar arasındaydı.
19 Ocak'ta koşullar 90 dakikadan kısa bir sürede açık gökyüzünden karartmaya doğru bozuldu.
Jungfraujoch yaklaşımı üzerinde 3,400 metrede kamp kuran İngiliz-İsviçre tırmanış seferi helikopterle tahliye etmek zorunda kaldı. Ekipmanlarını, örneklerini ve kişisel eşyalarını aldılar.
Kediyi almadılar.
O bir kaplumbağa kabuğuydu - iki hafta önce ana kamplarında ortaya çıkan, muhtemelen Grindelwald'dan ya da aşağıdaki vadi çiftliklerinden birinden gelen bir sokak kedisiydi.
Dağcılar onun artıklarını besliyordu.
Fırtınadan beş gün önce 14 Ocak'ta, erzak çadırında dört yavru doğurdu. Helikopter geldiğinde keşif lideri Dr. Colin Marsh kediyi terk etme kararı aldı.
Helikopterin ağırlık sınırları katıydı.
Fırtına kapanıyordu.
Taşıyıcı yoktu.
Sonradan bir gazeteciye:
‘Bir hesap yaptım. İnsan bir kediye karşı yaşar. İnsan hayatlarını seçtim. O günden beri bu hesaptan her gün pişman oldum.’
*- BİR DAHA ANLATAYIM
21 Ocak'ta -fırtınanın zirveye ulaşmasından iki gün sonra- kurtarma ekibi, terk edilmiş ekipmanları kurtarmak için gönderilen üç kişilik İsviçre Alpine Kulübü ekibi idi.
Donmuş çadırlar ve saçılmış ekipmanlar bulmayı bekliyorlardı.
Önce dağ keçisi oldular.
On dört Alp dağ keçisi - Capra dağ keçisi, bir denizaltının derinlik için inşa edilmiş bu arazi için inşa edilmiş bir hayvan - 40 metre uzaklıkta bir kaya rafında kümelenmişti kampı yok etti.
Sıkı bir oval formasyonda duruyorlardı, vücutları birbirine sıkıştırılmış, başları eğilmiş, boynuzları rüzgara karşı kenetlenmiş bir bariyer oluşturuyorlardı.
Bu oluşum alışılmadık değildi.
Ibex fırtınalarda bir araya geldi.
Sıra dışı olan merkezdekiydi.
Kaplumbağa kabuğu kedisi.
Onun tarafında, karnında emziren dört yavru kedi.
Kuru, rüzgârsız ve sıcak bir zeminde - toplam yaklaşık 3000 pound ağırlığında on dört hayvanın vücut sıcaklığı tarafından ısıtıldı.
*- KAÇMADILAR, BEKLEDİLER
Kurtarma ekibi lideri Hans Gruber, bir cep kamerasıyla altı fotoğraf çekti. Resimler yukarıdan dağ keçisi oluşumunu gösteriyor - kavisli boynuzlar ve gri-kahverengi kürklü bir halkadan - merkez boşluğunda küçük bir kaplumbağa kabuğu şekli.
Hans yavaş yaklaştı.
Dağ keçileri onu izledi ama dağılmadı - normalde insanlardan 100 metreden kaçan vahşi dağ keçileri için alışılmadık bir davranış. Oluşumun merkezine ulaşabildi.
Kedi canlıydı.
Kedi yavruları canlıydı.
Dördü de.
Kürkleri kuruydu.
Grindelwald'da bir veteriner tarafından kontrol edildiğinde vücut ısıları normaldi. 3,400 metrede saatte 90 mil rüzgar ve -31°F sıcaklık ile kar fırtınasından sağ çıktılar çünkü on dört vahşi dağ keçisi iki gün boyunca etraflarında durmaya karar verdi.
Hans kedi ve yavru kedileri çıkardı.
Onları çantasına koydu - yaralı dağcıları taşıdığı paket.
*- NE OLDULAR?
O öğleden sonra Grindelwald'a indi.
Keşif lideri Dr. Marsh, duyduğunda Londra'dan geri döndü.
Kediyi ve dört yavru kediyi de evlat edindi.
Annesinin adını Jungfrau koydu.
Yavru kedilere Kuzey, Güney, Doğu ve Batı adını verdi - dağ keçisinin onları koruduğu dört yöne.
Onları İngiltere'nin Sussex kentine getirdi, Jungfrau'nun 11 yıl boyunca yaşadığı yere, bir daha kar görmeyen bir ev kedisi olarak.
Dr. Marsh Hans'ın fotoğraflarını çalışma duvarında çerçevede sakladı. 2017'de seksen dört yaşında öldü.
Kızı masasında özellikle kimseye yazılmış bir mektup buldu, 19 Ocak 2013 tarihli - fırtınanın otuzuncu yıl dönümü.
Şöyleydi:
‘İnsan hayatının daha önemli olduğunu hesapladığım için bir anne ve çocuklarını dağda bıraktım.
Aritmetik yapamayan on dört dağ keçisi iki gün boyunca etrafında çember halinde durdu ve farklı hesapladı.
Fırtınada canlı olan her şeyin sığınağı hak ettiğini hesapladılar.
*- BİLİMSEL AÇIKLAMASI YOK!
"Zürih Üniversitesi'nde dağ keçili davranışsal çevrolog Dr. Mattias Keller, 1994 yılında Hans'ın fotoğraflarını inceledi.
Oluşumun dağ keçisi fırtınasına sarılma davranışıyla tutarlı olduğunu onayladı, ancak şöyle kaydetti:
"Bir araya gelme merkezine, bir evcil kedi- atlama benzeri görülmemiş bir şeydir.
Kolektif vücut ısısını korumak için Ibex toplanıyor.
Oluşuma yabancı bir hayvanı dahil etmek dağ keçisine ısıtıcı bir fayda sağlamaz ve potansiyel bir hastalık vektörünü temsil eder.
Bu davranışın uyarlanabilir bir açıklaması yoktur.
Sunabileceğim tek açıklama bilimsel olmayan bir açıklama: onu da dahil etmeyi seçtiler.
*- ÖLÜMDEN KURTARDILAR
Dağ keçinin durduğu kaya rafı hala orada.
Tırmanışçılar Jungfraujoch yaklaşımında geçiyorlar.
Plaket yok.
Hiçbir işaret yok.
Ancak şu anda seksen yedi yaşında ve hala Grindelwald'da yaşayan Hans Gruber, her Ocak ayında fırtınalar geldiğinde mutfak penceresinden geçide baktığını ve küçük bir şeyin etrafında daireler çizerek reddeden on dört hayvanı düşündüğünü söylüyor
Hareket etmek.
Diyor ki:
"Dağın neyin yaşadığı, neyin öldüğü umrunda değildir.
Ama dağ keçisi yaptı.
On dört tane.
İki gündür.
Kampı öldüren ve ipleri donduran ve çadırları gömen bir kar fırtınasında. Orada durdular çünkü ortada canlı bir şey vardı.
Hepsi bu kadar.
Ortasında canlı bir şey vardı ve onlar durdu. "
*-BİZ KAYBETTİK
Bu önemli konuyu neden uzun uzun anlattım.
Zamanımızda Türkiye’de yaşananları ve Avrupa’da yıllarca önce yaşanan bir olay ile karşılaştırmak için…
Vicdan bizden çok hayvanlarda var.
Biz onu, vicdanı bir yerlerde kaybetmişiz.
Bizim kaybettiğimizi dağ keçileri bulmuş…









0 Yorum