ELMASTAŞOĞLU KARDEŞLER, İZMİR'İN GÖZBEBEKLERİ
*- ANAYASA’YA AYKIRI! Hep Türk dostlar ve okuyucularımızla ‘merhaba’ diyerek yazıma başlayacak değilim.. Bugünkü konuğum John Tomase… Editör John Tomase bizim ihracatçılarımızı da yakından ilgilendiren şu haberi verdi: “Yüksek Mahkeme, tarihi bir kararla gümrük vergilerini iptal etti!” Amerika’da Yüksek Mahkeme, Başkan Donald Trump'ın küresel gümrük vergilerinin geniş bir bölümünü, uluslararası ticareti alt üst eden bir kararla iptal etti ve acil durum yetkilerinin anayasaya aykırı bir şekilde kullanıldığına hükmetti. 6-3'lük karar, 1977 tarihli bir yasa kapsamında uygulanan gümrük vergilerini, vergilendirmeye uygulanmadığı gerekçesiyle tersine çevirdi, ancak yargıçlar hükümetin 175 milyar doları aşabilecek geri ödemeler yapması gerekip gerekmediği konusuna değinmedi. Başkan Trump, farklı bir yasa kapsamında ithalata %10'luk küresel gümrük vergisi getiren bir emir imzalayarak yanıt verdi. Bu arada, alüminyum ve otomobil gibi ürünlere uygulanan ayrı gümrük vergileri yürürlükte kalmaya devam ediyor.
*- MAHKEMENİN AZARI
Hukuk Doçenti Stratos Pahis adlı kişinin yorumu ise şöyle.
“Başkan Trump, Yüksek Mahkeme'nin IEEPA tarifelerini iptal eden kararıyla "büyük bir kesinlik" getirildiğini söyledi…”
“Bir bakıma haklı!” diyen Hukuk Doçenti Stratos Pahis’i dinleyelim:
“Mahkemenin kararı idarenin tarife stratejisini açıkça azarlıyordu. Kendisinden önceki kararlardan farklı olarak Yüksek Mahkeme, IEEPA'nın tarifeleri uygulamak için kullanılıp kullanılamayacağı konusunda hiçbir belirsizlik bırakmadı: kullanılamaz.
Dahası, yönetimin devreye sokmayı vaat ettiği alternatif tarife uygulama yetkilileri, yönetimin tarifelere yaklaşımını disipline edecektir: artık rastgele ülkelere rastgele tarifeler uygulama konusunda (inandırıcı) rastgele tehditler olmayacak.
*- BELİRSİZLİKLER
ANCAK yönetim, mevcut yasalar aracılığıyla 80 yıllık ticaret politikasını tersine çevirmeye çalışmaya devam ettiği sürece önemli belirsizlikler devam edecektir.
Bu yasalar, başkana Kongre tarafından onaylanmış ticaret politikasını ayarlamak için neşterler vermek üzere tasarlanmıştır, bu politikayı tamamen yok etmek için balyozlar değil.
Yönetim hedeflerini ayarlayana kadar daha fazla yasal zorluk ve daha fazla belirsizlik bekleyin...”
Umarım bu yazdıklarım bizim hukukçularımız ve ihracatçılarımıza yardımcı olur.
Beklentiler ve lehimize olacak kararlar alınır tabii ki hukuk yollarıyla…
Yani torbadan, açılacak hukuk mücadelesinde lehimize kararlar çıkabilir.
Biraz cesaret yeter…
*- İŞİNİ SEVENLER
Editör John Tomase’den son günlerin önemli bir paylaşımını yaptığı için teşekkür ederek şu satırlarını ve yorumları da almak istiyorum.
Hani şimdi 5G modası var ya şirketler arasında…
Bunu da bir üst yöneticinin ağzından nakledeceğim.
Dünya çapında önde gelen iş liderleri günlük hayatımızda rol oynayan şirketlere geçişlerini ve şirketlerden ayrılışlarını duyuruyor John Tomase…
Topgolf'un yeni CEO'sundan Uber'in yeni CFO'suna, Kraft Heinz'in Kuzey Amerika için yeni başkanını tanıtmasına, Snyk'in kurucusunun duygusal vedasına kadar, 20 Şubat 2026'da sona eren haftaya ilişkin bazı önemli duyuruları kendisinden duymuş oldum.
