Telefon
WhatsApp
HERKES ALDIĞI PARANIN HAKKINI VERMELİ

Georg Luck, ‘Köpeklerin Bilgeliği’ kitabında şöyle diyor:

‘Yüksek bir makamda bulunan namuslu bir insan; görev süresi sona erdiği zaman, zengin değil; saygın bir insan olmalıdır.

Makamın gölgesinden çekilen namuslu bir insan boş kalmışsa ne gam, zira yüksek makam, bir zenginlik yeri değil, onurla taşınan bir görevdir. Görev biter ama ardında kalan zenginlik, hiçbir hazinenin alamayacağı ebedi bir zırhtır.

Bırakın altınları koltuk sevdalıları toplasın!

Dürüst adam, en değerli taç olan bu zenginliği kuşanır.,

Doğru söze ne denir?

Umarım hep, böyle zengin ve taçlı yöneticiler, insanlarla karşılaşırız.

Seval Alyürek de, önemli bir noktaya değiniyor;

“Askıda ekmek falan yetmez bizim insanlarımıza;

Askıda ahlak,

Askıda namus,

Askıda vicdan,

Askıda beyin,

De olmalıdır ki, eksiği olanlar alıp kullansın…”

Yine tekrarlayayım:

‘Doğru söze’ ne denir?

Ben şapka çıkarıyorum…

Ama bilgi yarışmasında, ‘Yaş iken eğilen nedir?’ sorusuna, bir üniversiteli ‘doğru’ yanıt olan ‘ağaç’ diyeceğine, ‘Su hortumu!’ yanıtını verirse, ne diyeceğimi şaşırıyorum!

 

*- BANDIRMA’YI SARAN KOKU

Turhan Çömez araştırmış, paylaşmış:

Bakanlık, Haziran ayı sonunda Uruguay’a bir veteriner, bir de zooteknist göndermiş

Giden heyet hayvanları inceleyip, olumlu görüş bildirir.

Medyada okuduğumuz gibi; İthalat hazırlıkları yapılır, 2000 gebe, 900 boş düve 23 Eylül’de Uruguay’dan gemiye yüklenir.

İddiaya göre üzücü taraf:

Gemiye yüklenen hayvanların içinde Tarım Bakanlığı yetkililerinin denetlemediği 469 hayvan vardı ve bunlar diğer hayvanların içine karıştırılmıştı.

Konu gündeme getirilince;

Hayvanların tahliyesine izin verilmedi.

Ama;

Bandırma’da kokudan durulmuyor, her yer sinek ve alerjik reaksiyonlar ortaya çıktı.

120 kadar hayvan açlıktan, susuzluktan, belki de hastalıktan öldü, nedenini bilmiyoruz.

Bu hayvanlar ceset torbaları ile karaya çıkarılıp götürülüyor.

Ortada ne var?

Turhan Çömez’e göre;

“Büyük bir vahamet var, beceriksizlik, çapsızlık, aymazlık ve sorumsuzluk var!”

Gerisi üst yöneticilerin vereceği kararlara bağlı…

Bu arada İzmir Namık Kemal Lisesi’nden arkadaşım, Ziraat Yüksek Mühendisi Muharrem Özdestan’ın kulağını çınlatmak istiyorum.

İzmir Limanı’ndan yurda sokulmak istenen, kurallara, yasalara uymayan sahte ithalatçılarla ne kadar önemli mücadelelerde bulunuyordu.

Bence Georg Luck’un kitabında olduğu gibi, “Yüksek bir makamda bulunan namuslu bir insan; görev süresi sona erdiği zaman, zengin değil; saygın bir insan olmalıdır…"

Ve bizim Muharrem Özdestan çok saygın bir İzmirli yöneticidir.

Umarım emekliliği güzel, huzurlu, keyifli, mutlu geçiyordur.

 

*- ‘DEPREM DEDE’DEN SONRASI

Balıkesir sallanıyor.

Öyle ki, Sındırgı’dan yayılan titreşimler İstanbul ve İzmir’de de duyuluyor, heyecan ve korku yaratıyor.

Bir zamanlar ‘Deprem Dede’ vardı.

İnanılmaz derecede uyarıları ile tanımıştık,

Şimdi yine uzmanlarımız var.

Kimisi ‘medyatik’ kimisi de ‘kitaplarını’ pazarlıyor, ya da belediyelerin büyük paralarla danışmanlıklarına talipler…

Konumuz bu değil..

İşte önemli uzmanlardan Ahmet Ercan'dan İzmir'e uyarı geldi… ‘Buralardan ev almayın, kiraya çıkmayın!’ dedi.

İzmir'deki ilçelerin yanı sıra İstanbul'u da listesine ekleyen Ercan, bu yerlerden konut satın alınmasını ve kiraya çıkılmasını önermedi.

Konut sahipleri ile emlakçıları sinirlendiren, yerleşik yaşayanları düşündüren açıklamaya bir bakalım:

 

Kahramanmaraş merkezli 7'den büyük 2 depremin yaşanmasının ardından deprem kuşağı üzerinde yer alan yurdumuzun farklı noktalarında irili ufaklı depremler yaşanmaya devam ediyor.

Özellikle son dönemde Balıkesir Sındırgı'da meydana gelen depremlerin sayısı görenleri korkutmaya yetiyor.

Sadece bu yazıyı yazarken, sabah 5 dakika içerisinde 4'ten büyük şekilde 3 adet deprem meydana geldi.

Depremler hız kesmeden devam ederken uzman isimler de uyarılarına devam ediyor.

Hemen her uzmanların ortak olduğu nokta ise depremlerin değil sağlam şekilde inşa edilmeyen binaların öldürücü olduğu.

Sağlam yerlerde sağlam zeminlerde sağlam binaların yapılması halinde depremlerin sadece bir doğa olayı olduğunu ve korkulması gerekmediğinden dem vuran uzmanlar yönetimleri de bu konuda harekete geçirmeye davet ediyor.

 

*- ÖNCE GÜVENLİK BELGESİ

Prof. Dr. Ahmet Övgün Ercan sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı ilçe ilçe uyarı şu şekilde oldu:

UYARIYORUM Tire, Ödemiş, Torbalı, Aydın efeler, Manisa, Turgutlu, Kemalpaşa, İzmir-bayraklı, Bornova ovası, Menemen ovası, İnciraltı, Bostanlı, alaybey, mavişehir, Çiğli, Balıkesir, Afyonkarahisar, İzmit, İstanbul-Ataköy, Yeşilköy, Haramidere, Bakırköy Yeşilyurt, Avcılar büyükçekmece, Beylikdüzü- Dalyan, Pınarkent, Gürpınar, Esenyurt , +küçükçekmece, Büyükçekmece, Kağıthane, Zeytinburnu, Tuzla sahil, Kocaeli-Gölcük, Düzce, kaynaşlı, Bolu, Adapazarı, Tekirdağ, Bandırma, Yalova, Adana, Çukurova Ceyhan, Mersin, Erzincan, Tokat, Amasya, Bursa-Nilüfer, Osmangazi, Yıldırım, Muğla-Fethiye gibi kentlerimizde; Sulak, gevşek, birinci° verimli tarım alanlarına dikilmiş olan çok katlı dikintiler deprem sırasında sarsıntıyı üçle beş kat büyüterek yapıyı hoplatacak, ayrıca rezonansa gelerek aşırı çalkalanacak, buna dayanamayanlar göçme ile karşı karşıya kalacaktır.

Lütfen bu gibi yerlerden konut satın almayın, ayrıca kiraya tutmayın. İlgilendiğiniz yapının YER-YAPI GÜVENLİK BELGESİNİ isteyiniz. Olumsuz ise vazgeçiniz.

Depremler ile sarsıntılarda Yaşamak için SAĞLAM YERDE, SAĞLAM YAPI…”

 

*- TARİHİ KEMERALTI ÇARŞISI

İzmir’in kalbi olan Kemeraltı Çarşısı, sadece bir ticaret merkezi değil; aynı zamanda şehrin tarihî ve kültürel mirasının en önemli noktalarından biri.

