HAZIRSAN BAŞARI SENİNDİR
*- KÜÇÜK MOLALAR Yaşan Koçu Nur Şahbaz adlı kişi hafta sonu gelince, ‘Hayat güzeldir paylaştıkça’ diyerek, şöyle diyor Bazen hafta sonu sadece dinlenmek değildir; Durup hayatın dengesini yeniden hatırlamaktır. Hafta boyunca hedeflerimizin peşinden koşuyor, işlerimizi büyütmeye, üretmeye ve başarmaya çalışıyoruz.
Ama hayat yalnızca biten işler, yetişen projeler ve yoğun toplantılardan ibaret değildir.
Hayat;
Sevdiklerinle paylaştığın bir kahkahada, kendinle kaldığın sessiz bir anda, ruhunla yeniden buluştuğun o küçük molalarda saklıdır.
Unutma…
Gerçek başarı sadece çok çalışmak değildir.
Bazen durabilmek, nefes almak ve dengeyi koruyabilmektir.
İşini büyütürken hayatını küçültme.
Hem güçlü bir kariyer, hem huzurlu bir hayat kurabildiğin bir denge mümkün.
Bu hafta sonu; biraz dinlen, biraz kendine zaman ayır ve kalbinin sesini yeniden hatırla.
Çünkü en güzel başarı; başarılı bir iş hayatıyla birlikte huzurlu bir yaşam kurabilmektir.
Huzurlu, dengeli ve güzel bir hafta sonu olsun.
*- SORUNLARI BÜYÜTMEYİN
Kutbettin Bingölbalı kitap kurdu!
Dediğine göre;
İnsan bazen hayatındaki sorunları büyütür…
İş yoğunluğu…
Trafik…
Hayat pahalılığı…
Stres…
İnsanların vefasızlığı…
Geçim derdi…
Gereksiz küçük takıntılar…
Yanlış anlamalar…
Evhamlar…
Vesveseler…
Şükürsüzlük…
Kıyas Hastalığı…
Kıskançlık…
Kendi eksiklerini kapatmak için Başkasının eksiklerini bulma hastalığı…
Ve ‘Benim sayısız problemim var!’ diye düşünür.
Ama sağlıkla ilgili bir sorun çıktığında, o problemlerin hepsi bir anda anlamını kaybeder.
Çünkü o zaman geriye sadece tek bir problem kalır.
O yüzden unutmayın:
Sağlık varsa problem çoktur.
Sağlık yoksa problem tektir.
*- ARKADAŞ YAZMIŞ
Değerli bir arkadaşımın görüşlerini aşağıda aynen sunuyorum.
Herkes İran'ı konuşuyor. Hamaney'i konuşuyor.İsrail'i konuşuyor!!
Ben başka bir şey görüyorum.
Asıl savaş başka yerde.
Size iki olay göstereceğim.
Aralarında hiçbir bağlantı yok gibi görünüyor.
Ama aralarında bir bağlantı var size anlatacağım.
Birinci olay.
ABD Venezuela'ya operasyon düzenledi. Maduro yakalandı.
Herkes ‘diktatör devrildi’ dedi. Alkışladı. Bazıları ‘uluslararası hukuka aykırı’ dedi.
Ama kimse şu soruyu sormadı:
Venezuela'nın en büyük petrol müşterisi kimdi?
Çin…
Venezuela günde 800 bin varil petrolü doğrudan Çin'e satıyordu.
Maduro gitti.
O hat kesildi.
*- EN BÜYÜK MÜŞTERİ
İkinci olay.
ABD ve İsrail İran'ı vurdu. Hamaney öldürüldü.
Herkes ‘nükleer tehdit bitti’ dedi. Bazıları alkışladı. Bazıları ‘Uluslararası hukuka aykırıdır’ dedi. Protesto etti.
Kimse şu soruyu sormadı:
İran'ın en büyük petrol müşterisi kimdi?
Çin.
İran günde 1.5 milyon varil petrolü doğrudan Çin'e satıyordu.
Savaş başladı.
O hat kesildi.
İki farklı ülke. İki farklı kıta. İki farklı bahane.
Ama aynı müşteri.
Çin…
Tesadüf mü?
Hayır!
Anlatıyorum...
Ray Dalio'nun tezi net:
Yükselen güç mevcut güce yaklaştığında çatışma kaçınılmaz.
Bu film daha önce çekildi.
Almanya yükseldi. İngiltere'yi geçiyordu.
Sonuç: Birinci Dünya Savaşı.
Japonya yükseldi.
Pasifik'te Amerika'ya yaklaşıyordu.
Sonuç: İkinci Dünya Savaşı.
Sovyetler yükseldi. Amerika'ya meydan okuyordu.
Sonuç: Soğuk Savaş.
*- AMERİKA’YA YAKLAŞIYOR
Şimdi Çin'in mevcut durumuna bakalım.
Çin dünya üretiminin %28'ini tek başına yapıyor.
Ve her yıl Amerika'ya biraz daha yaklaşıyor.
Analistlerin tahmini net: 2030'a kadar Çin dünyanın en büyük ekonomisi olacak.
Bu Amerika için varoluşsal bir kriz.
Bir süper güç için en tehlikeli an rakibinin kendisini geçmek üzere olduğu andır.
Ya o anda durdurursun ya da bir daha durduramazsın.
Ve şu an gördüğünüz her şey bu durdurma hamlesinin parçası.
Nasıl mı?
Çin tükettiği petrolün %73'ünü ithal ediyor.
Kendi üretimi yetmiyor.
Dışarıdan almak zorunda.
*- HER BİRİ
Şöyle düşünün.
Dünyanın en büyük motoru önünüzde duruyor.
Devasa güçlü.
Dünya üretiminin dörtte birini tek başına çeviriyor.
Durdurulamaz gibi görünüyor.
Ama bir zayıflığı var.
Kendi yakıtını üretemiyor.
O motorun dört yakıt hortumu var.
Her biri farklı ülkeden geliyor.
Birinci hortum: Venezuela.
İkinci hortum: İran.
Üçüncü hortum: Rusya.
Dördüncü hortum: Suudi Arabistan…
*- AMERİKA’NIN İŞİ
Amerika ne yapıyor?
Hortumları kesiyor.
Venezuela hortumu kesildi. Maduro yakalandı.
İran hortumu kesildi. Savaş başladı.
Rusya hortumu yaptırımlarla kısıldı.
Suudi Arabistan?
İran-İsrail savaşında üretim düştü
Bir motoru durdurmak için motorla savaşmak gerekmez.
Yakıtını kesersiniz, Motor kendi kendine durur.
Bu tabloyu bir yere kaydedin.
*- FARK EDİLMİYOR
Venezuela'dan kesilen: günde 800.000 varil.
İran'dan kesilen: günde 1.500.000 varil.
Toplam: günde 2.300.000 varil.
Çin'in günlük petrol ithalatı: yaklaşık 11 milyon varil.
Amerika son 2 ayda Çin'in petrol tedarikinin %20'sini kesti.
Kimse fark etmedi.
Çünkü herkes İran'a bakıyordu.
Ama enerji sadece bir cephe.
Çin aynı zamanda başka bir şey inşa ediyordu. Modern İpek Yolu. Pekin'den başlayıp Avrupa'nın kalbine uzanan devasa bir kara ticaret ağı.
Demiryolları. Limanlar. Boru hatları. Trilyon dolarlık yatırım.
Neden?
Çünkü kim Avrupa ile ticaret yaparsa dünya ekonomisini şekillendirir.
Ve Avrupa Çin'e kayıyordu.
- Almanya'nın en büyük ticaret ortağı artık ABD değildi. Çin'di.
- Fransa yeni anlaşmalar imzalıyordu.
- İtalya Modern İpek Yolu projesine resmen katılmıştı.
Avrupa yavaş yavaş Amerika'dan uzaklaşıp Çin'in ticaret ekosistemine yöneliyordu.
Bu Amerika için ikinci varoluşsal kriz.
*- ELİNDE KALACAK
Birincisi Çin'in ekonomik olarak geçmesi.
İkincisi Avrupa'yı kaybetmesi.
Avrupa giderse Amerika'nın elinde ne kalır?
Silahları ve doları.
İkisi de tek başına yetmez.
Ve tam o noktada, tam Avrupa Çin'e doğru kayarken, Amerika İran'ı vurdu.
İran, Modern İpek Yolu'nun Ortadoğu'daki kritik bağlantı noktasıydı. Çin'in Avrupa'ya kara yoluyla ulaşması için İran hattının stabil olması gerekiyordu.
O istikrar bombalandı.
Amerika tek hamleyle iki şeyi birden yaptı.
Çin'in yakıtını kesti.
Ve Çin'in Avrupa'ya uzanan ticaret yolunu bozdu.
Motor yakıtsız kaldı.
Yol da kapandı.
*- ÇOK ÖNEMLİ
Peki bundan sonra ne olacak?
Kaçınılmaz olan tek bir nokta kaldı.
Taiwan.
Taiwan neden bu kadar önemli?
Dünyanın en gelişmiş çiplerinin %90'ı orada üretiliyor.
Telefonunuzdaki çip, arabanızdaki çip, füzenizdeki çip. Hepsi oradan.
Kim Taiwan'ı kontrol ederse 21. yüzyılın teknolojisini kontrol eder.
ABD diyor ki:
‘Taiwan'ı destekleyeceğiz.’
Çin diyor ki:
‘Taiwan bizimdir. Gerekirse güç kullanırız.’
Uzlaşma alanı yok.
İki taraf da geri adım atamaz.
Çünkü geri adım atmak zayıflık gösterir.
Dalio'nun dediği tam olarak bu.
İki güç birbirine yaklaştığında ve uzlaşamaz farklılıkları olduğunda savaş kaçınılmaz olur.
Tüm bu hamleler o kaçınılmaz noktanın hazırlığı.
*- BELDEN AŞAĞI
Şöyle düşünün.
İki boksör ringe çıkacak.
Ama biri dövüşten önce rakibinin suyunu kesiyor.
Yemeğini engelliyor.
Müttefiklerini ayırıyor.
Rakibi ringe bitkin çıksın diye.
Venezuela kesildi.
İran kesildi.
Rusya kısıtlandı.
Avrupa ticaret yolu bozuldu.
Ring: Taiwan.
Ve o ringe çıkış her gün biraz daha yaklaşıyor.
Ama bir olay daha var.
Amerika sadece Çin'i zayıflatmıyor. Aynı zamanda para kazanıyor.
Her savaş ortamı yeni bir silah anlaşması demek.
Ortadoğu'da bomba düştüğünde Körfez ülkeleri ne yapıyor?
Silah alıyor.
Kimden?
Amerika'dan.
İran vuruldu. Körfez ülkeleri tehdit altında hissetti. Savunma bütçeleri fırladı. Siparişler hep aynı adrese gidiyor: ABD savunma şirketleri.
Suudi Arabistan, BAE, Katar.
Hepsi savunma harcamalarını artırıyor.
Her patlama yeni bir sipariş.
Her kriz yeni bir kontrat.
Her savaş yeni bir milyar dolar.
Amerika Çin'in yakıtını keserken, kendi kasasını dolduruyor.
Tek strateji, beş kazanç:
1- Çin'in enerji hatlarını kes.
2- Çin'in Avrupa ticaret yolunu boz.
3- Bölgeyi kontrol et.
4- Silah satışıyla kasayı doldur.
5- Çin'in Taiwan savaşına güçsüz katılmasını sağla.
Herkes ayrı ayrı savaşlar görüyor.
Ben tek bir strateji görüyorum.
Venezuela bir cephe.
İran bir cephe.
Rusya bir cephe.
Avrupa bir cephe.
Ama savaş bir tane.
Ve sahne arkasında tek bir hedef var.
Çin!...”
*- PSİKİYATRİNİN BABASI: MAZHAR OSMAN
1884’te Dedeağaç’ın Sofulu köyünde doğdu.
Babası bankacıydı.
Üsküdar’a atandığında Mazhar Osman on yaşındaydı.
Üsküdar Mülki İdadisi’ne başladı ve okulu birinci olarak bitirdi.
Mülkiye’de okumak istiyordu ama maddi sorunlar yüzünden Tıbbiye-i Askeriye’ye gitmek zorunda kaldı.
Burada hem okudu, hem çalıştı. Komşularının bahçelerini suladı, mektuplarını yazdı. onlara kuyudan su çekti.
Harçlığını kazanmak için ilkokuldan itibaren her işi yaptı.
*- BAŞLARINDAN BEKLEYEREK
Babası işini kaybedince, ailenin bütün dengeleri bozuldu,
Osman’ın eğitimine devam edebilmesi için para kazanması şarttı.
O zamanlar evde, ya da hastanelerde vefat edenlerin başında sabaha kadar bir görevli bekliyordu.
Defnedilmeyi bekleyen ölülerin başında gece nöbetleri tutarak hayatını kazandı.
Son sınıfta hocası Raşit Tahsin’in yönlendirmesiyle akliye-asabiye branşını seçti.
Bu duruma, özellikle yakın arkadaşları ‘Bunca okumadan sonra mecnunlarla mı uğraşacaksın? Bu tam manasıyla zekanın intiharı demektir,’ diye şiddetle karşı çıktılar
1904 yılında Tabip Yüzbaşı rütbesiyle diplomasını aldı.
Hicaz’a tayini çıktı, ancak gidişi bir yıl ertelenince, o da. Gülhane Askeri Hastanesi Akliye Servisinde staj yaptı.
Bu arada, ilk eseri ‘Tabâbet-i Ruhiye’ adıyla yayınlandı..
Meşrutiyet yeniden ilan edilince, Münih ve Berlin Üniversitelerinde, psikiyatri ihtisası yaptı.
1912’de askeri hekim olarak Balkan Harbi’ne katıldı, gezici hastanelerde çalıştı, savaş alanlarında koleraya karşı mücadele etti
Askeri Sıhhiye başkanı Süleyman Numan Paşa, Gülhane’den akliye, asabiye, kadın doğum ve anatomi derslerini kaldırınca Mazhar Osman askeriyeden istifa ederek Haseki Hastanesi başhekimi oldu.
*- ASIL GÖREVİ
1. Dünya Savaşının patlamasıyla binbaşı rütbesiyle yeniden askere alındı ve Haydarpaşa Askeri Hastanesi’nde akliye ve asabiye mütehassıslığına atandı.
Asıl görevi askerden kaçmak için deli numarası yapanları ortaya çıkarmaktı.
1919’da, Türkiye dergicilik tarihinde eşine ender rastlanan bir şekilde, 32 yıl boyunca yayınlanacak olan ve başyazarlığını da kendisinin yaptığı İstanbul Seririyatı Dergisi’ni çıkarmaya başladı.
5 Mart 1920’de Yeşilay Cemiyeti’ni kurdu.
*- ATATÜRK SAYESİNDE
Devletten Bakırköy’deki metruk halde olan Reşadiye Kışlasının arazisini istedi.
Neyse ki cumhurbaşkanı Atatürk idi.
Başbakanı İsmet İnönü ve içişleri bakanı Refik Saydam’ın onayı ile 1924 yılında başlayan süreç, 1927 tarihinde Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin kurulmasıyla tamamlandı. Artık akıl hastaları zincire vurulmayacaktı.
1933’te ordinaryüs profesör oldu ve İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği Başkanlığına getirildi 1941’de emekli oldu.
1951’de şeker hastalığı ve nefes darlığı yüzünden vefat etti.
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, bir dönem onun adıyla ‘Mazhar Osman Hastanesi’ olarak anıldı.
*- SON SÖZLERİ
Ölümünden iki gün sonra, Bakırköy’ün kıdemlilerinden ‘De Gaull’ lakaplı hasta, pencereden bahçedeki doktorlara seslendi:
‘Mazhar Osman öldü!’ diye uydurmuşlar.
Mazhar Osman ölür mü, ne saçma şey?
Bir zamanlar Atatürk için de öldü diye çıkarmışlardı.”
Oğluna sön sözleri şu olmuştu:
‘Oğlum, belki seni bir daha göremeyeceğim. Hayatta çok çalıştım, muvaffak oldum, mevki ve şöhrete nail oldum.
Şu anda bunların aciz kıymetler olduğunu öğreniyorum.
Hayatta ne olursan ol, parayı hakir gör, şöhretten iğren.
Fakat dik yürü, her zaman dik yürü ve iyi bir insan ol.”
*-









0 Yorum