Kader ve yazgı olarak nitelendirebilecek, sineye çekebilecek miyiz?
Günaydın Can-Canlarım; Acılar, artık toplu acılar olarak, üst üste o kadar amansız geliyorlar ki, duydukça, gördükçe, etkisi altında kalmamak imkansız! Hepimizin başına gelebilecek felaketlerin iz bırakmaması mümkün değil. Kartalkaya kayak merkezindeki müessif yangında, kayıp sayısı 76'yı bulmuş, kim bilir daha niceleri yüreğimize ateş gibi düşecek...Sömestr tatilinden faydalanan aileler, çoluk çocuk kayak merkezine doluşmuşlar, neşe ve sevinçle...böyle bir sonun beklentisinin bile varit olmadığı anda, nereden nasıl çıktıysa, bir kıvılcımla, sönen ocaklar, boş kalan sineler, eller...acı, çok acı!!!! Elimizden, hayatını kaybedenlere rahmet, acılı yakınlarına da sabır ve metanetten başka dileyecek hiçbir sözümüz yok, üzüntü, kahır ve acıdan başka, zira sözün bittiği yerdeyiz...bunu da Kader ve yazgı olarak nitelendirebilecek, sineye çekebilecek miyiz? Orasını zaman tayin edecek...
Hiç, plajda otururken, altınıza uçsuz bucaksız serilmiş incecik, toplu iğne başı ve hatta ondan daha da minik kumu avuçlayıp, yavaşça parmaklarınızın arasından yere dökülüşünü seyrettiniz mi? Nasıl birbirleriyle yarışırcasına aralıklardan kayar gider değil mi? Sanki yuvalarından ayrılmamak, bir an evvel o kümeye kavuşabilmek için...avcunuzdan kayarken acelelerini hissedersiniz akıp gitmek için. Elinizde, hapsetmek isteseniz de direnirler, içlerindeki enerji avcunuzu ısıtır, nemlendirir sıktığınız kumu, yine de birbirlerinden kopmamak için toplu halde kurtuluş isterler...kim bilir denizin içinde hangi kayaların erozyonuyla böyle miniminnacık ufalanmışlar, dalgalara teslim olup kıyılara vurmuşlar...Hiçbir şey yerinde durmuyor anlaşılan sürekli bir hareket ve oluşum içinde...
Hiçbir şeyin akışına mani olunamaz gibi görünüyor, hapsetmedikçe...o mahpus da, bir punt bulduğu an azat edilmek istiyor...kanadı varsa uçuyor, yoksa akıp gitmek istiyor, su gibi, kum gibi, duygular gibi, düşünceler gibi...Hiçbir şeyi, ilelebet hapsedemezsiniz! Ya çürür gider, ya da fırsat bulduğu an esaretine son verir, ya kırılır, dökülür ya da çirkin bir şekil alır...
Yaşadıklarımız da farklı mı sizce? Hoş tutulmadığı an kayar gider elinizden, arkasından bakakalırsınız! Anlam veremezsiniz, neden gitti bu şimdi diye kendinizce! Ama bir de o kaçıp gidene sorsanız? Kim bilir neler diyecektir, ne şikayetler edecektir, ne bıkkınlıklar sergileyecektir. Canlı da, cansız da, belli eder bıkkınlığını bir şekilde! Dili varsa, isyan eder, ya da azat edilmek ister. Cansız ise, miadını doldurmuş olmanın emarelerini gösterir. Paralanır, kırılır dökülür, bir araya toplanamayacak durum arz eder, ve netice de vaz geçilen olur...oysaki, dili olsa kim bilir ne anılar, ne yaşanmışlıkları hatırlatacaktır dürte dürte...ama vefasızlık var ya, fırlatılır atılır bir köşeye, ebediyen yok sayılmak için....
Ama hayat bu, yaşananlar bunlar, insanlar binbir çeşit! Menfaatler neleri gösteriyorsa doğru odur bazılarına göre, bazılarına göre de gerçekler gizlenemez, bugün olmazsa başka bir gün, hokkabazın kutusundan umulmadık bir anda size; ''Ce eeeee!'' diye seslenerek varlıklarını hatırlatır. Gelsin ardından pişmanlıklar, hani o kullanmak istemediğimiz 'keşkeler' ve daha kim bilir daha neler neler.....









0 Yorum