DOSTLUKLAR TÜKENMİŞ, ARKADAŞLIKLAR SANAL
*- KENDİ KENDİNE Aydın’ı İstanbul’da temsil eden, usta gazetecilerden Ercan Aydın Dolapçı’dan öğrendim ve hayret ettim: Haber şu: ‘40 yaşındaki bir İtalyan kadın, evleneceği erkek bulamayınca kendisiyle evlendi…’ Ercan’a göre; Olacağı bu... Sistemin geldiği yer. Şehirler kalabalık ama insanlar yalnız. Sevgiler yapay. Dostluklar tükenmiş, arkadaşlıklar sanal... Aşk mı? Sevgili Ercan’a göre, onu da çoktan kaybettik... Herkes kendine aşık. Sonuç: Kocaman yalnızlık... ‘Tek başına evlilik! Aslında zavallılık…’
*- YALNIZLAR ORDUSU
Erkekler çok mu farklı?
Onlar da yalnız.
‘Evlenecek eş bulamıyoruz. Herkesin bir yerden maaşı var. Evlenmiyorlar!’ diye yakınanlar var.
‘Kendimize bakamıyoruz, ailemize nasıl bakacağız?’ diyenler de…
Kendine uygun eş bulamadıklarından yakınanlar da!...
Durum bu...
İnsanlık büyük bunalım içinde.
Asıl sorun bu!
Her şey var ama değerler yerle bir...
İnsanlar mutlu değil.
Binlerce yılda yarattığımız değerler Gazze'de yerle bir.
Hepimizin gözü önünde günde yüzlerce insan tavuk gibi öldürülüyor, yetmiyor açlığa mahkum ediliyor.
İnsanın değersizleştiği yerde, sen yalnız kalmışsın ve ağlıyorsun; ‘yalnızım!’ diye.
Anlamadım ağlaman niye!?”
*- YUNAN PAPAZI YÖRÜK ALİ EFE ÖLDÜRMÜŞ
Ercan Aydın Dolapçı tanıdığım en iyi araştırmacı- gazetecilerden biridir.
Yıllardır, hiç beklemediğim bir anda, İzmir ve Ege ile olduğu kadar, İstiklal Savaşımız ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk hakkında, hiç kimsenin duymadığı ve bilmediği önemli konuları da kendisinden öğrenmişimdir.
Konu ile ilgili Rusya arşivlerine giren, İran ile ilgili en ince detayları bilen de Ercan kardeşimdir.
Bu haber de kendisinden:
“İzmir'in 15 Mayıs 1919 günü işgali sırasında Yunan ordusunu kutsayan İzmir Metropoliti Papaz Hrisostomos Kalafatis 9 Eylül 1922 zaferinden sonrası öldürülmüştü.
Papaz azılı Türk düşmanı idi. ‘Türk kanını içmek sevaptır’ diyordu.
Kimi kaynaklara göre halk linç etti.
Orgeneral Asım Gündüz'e göre ise Yörük Ali Efe öldürdü...
Bu ara Asım Gündüz'ün anılarını okuyorum.
Bu bilgiyi ilk kez ondan duydum.
Asım Gündüz sıradan bir subay değil. İsmet Paşa'nın başında olduğu Batı Cephesi Komutanlığı Kurmay Başkanı... (Bakınız, Asım Gündüz, Anılar, s.111.)
*- SAKIN İNANMAYIN
Birkaç gün önce, emekli havacı astsubay, ilkokul ve ortaokuldan sınıf arkadaşım Halil Göçmen aradı, internetteki bir ‘Sponsorlu’ ilan dikkatini çekmiş benim gibi...
Yalnız beni, sevgili Halil’i değil, herhalde binlerce insanımızın dikkatini çekmiştir.
Üstelik hep ünlüler konuşuyor, ‘Bu fırsatı kaçırmayın!’
Sizi ‘Zengin’ yapacaklarını iddia ediyorlar.
Neyse, ben sevgili Halil’e daha önce yazdıklarını anımsattım:
‘Sakın inanmayın, bunlar dolandırıcı!’
Halil de bana destek verdi;
‘Yapay zeka ile her ünlüyü konuşturuyorlar, halkı kandırıyorlar!’
Evet öyle…
Yeni bir dolandırıcılık usulü, herkesin gözüne baka baka…
Sanki duymuş gibi Cudi Dalar yazmış;
*- ‘DEFALARCA ARAMAMA RAĞMEN!’
“Dışişleri bakanının face de yayınladığı duyuru ile b, ve p.ofisi yatırımı için başvurdum.
Telefona çıkan kişi en az 9.750,oo TL yatırmam gerektiği sözü üzerine bildirdiği hesaba hesabımdan 9.750,oo TL yatırdım,
Daha sonra ‘975,oo TL kazandım!’ diyerek hesabıma 975,oo TL gönderdiler, yatırımıma ek para göndermemi istediler.
‘2.000,oo TL daha gönderdim’ bir daha ses çıkmadı, yatırım hesabıma da giremediğimden telefonda bana 9.750.00 TL gönderttikleri ( MYP.ÖDEME KURULUŞU A.Ş- TR22…. ÇEKMEKÖY/İSTANBUl)
hesap sahibi firmanın adres ve mail adresini bularak defalarca aramama ve konu hakkında bilgi vermelerini istememe rağmen olumlu yanıt alamadım.
Firma resmi makamlara müracaat etmemi, yanıtı oraya vereceklerini belirttiler.
76 yaşında bu olay bana ders oldu…”
*- SİZE DE DERS OLMASIN
Acaba her gün kaç insanımızı dolandırıyorlar?
Ben merak ediyorum, büyüklerimizi ve ünlülerimizi konuşturan bu sahtekarları, onlar duymuyor, ya da merak etmiyorlar mı?
‘Bizim adımızı kullanıp halkımızı kandırıyorlar!’ diyerek adli makamlara başvurmayı düşünmüyorlar mı?
Ya da, ‘İnanmasınlar!’ deyip yollarına devam mı ediyorlar?
Şimdi size bir dolandırıcılık hikayesi daha…
Bu tipler de yıllardır varlar, bizim gibi, bizler gibi saflar olduktan sonra…
*- NASIL İNANDIRICILAR
Sevgili okuyucularım, aşağıda yazdığım isim bir örnek…
Yani sıradan bir isim…
İnternetten sizi de bulurlar…
Tabii ki sesleniş bir başka türlü olacaktır.
İlginç yanı, verilen isimler adlar hep doğru çıkacaktır, siz kapana düşünceye kadar…
İşte ilginç yöntem:
“Merhaba, Cafer Topaç
Size yazıyorum, Topaç soyadına sahip birini arıyordum, bu yüzden Facebook'taki profilinizi gördüğümde sizi eklemeye ve birbirimize nasıl en iyi şekilde yardımcı olabileceğimizi görmek için size bu mesajı yazmaya karar verdim.
Ben, İstanbul Türkiye'de ISBANKASI'nda Banka Memuru olan Bayan Füsun Tümsavaş'ım.
Şu anda sizinle karşılaşmamın Tanrı'nın isteği olduğuna inanıyorum. Sizinle paylaşmak istediğim önemli bir iş görüşmesi var ve bunun ilginizi çekeceğine inanıyorum çünkü bu görüşme soyadınız/milliyetinizle ilgili ve bundan faydalanacaksınız.
*- ADNAN DEĞİL, ADRİAN (!)
Ülkenizin vatandaşı olan ve İstanbul'da Altın işi yapan merhum Bay Adrian Topaç'ın 2007 yılında bankamda 108 takvim yılı için 9.500.000,00 ABD Doları (Dokuz Milyon Beş Yüz Amerikan Doları) değerinde sabit bir mevduatı vardı.
Ne yazık ki Adrian Topaç, 24 Mart 2020'de Türkiye'nin Ankara ilinde meydana gelen Pandemide hayatını kaybedenler arasındaydı.
Banka yönetimim henüz onun ölümünden haberdar değil, ben bunu biliyordum çünkü onun hesap görevlisiydim.
Hesap açıldığında herhangi bir Yakın Akraba/Mirasçıdan bahsetmemişti ve evli değildi ve hiçbir akrabası bulunamadı.
