Telefon
WhatsApp
ÇOK KONUŞAN DEĞİL YERİNDE KONUŞAN

*- KENDİNİZ İÇİN

Kendi savaşınızı açmalısınız, kendi düşüncelerinizin uğruna.

Düşünceleriniz yenilse bile, dürüstlüğünüz zafer çığlıkları atmalıdır, bunun için.

Fakat;

Hastasınız!

Nereye gideceksiniz, en yakın hastaneye…

Ben Bornovalı olduğuma göre, Küçükpark’tan, evimizin hemen karşısındaki Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine değil mi?

Bir bakıyorsunuz, komşu söylüyor;

‘Doktorlar grevde!’

Yanlış bilgi; doktorlar grevde değil, pasif direnişte…

Aciller dışında, ne bileyim ameliyatlar bile yapılmıyor, ileri tarihlere gün veriliyor.

Nedeni basit!

‘Hak arama!’

Akşam televizyondaki söyleşide izledim;

İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Dr. Cemil Tugay (Plastik cerrahı), ‘Ben işimi ve mesleğimi severek yapıyor ve çok iyi para kazanıyordum. Ama baktım ki, meslektaşlarım ve doktorların büyük sorunları var, kimse ilgilenmiyor, o zaman siyasete atıldım, gittim Karşıyaka’da partiye yazıldım. Hiç beklemiyor ve ummuyordum partim beni başkanlığa aday gösterdi ve bugünlere geldim…’

Sorun çok…

Umarım daha aza indirilir…

Zaten siyasette iki grup arasında da, büyük mücadele vardır, doktorlar ve hukukçular arasında.

Papatya falında olduğu gibi bir onlar, bir bunlar siyasete ve meclislere hakim olurlar.

Ama bu düzen ve sıralama son zamanlarda hukukçuların lehine sonuçlanmışa benziyor.

Umarım bir tarafın ağırlığı ile gitmez.

Yoksa ileride trilyonerleri göstermek istersek, işe avukatlardan başlarız…

 

*- DÜŞÜNDÜREN SORULAR

Kadir Demirel yazmış, Adnan Erbesler de desteklemiş;

Anımsadığım kadarıyla Kadir Demirel diş hekimi, Adnan Erbesler de önemli bir kurumda yıllarca önemli görevlerde bulundu.

Kadir Bey, herhalde medyada gördükleri ve okuduklarından etkilenmiş, şöyle diyor:

“…çok güzel, tamam ama ‘temizlik görevlileri niye maaş alır?’ Niye, ‘70 bin lira maaş yetmiyor!’ diye grev yaparlar?

Halk da bu sefer, belediyeye, çalışan belediye başkanına bileniyor.

İlçe belediyenin bu konuda hiç birinde hizmet yok!...

Bir tek konteyner çöplerini alıyorlar…”

Kadir Bey bana göre de yüzde yüz haklı…

Belediye Başkanları başta olmak üzere tüm yöneticiler uyukluyor.

Masalarından kalkmıyor, lüks odalarından sadece ‘avanta’ davetler, toplantılar varsa oraya katılıyorlar.

Sürekli ‘Benim işçim, benim personelim!’ diyorlar…

Bunlar başkanların ve yöneticilerin değil, binaların içindekilerin de dışındakiler de hepsi onun değil, bizim vergi verip, oy verip karşılığını bir türlü alamayanların yani vatandaşların çalışanı…

Siz hiçbir belediye başkanı ya da yöneticinin işi kontrol ettiğini, çalışanının yanına gidip doğru dürüst görevini yapıp, maaşını yevmiyesini hak ettiğini gördünüz mü?

Ama maalesef biz istediğimizi göreve getirmiyoruz ki!

Birileri bizim yerimize karar alıyor, veriyor…

Onları korumak da bize kalıyor….

Anan değil baban değil sana ne?

Ama şu particilik ya da ikiye bölünme var ya, bizi yaramaz insanları bile koruma durumuna getiriyor, maalesef.

 

*- HELAL OLSUN, BUNLARA…

Şimdi ‘Bu nedir?’ diyeceğiniz, bir videodanın girişindeki konuşmayı paylaşayım:

Şöyle deniliyor:

“Takipçim kadar çöp topluyorum.

