HEYHAT ki HEYHAT!!!
Günaydın Can-Canlarım; Epey sıkıntılı zamanlar yaşıyoruz, memleketimizde cereyan eden müessif olaylarla...ancak ardı arkası kesilmiyor...bir deprem veya yangının açtığı yaralar, ''ahh'lar ve vah'lar'' la geçiyor... Bir örnek, diğerine ders olmuyor. İhmaller, yanlışlar, yolsuzluklar daha neler neler say say bitmiyor, ama bîgünah insanların ömrü bitiyor, geride bıraktıklarının ciğerleri dağlanıyor...Kimdir, kimlerdir bunun suçluları? Ayan beyan belli belki de ancak saklanıyor, gizleniyor, makyajlanıyor, failleri ele vermemek için...neden? Çünkü balık baştan kokuyor!
Yalnız yaşadığımız afetler mi??? Ya yargı ve hukukun takdirine terk edilen olaylar? Onlar da bir felaket kadar yakıcı olmuyor mu, verilen çarpık, maktul'un ve mazlumun unutulup, cezayı hak edenlerin serbest veya pek yakında olacak kadar az ceza görmesi, göz ardı edilebiliyor mu? Belli ki, hukuku temsil eden kadın heykelinin, elindeki terazinin endazesi bozulmuş! Yok mudur bunun tamirini, eşitliğini tekrar sağlayacak bir yol?? Var! Var tabii de, kimilerinin işlerine gelmediği için kantarın topunu kaçırıveriyorlar, mağdur değil de müsebbip lehine karar çıkıveriyor...Yalan mı? Neden susuyorsunuz???
Beni, bilen bilir. Fevkalade hayata bağlı, pozitif enerjisi baskın biriyimdir. İleri yaşlı sınıfına dahil olabilecek bir yaştayım. Allah'ıma hamdolsun evlatlarım ve sevdiklerim, sağlıklı ve etrafımda, bazı acı kayıplara rağmen... Kendi içimdeki huzuru temin etmiş vaziyetteyim. Köyümde mutlu, mesut yaşama devam arzumu yitirmedim henüz. Ama şu güzel memleketimdeki olaylara sağır ve dilsiz kalabilmek mümkün mü? Kanla, canla kurulan bir ülkenin idamesi bu mu olmalıdır? Detaylara dokunmak bile istemiyorum, zira hırs ve sinir küpü haline geliyorum...
Müthiş bir psikolojik kitaba sarıldım dört elle; ''Seni Yoran Her şeyi bırak'' adı. Ama mümkün olmuyor bazen o yoran şeyleri bırakabilmek! Duygusal manipülasyondan kurtulma ve korunma metotları gösterilmiş irdelenen olaylarla...bitirince acaba kendimde bir değişiklik bulacak mıyım, onu daha sonra anlayacağız...
***Alfred Adler, GÜÇ'ü şöyle tarif etmiş;
Hiçbir şeye değişilemeyecek olan haz.
Hiçbir şeyle değiştirilemeyecek olan haz.
İnsanın en güçlü içsel hedefidir... Güç her ilişkide farklı tezahür eder ve insan güce doğrudan ya da dolaylı olarak sahip olmak ister. Zekâ gücü, kas gücü, beden gücü, sosyal güç, para gücü, itibar gücü...Güc'ün bir içgüdü olduğunu öne sürer ve bu istenç olmadan insanın hiçbir şey yapamayacağının altını çizer. İnsanın varlığının sürdürebilirliği buna bağlıdır. Temelinde de bundan aldığı sonsuz haz vardır.*
Yine kitaptan güzel bir dörtlük ile bitirelim bugünkü sohbetimizi;
**Balık, denizi hatırlamaz, sadece yaşar.
Ne zaman hatırlamak mecburiyetinde kalır?
Artık eskisi gibi yaşayamadığında...
Sular ya kirlenmiştir ya da çekilmeye başlamıştır.**
Çok acı bir gerçek! Balık hafızası derler ya, işte bu olması gerek! Sadece balık mı? Etrafımıza, ya da, geniş bir anket yapsak, halkımızın çoğu bu doğrultuda...Dibimizde tüm tehdidi ile yükselen dış mihrakların bizleri bölmek parçalamak için içimize soktukları üstlerindeki kamuflajları atıp, gerçek yüzlerini göstersinler, hele bir başarılarını tamamlayabilsinler, işte o zaman hatırlarlar, eskiden yaşadıkları hür cennetlerini...
Bu, bizim memleketimiz! Feda edilemeyecek, vaz geçilemeyecek kadar muhteşem güzellikte bir ülke! Ancak yaşananlar, biz o güzellikleri tatmış, alışmış, tutkuyla bağlanmış olanları sadece endişe ve kahırla izlemeye yetiyor...İlle de suların kirlenmesi ve çekilmesi mi gerekiyor bunu anlamak için...HEYHAT ki HEYHAT!!!









0 Yorum