Ancak son yıllarda, aşırı sıcaklardan ve yağışlardan korunmak, malların bozulmasını engellemek amacıyla esnafın dükkânların üzerini brandalarla kapatması, çarşının tarihî dokusunu görünmez hale getiriyor. Bu durumdan en çok etkilenenler ise Kemeraltı’nın tarihini, mimarisini ve kültürünü görmek için gelen turistler oluyor.

Kemeraltı’nın Tarihi Görünmez Oldu,

Genç gazeteci Ömer Ceylan bu önemli konuyu araştırıp, yetkililerin dikkatini çekmiş.

Yine gençlerimizden İnci Ongun ise şöyle diyor:

“Fotoğraf çekmek isteyen ziyaretçiler, brandaların tarihi ve mimariyi tamamen kapattığını görüp ‘Bu örtüler, tarihi ve kültürel mirası gizlemek için mi kondu?’ sorusunu soruyor.

Esnaf ise bu durumu izah etmekte zorlanıyor.

Oysa ulusal bir yarışmayla belirlenen ve direklerinin bile bir bölümü dikilen, hem yaşanan sorunu ortadan kaldıracak hem de tarihi çarşıya imaj katacak olan üst örtü projesinin tamamlanmaması, eleştiri konusu olmaya devam ediyor.”

 

*- ‘HİÇBİR OLD TOWN BÖYLE KORUNMAZ!’

Kemeraltı Hayat Platformu Sözcüsü Cem Ceylan konuyla ilgili olarak şunları söyledi:

“Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir ‘Old Town’da kültür mirasını brandalarla veya bezlerle örtemezsiniz.

Çarşının ruhuna ve özelliklerine uygun yaşamak zorundasınız. İhtiyaçlarınızı çarşının fiziki yapısı belirler. Sadece güneşten korunmak için bina taşıyıcılarına ankrajlı brandalar asmak, tarihi dokuyu öldürmektir.”

Tarihe ve kültüre meraklı insanlar gittikleri ülkelerde yerel kültürün izlerini arar.

Biz ise bu hataları alışkanlık haline getirmişiz, artık görmezden geliyoruz. Normalmiş gibi geliyor.

Tarihi kentlerin yönetimiyle ilgili özel hukuk ve kanunlar bulunuyor.

Biz yöneticilerimizi seçerken onlara oylarımızla yetki, sorumluluk ve kaynak veriyoruz.

Beklentimiz çok basit:

Buraları koruyun.

Oysa tarihi çarşılarda yeni projeler yapılmaz, korunur.

Bu sorumluluk sadece belediyelerin değil; esnafın ve bireylerin de görevidir.

Farkındalık şart.

Bu farkındalığı esnaf, sivil toplum kuruluşları ve kamu iş birliğiyle ancak yaratabiliriz.

 

*- BÖYLE İDİ

Şimdi de ilginç ve önemli bir konuya ve yorumuna geliyorum:

Ulus Sülün, görüntüsünü paylaşarak şöyle diyor:

“Yetiştirme Yurtları’nda büyüyen çocuklar, 18 yaşına geldiklerinde, yurttan çıkartılıyorlar.

18 yaşında tanıdık kimsesi olmayan biri nasıl düzgün ve normal bir hayat kurabilir?

18 yaşındaki bir kız nasıl geçinebilir, bir eve çıkabilir?

Yetiştirme Yurtları’ndan çıkış yaşları kesinlikle yükseltilmeli.

Çok önemli bir konu bu!

Sesimizi ilgili bakanlıklara ulaştırabilmeniz için lütfen paylaşın!”

Bir başka okuyucumuz Güller Cömert Bıyık’ın da bu konu ile ilgili görüşü şöyle:

“Böyle şeyleri paylaşarak lütfen insanlarda yanlış algılar yaratmayalım. Bilgi kirliliğine mahal vermeyelim.

Öncelikle korunmaya muhtaç statüde değerlendirilen çocuklar mahkeme kararıyla kurum bakımına alınıyor bu çocuklar muhtaçlık durumunun ortadan kalkması halinde danışmanlık tedbiri verilerek yani düzenli psikososyal destek verilmesi şartıyla aileye teslim ediliyor.

örneğin ekonomik yoksunluktan bakımsızlıktan alınırsa bir çocuk aile Ekonomik desteğe bağlanıyor…”

Sanıyorum, bu konuda çok ince hesaplar yapılıyor ve uygulanmaya çalışılıyor.

Ancak sık sorunlarla karşılaşıldığı, görevli bazı memurların işlerini savsakladığı ve Bakanlık tarafından haklarından soruşturma yapıldığını da biliyoruz.

Çok yıllar önce Bornova’da yeri şimdi Kaymakamlık tarafından otopark olarak kullanılan tarihi bir köşkte Yurt vardı.

İlkokul ve ortaokulu onlarla birlikte okuduk, eğitim gördük.

Evlendikten sonra bunlardan biri, bizim gözdemiz olmuştu.

Hafta sonları evimde misafir ediyor, kendisini ailemizden biri olarak görüyorduk.

Bir gün ani bir kararla, yurt kapatıldı, tüm öğrenciler, yani kalanlar, kimlik değişiklikleri yapılarak, Türkiye’nin çeşitli illerine dağıtıldılar.

Sonrasını bilmiyor ve anımsamıyorum…

Her zaman olduğu gibi, umuyorum, hepsinin sonları iyi olmuştur.

İzmir Bornova’daki yurtta ‘erkek çocuklar’ , Buca’daki yurtta ise ‘kız çocuklar’ kalıyordu…

 

*- LAZIM OLAN

İsmail N. Kuşman anlatıyor, tarihten bi anekdot, dursun burada...

Hitler, iktidara geldikten bir süre sonra parlamento binası önünde yaptığı konuşmada,  ‘Ben Almanya'nın en büyük yargıcıyım...’ diyerek hukukun bir önemi olmadığını ilan ediyordu.

Bu konuşmaya hiçbir hukukçudan tepki gelmedi.

Sindi bütün hukukçular, Hitlerin Başhukuk Danışmanı Adalet Bakanlığı müşaviri Dr.Frank Nasyonel - Sosyalist hukuk anlayışını şöyle özetler;

“Nasyonel Sosyalizm karşısında hukuk bağımsızlığı yoktur.

Vereceğiniz her kararda önce kendinize şunu sorunuz.

‘Benim yerimde Führer olsaydı nasıl karar verirdi?’

Hitler açıkça ilan ediyor;

‘Hukuk yoktur. Devlet vardır. Devleti de ben temsil ederim ancak. Sadece ben.’

Yargıcıyla, avukatıyla tüm hukukçular esir alınmıştı Hitler rejiminde. Hukuk profesörleri birer papağan, yargıçlar ise oyuncaktı Hitlerin elinde.

İsmail Bey, “Suçlular ve Güçlüler” kitabından alıntı yapmış…

İnsanlara her yerde lazım olan nedir?

‘Hak, hukuk, adalet!’

İşte bu kadar…

 

*- İÇİMİZ YANIYOR!

‘Cesur Yürek’ olarak adlandırdığım Mülkiyeli Doğan Karabulut’un yazılarının ‘hastalık’ derecesinde takipçisiyim.

Son zamanlarda, eskilerin ‘fıkra’ dedikleri cinsten konuları ele alıyor ve harika makaleler yaratıyor, sevgili Doğan Karabulut…

“Kısa bir sohbet” de diyor, yazılarına, akılda kalması için…

“Hayatlarını yurdun korunmasına adamış 20 vatan evladının şehit olduğu günlerde ne yazsan, ne konuşsan yeterli değil...” diyor.

Bu konuda Alphan Manas’ın da, madde madde bir değerlendirmesi vardı.

Büyük Altay’lı, birlikte kursu gidip Basketbol Antrenörlüğü, hakemliği yaptığımız Celal Kiter, ‘Basketçim (oyuncum) Alphan Manas’ın…’ diyerek yaptığı önemli yazıdan öğrenmiştim.

Keşke sizinle paylaşsaydım, yine büyük bir hata yaptım.

İşte bu konuda Doğan Karabulut şöyle diyor:

“Yarım yüzyılı aşkın bir süredir kullanılmakta olan ve son bakımı 5 yıl önce yapılan bir uçak, Gürcistan’da düştü; evlatlarımızın vatana adadıkları ömürleri hiç bilmedikleri bir yerde, bir dağın başında noktalandı.

İlk bulgular bir ‘dış müdahale’nin olmadığını ve kazanın ‘teknik arıza’dan kaynaklanmış olabileceği yönünde...

Üzerinde en çok konuşulan olasılıklar ise uçakta ‘metal yorgunluğu’ ve ‘yüklemenin dengeyi bozacak biçimde hatalı yapılmış olması…”

 

Hepinizin aklının bir köşesinde olan şeyi de belirmek lazım son olarak; tam da Türkiye’nin Kafkaslar’da çok etkin roller üstlendiği bu dönemde, bu konuda; en başta Türk istihbaratı olmak üzere, (ev sahibi sıfatıyla) Azerbaycan ve (bölgedeki tecrübesi derin olan) Rus istihbaratlarına da ‘ödev’ ve ‘görev’ düşüyor…

Tabii ki gelişmeler, Türkiye’nin bu konuda ne kadar hassas ve duyarlı olduğunu açıkça belli ediyor.

Ben 20 şehidimiz için dualarımı yapıyor, “nurlarda yatsınlar” diyorum…

 

*- PARA DA, HATA DA ÇOK

“Herkes hayatı anlayabildiği kadar yaşar” diyen Doğan Karabulut, televizyondaki Fatih ile ilgili dizi için güzel irdelemeler yapmıştı.

“Ben o kadar para verilen bir dizinin o kadar çok hatayı barındırmasının tuhaflığına dikkat çektim; daha neler neler var yani; Fatih, kendisine haritayı gösteren alime, eliyle git işareti yaptıktan sonra “bu benden de deli yahu” der mi yani!

Bu (güya espri diye oraya konan replik!) koskoca Fatih’i küçültmüyor mu yani! Yılanlı Kale’yi fethetmek için yola çıkan Akıncılara katılmak için onları izleyen 2 kafadar “lağımcılar”ın yollarını kaybedince, birinin diğerine “bize her yer Trabzon diyorsun yani!” demesi normal mi?

Bizim yerel TV’lerdeki herhangi bir stajyer kurgucunun o kaledeki patlamalar için oluşturulan efektlerin daha gerçekçi olanlarını yapabileceğinden eminim şahsen.

Yılanlı Kale surlarından sallanmış İsveç bayrağı misali o sarı haçlı lacivert bayrak için gülmekten başka nasıl bir tepki verilebilir; Pontos’un ne öyle bir bayrağı vardı, ne de flaması!

Fatih’in, karşısında bir cezadan korkan masum bir çocuk gibi titreyen koskoca Kurtçu Doğan’ı gazabıyla (yani kellesini almakla!) tehdit etmesinin hemen birkaç saniye sonrasında Pontos’tan gelen “gavur” kıza “korkma; burası korku değil, güven yurdudur” demesi ne kadar gerçekçi!

Valla ben eski Malkoçoğlu-Karaoğlan-Tarkan filmlerinde göründüğü söylenen elektrik direklerini aramadım ama Akıncılar Pontos’a doğru yol alırken o yollarda hayal meyal lastik izleri görür gibi oldum yani!

Herkes aldığı paranın hakkını verecek işler çıkarmalı; aksi takdirde böyle malzeme olursun işte!” diyor, yerden göğe haklı olarak…

İyi ki, Doğan Karabulut gibi gözlemcilerimiz, irdeleyicilerimiz, korkusuz kalemlerimiz de var…

 

*-

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği