GEÇİNİZ!!!
Günaydın Can-Canlarım; *''Biliyor musun neden kimseye kötülük dilemiyorum? Çünkü hayat bana her şeyin bir sonucu olduğunu öğretti. Birine zarar dilemene gerek yok...zaman ve gerçek her şeyi zaten yerine koyar. Yıllar geçtikçe şunu anlarsın: Kin taşımak sadece kendi kalbini ağırlaştırır. Bu yüzden gerçek bilge olan insanlar; nefreti beslemek yerine bırakmayı, yoluna devam etmeyi ve iç huzurunu korumayı seçer. Doğa bize çok net bir ders verir. Bir meyve çürüdüğünde onu itmeye gerek yoktur...Zamanı geldiğinde zaten kendiliğinden düşer. Hayat da böyledir. Kötü niyetler, yalanlar ve haksızlıklar, eninde sonunda kendi ağırlığıyla çöker. O yüzden bazı insanlar intikam almayı seçmez. Zayıf oldukları için değil...Hayatın dengeyi zaten kurduğunu bildikleri için. Ve bu süreçte en doğru olan büyümeye devam etmek, ilerlemek ve en iyi şeyleri üretmektir. Çünkü sonunda herkes ektiğini biçer. Çünkü derinde şu inancı taşıyoruz: ''Adaleti ben sağlamak zorundayım.'' Bu çekirdek inanç devrede olduğunda insan sürekli düzeltmek ister, kontrol etmek ister, hatta bazen cezalandırmak ister. Ama bu sadece yorgunluk, öfke ve iç huzursuzluk getirir. Gerçek dönüşüm şurada başlar: ''Benim görevim cezalandırmak değil, kendi hayatımı büyütmek.'' O anda zihnin yükü azalır. Enerjin dışarıyla savaşmaya değil, kendi hayatını kurmaya yönelir. Sen bıraktığında...hayat zaten gerekeni yapar.''*
Anonim bir yazı...ama öyle doğru yönleri var ki! Yaşımız ilerledikçe, tanıdıklarımız o kadar çoğalıyor ki etrafımızda, olgunlaştıkça insan sarrafı oluyoruz. Beğenmediğimiz, hatta irdelerseniz taban tabana zıt, ama her yönden; görgü, terbiye, eğitim, hoşgörü, insanların birbiriyle iç içe geçmeleriyle su yüzüne çıkar. Marifet, bu gibi ilişkilerden uzaklaşmaktır, zira doğruları göstermeye kalktığında da, kendi doğruları, kaba kas ve ağız kuvvetlerini o kadar güçlü sanırlar ki, kendi ağırlıkları altında ezilirler, çünkü saldırganlıklarıyla ağızlarından çıkan tüm itham kelimelerin içinde fark etmeden kendi zavallılıklarının müdafaasına geçmişlerdir. Hele hele bir de itici güç, alkol de karıştıysa bu durumlarına, ağızlarından çıkanlar kontrolsüz, ve maalesef geriye dönüşümsüz dökülür...Dürttüğün zaman, doğruları söylediklerini, iddialarının gerçek olduğunu savunmaya kalkarlar...O kadar zavallı mahluklardır ki, çoğu zaman alkollüyken söyledikleri, kontrolsüz olduğu için, etraflarını da şahit gösterirler; ''herkes biliyor!'' kabilinden
sözlerle...Yazık çok yazık zavallılara...ama gel gör ki yetiştikleri ve kendi aile ortamlarında bu normal olduğu için, herkesi kendi gibi bilirler; görgüsüz, cahil, aile edep ve terbiyelerinden uzak, ağız yada güç kullanmakta kaba kuvvete aşina oldukları için duruş sergilemekten imtina etmezler...
Maalesef var yakın çevremizde bu tipler. Ne ikazdan anlarlar, ne tembihten! Aslında bütün bunları alışmış oldukları kendilerini koruma mekanizmasından kaynaklanıyor; ağzına gelenleri sana savurdukları gibi savur, sakın, yürek veya beyninde gümrükleme! Yumruğu yediğin an, sen de patlat, küfrü, bedduayı duyduğun an sen daha fazlasını et ki, karşındakine göz dağı ver sussun...Yok öyle bir dünya! Ya kendine gelirsin, ya da bulunduğun çevreden uzaklaştırılırsın...ama bazıları öyle yağlı karalar ki, çivit bile sökemez lekelerini...Vardır muhakkak, eskiden veya yakında etrafınızda dolanan, aynı tip insanlar. Uzak durmak lazım...lazım da, delidir ne yapsa yeridir misali, aklının ağzının freni olmadıktan sonra, abesle iştigaldir senin sıkıntıların....GEÇİNİZ!!!
Etrafındaki, bir iki, çatlak ve dengesizle uğraşamıyorsan, nerde kaldı senin akıllılığın? Bazen sinirler gerilince yok oluyorlar be kurban!!! Bakınıyorum, arıyorum, hatta yokluyorum da, ama bir yerlerde gezerken düşürdüm zahir...ya da vaktini geçirmek için yeğlediğin uğraşlarda yanınızdan uzaklaştıramıyorsunuz demek...
Ya bu DEVE'yi güdersin ya da, bu diyardan gidersin, diyorlar da...İNŞALLAH, başarılı olalım....









0 Yorum