Gofretimiz, kalbine yenik düştü, melek oldu...
Günaydın Can-Canlarım; Ailemizin 4 numaralı ferdi, sevgili Gofretimiz, kalbine yenik düştü, melek oldu...Artık nereye gitti ise, inşallah bizim kadar kendisini sevenlerle beraber, mutlu yaşamına kaldığı yerden devam eder...
Cep Herkül'ü sanıyordu kendini garibim. Gelene geçene kafa tutar, kapı ziliyle beraber, ortalığı ayağa kaldırır, kapıya bakın diye, gelen tanıdıklarında biletini keser, ayaklarının dibine yatarak, 'evvela beni okşa, selam ver, ondan sonra etrafla meşgul ol!' diye...kucaklarında oturarak, kokularını beynine yazdığı kişilerin de gözünün içine bakarak, 'haydisene, ne bekliyorsun, al beni aguşuna!' demekten hiç vaz geçmezdi...o da anası gibi hayat ve sevgi arsızıydı....
Ben etraftayken, bahçedeki kuşları kovalar büyük bir muzafferiyet edasıyla da döner bana bakardı, görüyor muyum, takdir ediyor muyum diye...ısrarlarına kıyamadığım için tüm uyarılara rağmen gizli gizli masada kendi yediklerimden paylaşırdım onunla, onun için dibimde sürekli bacaklarımı dürtükler, patileriyle, 'hani bana annem benim?' der gibi...Başkalarının kucağında bile olsa, başını benim olduğum yöne çevirir, o güzel gözlerini gözlerimden ayırmadan bakardı...artık, kıskandırmak mı istiyordu, senin yerin bambaşka sakın unutma mı diyordu, yoksa keşke senin kucağında olsaydım diye mi düşünüyordu, bilemiyorum, ama dünyanın en güzel kara üzüm gözlerine sahip olduğunu biliyorum...
Yürürken ben arkasındaysam, önümde, minik daireler çizerek yürüyüşüne devam ederdi, geliyor muyum diye...Bir yere gitmek için valizimi odamda gördüğü an, arkasına döner, adeta küser, 'beni bırakacak mısın diye, ama yatağıma atlar dibime sokulur, adeta, 'ne olur gitme' derdi sessizce...ardımdan da öyle üzgün bakardı ki, Derya, kızıma ben çıkarken, Gofreti içeriye al derdim, havlamalarını duymazdan gelerek, bencillikse bencillik...ama tekrar eve döndüğümde, ortalığı ayağa kaldırırdı, 'heyyy, millet, annem geldi!' feryatlarıyla...Sokakta arabamın homurtusunu da mı tanıyordu mübarek, kapıya yanaşırken daha içeriden 'Annem geldi!' feryatlarıyla ortalığı ayağa kaldırırdı...akşamları televizyonu beraber izlerdik, kucağımda, mışıl mışıl uyurken...en büyük siniri kendisini rahat bırakmayan sinekler, ve de bir türlü sevemediği kedilerdi. Kuşları evvela yemek tasından hışımla uzaklaştırır, sonrada, vaz geçer, kendi hallerine bırakırdı...
Yaraladığı insanları hiç unutmaz, 'ne yaptın sen bana?' diye sorduklarında, ayaklarına kapanır özür dilerdi yere bakarak...
Böyle bir aile ferdi kolay unutulur mu? Hiç sanmıyorum! Evin her köşesinde bir hatırası, olayı var! Böyle sevgi dolu bir canlı göz ardı edilebilir mi? Asla! Ama hayat bu, kurban! Sevdiklerimiz, büyük izler bırakarak giderler, ama asla yerleri dolmaz, unutulmaz, bazen buruk bir acı, bazen de yüzümüzde geniş bir gülümsemeyle hep kalbimizde, hep hatıralarımızdadırlar...
Güle, güle sevgi yumağımız Gofret'imiz, güle güle, yolun açık olsun...ışıklara yürü sende, tüm cennete kavuşanlar gibi...unutulmayacağın gibi, sen de beni unutma, güzel gözlü, ve adeta sessizce, o gözlerle konuşan meleğim, yolun açık olsun...









0 Yorum