100 gündür durmadan, usanmadan bu ülkeyi temizliyoruz.

Bu bir video değil, bu bir hareket.

Bir kişiyle başladık, binlere ulaştık.

Bir çöp alındı, bir farkındalık doğdu.

İzlediğim bu video şöyle takip ediliyor:

“Eğer sen de ‘Bu ülke böyle kalmasın!’ diyorsan bizi takip et!” deniliyor.

Sonra devam ediliyor:

“Çünkü her yeni takip =  (eşittir) daha fazla temizlik, daha temiz bir gelecek demek.

Biz vazgeçmiyoruz.

Sen de yanımızda ol…”

Bunlar kendilerini, ‘çevre dostu’, ‘takipçim kadar çöp’, ‘temizlik hareketi[Mh1] ’, ‘temiz Türkiye’, ‘doğa için- gelecek için’, ‘sıfır atık', ‘çöp topla’ olarak tanıtıyorlar.

Ben videoyu izlediğimde, Günnur Öztürk ‘100’ncü günümüzdeyiz’ diyordu iftiharla…

100 günde 106 bin takipçiye ulaşmışlar…

 

*- MARİFET OLAN

Videoda içimizin kaldıramayacağı çöp yığınları ve bunları temizleyen sizin bizim gibi gönüllüler vardı.

- Helal olsun size!

- Sizin yaptığınızı belediyeler yapmıyor!

- Ne varsa böyle gençlerimizde, gençliğimizde…

- Emeğinize, yüreğinize sağlık!...

- Helâl olsun sizin gibi gençlere, ne varsa gençlerde var, gurur duydum toplumda takdir eder sizleri…

Yazanlar mı ararsınız.

Methiye düzen insanlarımız mı?

Benim izlediğimde, 322 insanımızın böyle videoları vardı..

Ne ilgisi var ama yine de benim en dikkatimi çeken yorumlardan biri de şuydu:

“Çocuk doğurmak marifet değil.

Ona iyi bir eğitim almasını sağlamak özellikle çevresini temiz tutan bunun için çalışan bilinçli çocuklar yetiştirmek anne ve babaların görevi....”

Evet suçlu bizleriz..

Ama hiç kimse bunu kabul etmez…

Biliyorsunuz, senede bir gün öğrencileri ve kendilerine yakın bazı paralı kişilerle deniz kıyısı ya da park- bahçe vb. yerlerde bir saatlik sözde temizlik yapan yetkililerimiz var.

Fotoğraf çektirip medyaya dağıtırlar ve ‘çok büyük işmiş!’ gibi reklamlarını yaptırırlar.

Halbuki çevre hepimizin bildiği ve gördüğü gibi pislikten geçilmez durumdadır.

Kadir Bey’in dediği gibi çöp bidonları temizlik aracına boşaltılırken, bir kısmı da yola dökülür.

Öylece kalır…

Pis kokusu ve leş görüntüleri de cabası…

 

*- DEĞİŞENLER

Türkiye sadece yönetim değiştirmedi; insan tipi, aile yapısı, ahlak dili, şehir hayatı, para anlayışı ve siyasal sadakat biçimi de değişti.

1. Köy toplumu bitti, şehir yığını doğdu

Türkiye artık büyük ölçüde şehir toplumudur.

2024’te il ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranı %93,4 seviyesine çıktı.

Bu, sadece “şehirleşme” değil; köyün dayanışmasının çözülmesi, mahallenin kontrolünün kaybolması, akrabalık ve komşuluk bağlarının zayıflaması demektir.

İnsan kalabalık içinde yalnızlaştı. Aile küçüldü, mahalle dağıldı, denetim ekranlara ve devlete kaldı.

2. Aile çözüldü, birey yalnızlaştı

Doğurganlık düştü, evlilik yaşı yükseldi, boşanma normalleşti, gençler ev kuramaz hale geldi.

Bunun altında sadece kültürel değişim değil; konut krizi, işsizlik, güvencesizlik ve gelecek korkusu da var.

Sonuç: Aile artık toplumu taşıyan ana kurum olmaktan çıkıp, ekonomik baskı altında ayakta kalmaya çalışan kırılgan bir yapıya dönüştü.