David McKillips adlı kişinin önemli bakış açısı ve hikayesindeki akış değerlendirmesine bir bakalım:
Kendisi Topgolf Toptracer ve Topgolf Swing Suites CEO’su…
“Topgolf'a yeni CEO olarak katıldığımı resmi olarak duyurmaktan heyecan duyuyorum!
CEC Entertainment'ta geçirdiğim inanılmaz bir bölümün ardından, önümüzdeki haftalarda mekanlarımız ve mekan destek merkezimizdeki Playmaker'larla bağlantı kurmak için sabırsızlanıyorum.
Bu markanın özel bir şey inşa ettiği açıkça görülüyor – yenilikçilik ve eşsiz misafirperverlikle desteklenen, insanları bir araya getiren önemli anlar yaratıyor.
Ayrıca, gerçekten işini seven bir ekibe sahip.
Topgolf sadece golf oyununun nasıl oynandığını yeniden tanımlamakla kalmıyor; dünyanın dört bir yanındaki oyuncular için modern golf eğlencesinin neye benzediğini genişletmeye devam ediyor.
Marka için böylesine önemli bir dönemde bu göreve adım atma fırsatı bulduğum için onur duyuyorum ve Topgolf, Toptracer ve Topgolf Swing Suites'te zaten var olan güçlü temeller üzerine inşa etmek için ekiplerimizle ortaklık kurmayı dört gözle bekliyorum. Hadi işe koyulalım!
*- YENİ BİR SAYFA AÇACAK
Ben de hızımı alamadım.
Bu nedenle önemli şirketlerin danışmanı Shankar Arumugavelu’nun şu görüşünü de paylaşmak istiyorum, belki bizimkiler rakiplerin ne düşündüklerini ve buna göre strateji hazırlamalarına faydam olabilir diye…
Teknoloji ve Operasyonlardan Sorumlu Shankar Arumugavelu anlatıyor:
“Verizon'da geçirdiğim unutulmaz 31 yılın ardından artık yeni bir sayfa açma zamanının geldiğine karar verdim.
31 yıl önce GTE'de (Verizon'ın öncül şirketi) ilk işe başladığımda, geniş bant dağıtımının erken aşamalarındaydık ve kablosuz bir dünya için temelleri atıyorduk.
Sonrasında yaşananlar hayal edebileceğimden çok daha öteydi.
Bugün, bağlantı tartışmasız bir şekilde Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde yer alıyor.
Kariyerimin başlarında, iletişim alanının talep odaklı inovasyon için olgunlaştığını öğrendim:
Kabul edeceğiniz en düşük hız, deneyimlediğiniz en hızlı hızdır.
Verizon, sürekli olarak teknolojiye ayak uydurmaya ve müşterilerimizin gelişen ihtiyaçlarını karşılamak için dönüşüme bağlı kaldı.
Verizon'da birçok çığır açan anın bir parçası olma şansına sahip oldum - DSL'nin lansmanından, Fios'a, amiral gemisi kablosuz cihazların
sunulmasına, 4G ve 5G'nin dağıtımına kadar.
Sürekli bir öğrenme ve uyum yolculuğuydu.
*- DÜNYA ÇAPINDAKİ LİDERLERLE
“Verizon'daki bu inanılmaz bölümü kapatırken, bu yolculuk ve onu bu kadar anlamlı kılan insanlar için minnettarım.
Elde ettiğimiz sonuçlardan ve kurduğumuz ilişkilerden gurur duyuyorum. Beni hem profesyonel hem de kişisel olarak şekillendiren dünya çapındaki liderler ve mentorlarla birlikte çalışma şansına sahip olduğum için çok şanslıydım.
Küresel Hizmetler ekibime ve iş ortaklarımıza, bu unutulmaz yolculuğu benimle paylaştıkları için yürekten teşekkür ederim.
Yeni bir sayfa açmayı dört gözle bekliyorum.”
Teknoloji ile gelişmeyi isteyen büyük firmalarımız bu fırsattan yani önemli şirketlerin danışmanı Shankar Arumugavelu’nu ile bağlantı kurabilirler ve ülkemizin önemli firmalarını önemli katkı sunabilir.
Bu arada belirteyim:
İspanyol veya Portekizli olabileceğini düşündüğüm Enza di Taranta Capozzi sosyal medyada beğendiğini belirterek ‘Bilgi verici bulduğunu” yazmış.
Kendisine teşekkür ediyorum.
*- ÖNERİDE BULUNMUŞTUM
Vehbi Sarıhan Manisa’nın üzüm cenneti Manisa’nın Sarıgöl ilçesinin önemli isimlerinden bir gazeteci- öğretmen- yazar…
Geçenlerde yine kendisinden söz etmiş, asırlık insanlarımızla yaptığı söyleşileri ve hayatlarını yazdığını bunların toplanarak kitap haline getirilmesi gerektiğini önermiştim.
Şimdi ise yine Vehbi Sarıhan’dan bir söyleşiyi ‘unutulan meslekler’ den birini anımsatacağım…
Söz ve yazı sevgili Vehbi Sarıhan’da…
“Teknolojin ilerlediği son yıllarda birçok meslekler birer birer yok olmaya başladı.
Eskiden semercilik, kalaycılık, hasırcılık, nalbantlık, sepetçilik, el dokuma tezgâhları, gibi meslekler gözde mesleklerdi.
Bu mesleklere çırak verebilmek için aileler ustaların gönlünü yaparak çocuklarını çırak olarak verirlerdi.
Kaybolan mesleklerin o yıllar dükkânları müşterilerle dolup taşardı.
Usta ile müşteri arasında karşılıklı sohbetler edilir çaylar yudumlanırdı.
Unutulan meslek ustaları buradan geçimini sağlar ailelerini geçindirir, çocuklarını evlendir, okul masrafları karşılayıp okuturlar geçinip giderlerdi.
Eskiden ulaşım, yük taşıma için kullanılan merkep, at, deve için semerler dikilir, yıpranan at, merkeplerin ayak tırnaklar için nal çakarlardı. Nalbantların ve semercilerin işleri yoğun olurdu.
Teknoloji ilerledikçe arabalar çoğalmaya başladı.
Tabi bu mesleklerin işleri de giderek azalmaya hatta çırak bulamaz hale geldi.
Kimileri mesleğin artık iş yapamaz duruma geldiğinden dükkânlarını kapatma durumunda kaldı.
Benim, ilkokul ve ortaokul yıllarımda ilçemizde hatırladığım kadarıyla üç meslekten ustaların namları halen aklımda biri ‘Semerci Arap’, ‘Kalaycı Mehmet’ diğeri de ‘Nalbant Dayı’ derdik.
*- MİNYATÜR SEMER
Sarıgöl’de ilerlemiş yaşına rağmen semercilik mesleğini devam ettirme gayreti içinde olan Osman Zeybek, kimi zaman öğleden sonra dükkânı açar dostları ile sohbet eder arada bir gelen işleri yapmaya devam ederek semercilik mesleğini sürdürdü.
İşler tamamen olmayınca Osman usta bu kez minyatür semer ve semer sehpası yaparak işini devam etti.
İlerlemiş yaşına rağmen minyatür semer yaparak sevdiği mesleğini devam ettirdi.
Yaşının 85’in üzerine dayanması ile dükkan kapatmak zorunda kaldı. Mesleğini gelen minyatür siparişler olursa evinde yapmaya devam edebiliyor.
Bu kez semer için kullanılacak dayanıklı ağaç bulmak Osman ustayı sıkıntıya sokunca kendi köşesine çekildi.
Eski meslekler bir yerde teknolojiye teslim olduğu gibi yok oldu.
* - ELİME GEÇMEDİ
Remzi Yıldırım aynı zamanda şair.
Geçenlerde son eseri ‘Hayatın Şarkısı’ isimli şiir kitabı yayımlandı.
Adana’nın sessiz gecelerinden, yemyeşil parklarından ve kalbine kazınan türkülerimizden derinliğinden ilhamla yazılan bu önemli eseri imzalı olarak bana da gönderen Remzi Yıldırım’a teşekkür ediyorum.
Ama yine PTT’nin gadrine uğradım herhalde henüz elime geçmedi.
Hatırlarsanız, birkaç ay önce İstanbul- Beşiktaş’tan (Ortaköy PTT’si) İzmir’e (Çeşme’ye) gönderdiğim Noter kayıtlı vekaletnamem önce kayboldu, sonra bir ayı geçen bir sürede adrese teslim edildi.
Bir kişi çıkıp da ‘Hata bende’ demedi… Bir yetkili çıkıp da, ‘Bir günde teslim edileceği’ belirtilen mektubun akimetini sormadi, görevini yapmayanlar hakkında usulen de olsa bir soruşturma açmadı.
Sizin dakikiler içine sığdırılması gereken resmi işiniz olmuş olmamış umurunda olmayan müdürlerimiz var maşallah…
Neyse ben Remzi Yıldırım’ın günlük yazısını paylaşayım, belki sinirlerim biraz olsun gevşer…
·
*-ÇAPA ZAMANI
(Alın teriyle yazılmış bir hayatın romanı)
Toprak, insanı sabırla terbiye eder.
Çapa vurdukça yumuşar toprak;
Çabaladıkça olgunlaşır insan…
Adana’nın güneşini alnında taşıyan bir adam düşünün.
Ellerinde nasır, gözlerinde umut, yüreğinde sevda.
Adı: Süleyman Onatça.
Bir kitap yazdı…
Adı “ÇAPA ZAMANI.”
Ama o kitap aslında mürekkep ile değil, alın teri ile yazıldı.
O gün, Adana Şair Yazarlar Platformu üyeleri, 98 kalbin ortak kararıyla bir ismi “Yılın Yazarı” ilan etti.
Bi
r iş insanını…
Ama aslında bir hayat ustasını.
Mekân, TOYATA Tesisleri Sevim Onatça Toplantı Salonu.
Salonda kelimeler ağırdı, duygular derin.
Plaket uzatılırken sadece bir ödül verilmedi; bir ömre şahitlik edildi.
Platform Başkanı Mahmut Reyhanioğlu, konuşurken sesi sadece bir yöneticinin sesi değildi; bir vefanın, bir takdirin, bir kadirşinaslığın sesiydi.
“Bu kitap lise öğrencilerine ders kitabı olmalı” dedi.
Çünkü bu eser; hayali olan gençlere cesaret, yol arayanlara pusula, çabalamayı unutanlara hatırlatmaydı.
Süleyman Onatça kürsüye çıktığında, bir yazar edası yoktu üzerinde.
Bir çiftçi tevazusu vardı.
“Yazar değilim…” diye başladı söze.
“Yazarım demek haddime değil…”
Ama aslında her cümlesi, yazının en saf halini taşıyordu.
“Keşke dedem, babam yazsaydı…” dedi.
İşte o cümle, kitabın asıl doğum sancısıydı.
Bir neslin sessizliğine, bir torunun kalem tutmasıydı bu.
Çapa…
Pamuk tarlasındaki demirden alet değil sadece.
Çaba demekti.
Emek demekti.
Toprağa eğilmek, ama kaderine dik durmak demekti.
“Yazmanın bir şifası olduğunu gördük,” dedi.
Belki de bu yüzden gözleri doldu.
Çünkü insan, en çok kendi hikâyesini yazarken iyileşir.
Ve bir sevda…
Sevim Hanım…
“Süleyman Bey benim kazancımdır,” diyen bir eş.
Onatça ise “Onsuz hayat zor,” diyen bir adam.
Aşkı anlatırken sesi titredi.
“Onu düşünmekle başladı her şey…”
Bir genç adam düşünün; asker olabilmek için yaşını büyüten, sevdiğine kavuşmak için gurbet yollarına düşen.
Bir genç kadın düşünün; dört çocuğuyla tüplü televizyonunu satıp, tek başına pasaport çıkarıp Almanya yollarına düşen.
İşte o an salonda gözler nemlendi.
Çünkü herkes anladı ki; imparatorluklar betonla değil, sevda ile kurulur.
Bugün Adana’da yükselen her başarı, o cesur kadının attığı adımda[Mh1] , o inançlı adamın sabrında saklıydı.
Bir ulusal gazetemizin Bölge Temsilcisi Erdal Fernergiz, “Bu memleket için çivi çakana üç adım atarız,” dedi.
Ve haklıydı.
Çünkü bazı insanlar iş yapmaz sadece;-
şehre karakter kazandırır.
Süleyman Onatça artık sadece bir iş insanı değil; eseriyle anılan bir isim.
Yaşadıklarını saklamayan, geleceğe emanet eden bir hafıza.
Törenin sonunda plaket verildi, onur belgesi takdim edildi, hatıra fotoğrafları çekildi.
21 yazar, imzalı kitaplarını alırken aslında bir ömürlük nasihati cebine koydu.
Ve Mahmut Reyhanioğlu’nun “Her çalışma masasına bir Atatürk biblosu” hediyesi, bu toprakların hafızasına bir selam gibiydi.
Çapa zamanı…
Toprağın kabuğunu kırma vakti.
İnsanın içindeki korkuyu söküp atma vakti.
Yazmaktan çekinenlerin kaleme sarılma vakti.
Belki de bu yüzden bu kitap Z kuşağı için bir ders, orta yaş için bir muhasebe, yaş almışlar için bir hatıra oldu.
Süleyman Onatça “Ben yazar değilim” diyor.
Ama bazı insanlar kalem tutmasa da yazardır.
Çünkü hayatı doğru yaşamış olmak en büyük edebiyattır.
Ve bazı kitaplar okunmaz sadece… Yaşanır.
Teşekkürler Süleyman Onatça, Adana kaldığınız için bu kitabınız, Vefa'nın tam da kendisi eyvallah.
*- PARMAKLA GÖSTERİLENLER
Şimdi de İzmir’deyiz…
İş insanı Mehmetali Pozan bence çok önemli bir noktaya parmak basmış…
Geçenlerde Büyük Altaylı Celal Kiter’den söz etmiştim.
Yine Büyük altaylı aile doktorumuz Urlalı Prof. Dr. Mehmet Erdoğan’ın kulaklarını çınlatayım.
Yazmıştım, ‘Büyük Altay’ kulübünün yöneticileri Dokuzeylül Üniversitesi’nin önemli ortopedisti Prof. Dr. Mehmet Erdoğan’dan istifade etmelidir.
Şimdi Mehmetali Pozan’ın şu satırlarına dikkat edelim;
Adı ALTAY ile özdeşleşen ve gelen birçok transfer tekliflerine rağmen bir başka takıma gitmemesi ,harbi ALTAY’lığının tesçilidir..
Rahmetli Ayfer Ağbi ELMASTAŞOĞLU'na ALTAY camiası olarak ne yaptık diye çok iyi düşünmeliyiz..
ELMASTAŞOĞLU ailesi ALTAY ‘ın
* ekolüdür
* okuludur,
* parmak ile gösterebilecek örnek insanlarıdır..
AYHAN ELMASTAŞOĞLU (namı değer Yavru Ayhan)13yıl GS de top oynamış Rahmetli Metin Oktay ile beraber..
Metin Oktay ile fotosu olupta, hava atanlar hiçte az değilken..
Ayhan ağbi köşesinde inzivaya çekilmiş,mütevazi bir şekilde yaşamaktadır..
Allah uzun ömürler versin İZMİRİ’mizi ve ALTAY’ımızı şerefiyle,onuru ile,efendiliği ile,futbolculuğu ile temsil ettiği için binlerce kere müteşekkiriz ve çok teşekkür ederiz ELMASTAŞOĞLU kardeşlere..
Ama yeterlimi,asla değil..
ALTAY olarak biz ne yaptık diye bakacak olursak koca bir hiç…
Almadan verenlerin …
Efendiliklerinin …..
Saygı ve sevginin ….
Sembol olduğu …
ELMASTAŞOĞLU ailesinin Büyük Kaptanı AYFER ağbimizi ölümsüzleştirmek ALTAY camiasının boynunun borcudur..
Şahsım olarak elimi değil vücudumu taşın altına koymaya hazırım…
MehmetAli Pozan… “









0 Yorum