Geçtiğimiz hafta Banka Yönetimim, hareketsiz ve terk edilmiş mevduat hesaplarını not etmek için bir banka doğrulama egzersizi için bir toplantı yaptı.
*- VAY SAHTEKAR VAY
Bunun olacağını biliyorum ve bu yüzden durumu ele almanın bir yolunu arıyordum çünkü Banka Müdürüm onun ölümünü öğrenirse, banka parayı başkanlarının paylaşması için yönlendirecektir.
Bu yüzden böyle bir şeyin olmasını istemiyorum.
Bu yüzden bilgilerinizi gördüğümde mutlu oldum.
Şimdi, onunla aynı soyadına ve aynı uyruğa sahip olduğunuz için sizi hesabın Yakın Akraba/Mirasçısı olarak sunmak için işbirliğinizi istiyorum ve banka merkezim hesabı benim yardımımla size devredecek.
Hiçbir risk yok; işlem, sizi herhangi bir yasa ihlalinden koruyacak meşru bir düzenleme kapsamında yürütülecektir.
Banka Müdürlerinin parayı yönlendirmesine ve kendi aralarında paylaşmasına izin vermektense parayı talep etmemiz daha iyidir.
*- YAŞ MI, KURU MU?
Ben açgözlü biri değilim, bu yüzden fonları sizin ve benim için sırasıyla %50/%50 olarak paylaşmamızı öneriyorum. Bu konudaki fikrinizi bana bildirin ve lütfen bu bilgileri gizli tutun.
Aşağıdaki kişisel e-posta adresim aracılığıyla acil yanıtınızı aldıktan sonra size daha fazla ayrıntı vereceğim;
E-posta adresim f.@gmail.com
Saygılarımla,
Bayan Füsun Tümsavas”
Yazın da görün bakalım, eskilerin değişiyle;
‘Yaş mı, kuru mu?’
Sevgili okuyucularım, adım gibi biliyorum, burada bu sahte isim ve dolandırıcının mail adresini verecektim, kimimiz meraktan, kimimiz ‘Komşuda pişer, bana da düşer!’ diye arayıp, yazıp tuzağa düşeceğini adım gibi bildiğimden vermedim…
*- İSTER ‘NANKÖR’ DEYİN, YA DA BAŞKA BİR ŞEY
Yazımı yaşamın gerçeğini, insanlarımızın halini anlatan bir hikâye ile kapatayım:
“Yıllarca, bir adam bir dilenciye cömertçe her ay bin dolar vermişti. Dilenci, bu beklenmedik lütfu minnetle kabul ediyordu.
Ancak bir gün, adam ona sadece yedi yüz elli dolar uzattı.
Şaşıran dilenci kaşını kaldırdı ama içinden, ‘Sonuçta, hiç olmamasından iyidir…’ diye düşündü ve itiraz etmeden uzaklaştı.
Ertesi ay, miktar yine azaldı: sadece beş yüz dolar. Bu kez, dilenci öfkesini gizleyemedi.
-Önceden bana bin dolar veriyordunuz, sonra yedi yüz elli… Şimdi ise sadece beş yüz! Neler oluyor?
Adam iç çekerek nazikçe açıkladı:
-Sana yardım etmeye başladığımda maddi durumum daha rahattı ve çocuklarım daha küçüktü.
Ama kızım üniversiteye başladı, okul masrafları çok yüksek.
Bu yüzden yardımı yedi yüz elli dolara düşürmek zorunda kaldım.
Sonra oğlum da üniversiteye başladı, masraflarım daha da arttı…
Artık sana sadece beş yüz dolar verebiliyorum.
Dilenci kaşlarını çattı, belli ki memnun olmamıştı.
*- ÇOĞUNLUK BÖYLE
-Kaç çocuğunuz var?
‘Dört’, dedi adam.
Bunun üzerine dilenci öfkeyle bağırdı:
‘Ne?! Çocuklarınızın eğitim masraflarını benim paramla mı ödeyeceksiniz?!’
Ne garip…
Bazı insanlar, cömertliği bir hediye olarak değil, sanki haklarıymış gibi görmeye başlıyorlar.
Aslında ‘bazı’ insanlar değil, çoğunluk böyle…









0 Yorum