3. Eğitim yaygınlaştı ama kalite ve liyakat geriledi

Üniversite sayısı arttı, diploma çoğaldı; fakat diploma ile iş, bilgi ile üretim, okul ile hayat arasındaki bağ zayıfladı.

OECD verilerine göre Türkiye’de 25-34 yaş grubunda yükseköğretim mezunu oranı 2000’de %9 iken 2021’de %40’a çıktı; fakat bu nicelik artışı kalite ve istihdama aynı güçte yansımadı.

Diplomalı ama umutsuz, eğitimli ama işsiz, okumuş ama sisteme güvenmeyen bir gençlik oluştu.

4. Dijitalleşme toplumu hızlandırdı ama yüzeyselleştirdi

2024’te 16-74 yaş grubunda internet kullanım oranı %88,8 oldu. 

Bu, bilgiye erişim açısından büyük imkân; fakat aynı zamanda dikkat dağınıklığı, öfke kültürü, linç psikolojisi, gösteriş tüketimi ve hakikatin parçalanması anlamına da geldi.

Toplum okumaktan çok izleyen, düşünmekten çok tepki veren, kanaat üretmekten çok taraf seçen bir yapıya kaydı.

 

*- RANT BÜYÜDÜ

5. Orta sınıf eridi, rant sınıfı büyüdü

Son yıllarda en ağır kırılmalardan biri budur.

Emekle yükselme umudu zayıfladı; arsa, ihale, imar, döviz, faiz, bağlantı ve siyasal yakınlık daha belirleyici hale geldi.

Gelir dağılımı verilerinde Gini katsayısının yaklaşık 0,41-0,42 bandında seyretmesi, gelir eşitsizliğinin kalıcı bir sorun olduğunu gösteriyor. Çalışan kaybetti, bağlantısı olan kazandı.

Bu da ahlakı bozdu: “Alın teri” yerine “yolunu bulma” kültürü güçlendi.

6. Siyaset kimlik meselesine dönüştü

Eskiden siyaset daha çok ekonomi, hizmet, kalkınma, ideoloji ve kadro meselesiydi.

Siyaset giderek kimlik, aidiyet, sadakat ve korku üzerinden yürümeye başladı.

İnsanlar artık çoğu zaman “kim daha ehil?” diye değil, “kim bizden?” diye bakıyor.

Bu da liyakati öldürüyor.

Devlet aklı zayıflıyor, parti sadakati devlet sadakatinin önüne geçiyor. Kurumlar şahıslara, hukuk siyasi atmosfere, kamu kaynakları da sadakat ağlarına göre algılanıyor.

7. Ekonomik hayat ahlaki hayatı da bozdu

Yüksek enflasyon, gelir adaletsizliği, kira krizi, genç işsizliği ve belirsizlik sadece cebimizi değil, karakterimizi de etkiledi. İnsanlar uzun vadeli plan yapamaz hale gelince kısa vadeli menfaat, fırsatçılık ve güvensizlik artıyor.

 

*- GÜVENİLMEZ DURUM

Sonuç:

Esnaf müşteriye, kiracı ev sahibine, işçi patrona, vatandaş devlete, genç geleceğe güvenmez hale geliyor.

8. Toplumun ruh hali: yorgunluk, öfke ve güvensizlik

Bugün Türkiye’de temel sosyolojik duygu şudur:

Güven kaybı…

- Vatandaş adalete güvenmekte zorlanıyor.

- Genç geleceğe güvenmiyor.

- Aile çocuğunun yarınından emin değil.

- Esnaf piyasanın yarınını bilemiyor.

- Memur alım gücünü koruyamıyor.

- Emekli insan gibi yaşayamıyor.

Bu ruh hali siyasete de şöyle yansıyor:

İnsanlar çözüm aramaktan çok sığınak arıyor.

Parti, cemaat, hemşehrilik, ideolojik mahalle, lider bağlılığı bu yüzden güçleniyor.

 

*- NET HÜKÜM

Türkiye’de toplum köyden şehre, mahalleden ekrana, aileden bireye, üretimden tüketime, liyakatten sadakate, hukuktan güce, kanaatten kutuplaşmaya doğru sürüklendi.

En ağır sonuç şudur:

Türkiye’de ekonomik kriz sadece mutfağı boşaltmadı; ahlaki zemini, toplumsal güveni ve ortak gelecek duygusunu da aşındırdı.

Bu yüzden mesele sadece “iktidar değişsin” meselesi değildir.

Mesele, insan tipinin, kurum ahlakının ve toplumsal vicdanın yeniden inşasıdır. (Dr Şeref Menteşe)

Yazımın başında ne dedim?

Hukukçularının hakimiyetinden çıkalım…

Biraz de siyasetle, halkın sorunlarıyla ilgilenecek doktorlar da iş başına, yönetici olarak gelsinler.

Bunlar tıp doktoru da olabilirler, akademik değeri olan ama halkla ilişkisi arasına mesafe koymayan ‘doktorasını’ önemli kurumlarda veren gerçek güvenli isimler de…

 

*- SANA UĞRASIN

Ne güzel bir söz dua gibi

‘Bugün kalbine iyi gelen ne varsa, sana uğrasın ve orada kalsın.”

Hayat öyle bir şey ki, biz insanlar hep ‘ben yaptım!’ demek istiyoruz…

Fakat yaptığımız şeyler ne ki?

Sahi, yüzümüzde ne kadar tebessüm bırakıyor?

Bazen hiç…

Ve o ‘hiç’ler, ömrümüzde kocaman, boşa geçmiş bir zamanı temsil ediyor.

Oysa iyilik, insanlık için bir erdemdir.

Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez…

‘Gün aydınlık olsun’, der gidersin…

Nedense hep bu kadar…

Bazen eskiye çok eskiye gitmek gibidir zaman.

Ve orada kalmış gibi sanki durmuş belki de bazen durmalı zaman...

 

*- GÜZELLİKLER EMEK İLE GELİR

Hep biz mi, siz mi zorluklar yaşıyorsunuz?

Bir de Kardelene sorun:

Baharı görmek için hangi soğuk evrelerden geçiyor?

Hiç şikâyetini duyduk mu?

O, yalnızca bütün azmiyle hedefine varmaya çalışıyor.

Ve sonra bize baharı müjdeliyor, değil mi?

En güzel şeyler, bekleyerek gelir, emek verilerek yetişir.

Unutmayalım her karanlığın ardında aydınlık, her kışın sonunda bir bahar gelir.

Yolumuz engebeli olsa da azmimiz kardelen kadar dirençli olsun, deyip gideyim...

Bunları hep Yıldız Hanım’dan duyuyorum,

Yıldız Hanımın manifestosunda, ‘yaşamak’ ile ‘erdemlik ve insanlık’ bulunuyor.

Hepimizde olmalı ama çoğunlukta maalesef yok…

 

*- KÖTÜ İNSANLAR DE HESAP EDİLMELİ

Kaplumbağaya sormuşlar:

‘Buradan karşı köye ne kadar zamanda gidersin?..’

Kaplumbağa cevap vermiş:

‘Yağmuru, çamuru, rüzgarı, inişleri, yokuşları hesap ettim...

Üç günlük yol ama ben altı günde giderim...

Altı gün geçmiş...

Ama kaplumbağa karşı köye gelememiş...

Aramışlar taramışlar, yolun yarısında bulmuşlar kaplumbağayı...

‘Hayrola?..’ demişler...

‘Üç günlük yolu altı günde bile gelemedin?..’

Kaplumbağa cevap vermiş:

"Sormayın arkadaş!.. Yağmuru, çamuru, inişi, yokuşu hesap ettim de, kötü insanları hesap edemedim...

Ne zaman hızla ilerlemeye başlasam tutup ters çevirdiler..."

Gerçekten her şeyi hesap edebiliyoruz fakat bazı insanların kötü olabileceğinin hesabını yapamıyoruz ya da, bilerek yapmıyoruz.

Bunu da ard niyetsizliğimizden dolayı ‘cahil!’ diye etiketleyenlerin acizliğine verebilirsiniz.

Allah iyi insanları, kötü insanların şerrinden korusun.

İyilik yalnızca iyi insanların vasfı mıdır?

Yoksa iyi insan olmanın bir aşaması mıdır?

 

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği