Hayat yaşarken sana elemeyi öğretiyor
Günaydın Can-Canlarım; **Hayat anlatılması güzel bir masal gibidir. Bu masalın ne kadar uzun olduğu değil, ne kadar anlamlı olduğu önemlidir.**(NOKTA!!)
Günaydın Can-Canlarım;
**Hayat anlatılması güzel bir masal gibidir. Bu masalın ne kadar uzun olduğu değil, ne kadar anlamlı olduğu önemlidir.**(NOKTA!!)
Sabah uyandım, artık biraz geç kalkıyorum, uyanık da olsa, yatakta gevşek gevşek, tabletimde gezinme alışkanlığım var. Yani, sözün özü; geç kalkıyorum arkadaş! Hakkımı kullanıyorum! Evde ne okula gönderilecek çocuk var, ne de 'hayırlı işler' dilekleriyle uğurlanacak eş!! Unumu elemiş, eleğimi duvara asmışım, benden başka kimseye zararı var mı güne geç başlamanın? Yok! Ha bir tek kaybım, görmeye alıştığım güzelliklerle geç buluşmam. Olsun varsın, o etrafımdaki güzellikler benim bakışımdan anlarlar. Güzel ve sevgiyle bakarak selamlaşırım çiçeklerimle. Hele hele genç kızlarım, ortancalarım?? Konuşurum onlarla, ''bugün de çok güzelsiniz kızlar!'' diye onlar da anlamış gibi, hafiften boyun kırar göz süzerler bana...Hayda, 'deli bu kadın be!' diyorsunuz demi? Deliysem deliyim kardeşim. Ama kimseye zararı olmayan bir yaşam delisiyim! Kime ne? Keşke herkesin deliliği böyle olsa...o zaman hayatın ne kadar kıymetli, ne kadar vaz geçilmez, her şeye rağmen ne kadar güzel olduğunu anlarsınız. Haa, arada bir dellenip şikayet ediyorum etrafımdaki, hatta ülkeyi saran, sorumsuz, saygısız, sevgisiz, bencil ve insan olduklarını ispat etmek için mahkeme kararıyla gezmesi lazım gelenlerden...hoş, onu da geçiniz, hangi yandaş hukuk merciiyle alınan bir karardır...
Neyse, dönelim, baştaki sözümüze; ''Hayat, anlatılması güzel bir masal gibidir.'' Bu masalın ne kadar uzun olduğu değil, ne kadar anlamlı olduğu önemlidir.'' Evet haklıdır söyleyen, güzel geçirilen bir yaşamın anlamının daha akıllarda kalıcı olduğu hakkında. Ancak ölümden sonraki hayattaki vaat edilen cennet ve cehennemi zaten yeryüzündeyken yaşamıyor muyuz? Büyük sıkıntılarda cehenneme dönmüyor mu yaşamımız, azap ve dertlerle? Ya da tersi yaşadığımız güzelliklere, yapışıp hiç gitmesinler diye sürüklenmiyor muyuz ardından? Demek ki vaad edilenleri bizler yanlış yorumluyoruz. Kimseyi incitmeden, paralamadan, etrafımızda bir sevgi seli içinde yaşamanın kıymetini bilmiyorsak suçlu kim? Hayat mı Bizler mi? Hani o şarkı var ya, ''Hayat, beni neden yoruyorsun?'' diye, yorulmadan hiçbir şey hak ediliyor mu? Tek düze gitse, hiç iniş ve çıkışlar olmasa, güzel günlerin kıymeti bilinir mi? Kaybettiğimiz değerlerin ardından içimizi çekerek mırıldandığımız o, ''ah keşke'leri'' zamanında denedik ve karşımızdakini mutlu ettik mi? Belki zaman zaman belki de hiç! O zaman neden hayıflanıyoruz???
Gel de Shakespear'i anma; ''To be or not to be!'' sözleriyle! Demek oluyor ki, bahşedilen hayatı an be an, acısıyla tatlısıyla deneyeceğiz, kendimize uygun olan rotayı seçeceğiz, almadan vermek Allah'a mahsustur, aldığımız kadarını verirsek zaten kara bulutlar yok olurlar kendiliğinden. Ha bir de şu var, maalesef, etrafımızda, sadece almaya alışmış olan asalaklar var, akıllı olup onların üzerine bir çizgi çekeceksin kurban! Hayat senin hayatın, keyif alan da üzülen de sen olduğuna göre, ''Hoş geldin ve Güle güle'' sözlerinin söyleniş şekli ve zamanını sen bileceksin, aksi takdir de şikayetlerinle etrafını da bıktırırsın! Kapişşş??
Daha söylenecek o kadar çok şey var ki, yazmaya kalksan adeta fasiküller oluşur, tabii ki, ne kadar yaşadığına endeksli olarak... Anlaştık mı Can-Canlarım??? 'Hayır' demeyi o sevdiğimiz 'evet' kadar tartıp ölçerek söylememiz gerekiyor. Hayat uzun, ömür kısa mı, yeterli mi belli değil...meçhule gitmeden evvel, tadını çıkartalım şu yaşlı dünyamızın bre kurban. Ele, ele de önceden ele karşına çıkan fırsatları artık ne kadar ise. Hayat yaşarken sana elemeyi öğretiyor, fark etmeden yapıyorsun zaten, uzaklaşarak...









0 Yorum