Kafama takıldı, koptum gitti!
Günaydın Can-Canlarım; Bu sabah itibariyle, yaz geldi gibi görünüyor ama, mevsimlerde artık ülkemiz gidişatına ayak uydurdu gibi...günü gününe uymuyor, aynen insanlarımızın enerjisinin dağılımını yansıtıyor adeta...değişken, belirsiz, sağ gösterip sol çakan cinsinden...karmakarışık hisler, amaçlar, dışa aksetmeleri de böyle oluyor zahir...çok ele karıştık bre kurban!!! Hesapları şaşırtmak adına, bizlerden kazanılan yandaş cepleri o kadar doldurdu ki, yurttaşın ihtiyaçlarını görebilmek adına, açığı kapatmak doğrultusunda diyelim, ne idüğü belirsiz, çapulcu, ortalık karıştırıcı, tipsiz, mesnetsiz, tıynetsiz, Afgan'ı, Suriyeli'si ile doldurdular güzel vatanımızı...hem de, vatandaşlarımıza verilen hakları onlarda aşarak...Neymiş; Düşeni yerden kaldıran delikanlılarmışız! Babababa! E, bizim öz be öz Türk vatandaşımız, yerlerde sürünüyorsa, açlık sınırını aşmışsak, işsizlik almış başını gidiyorsa, enflasyon kanatlanmış uçuyorsa, hele hele üniversite çağına gelmiş çocuklarımız, dershanelerin kapısını, giriş imtihanlarında başarılı olmak için maddi manevi sürünüyorlarsa, bu sonradan olmalara, imtihansız giriş imkanları tanımak, Müslüman Hükümetin yapacağı iş mi; Allah'tan reva mı??? Geçiniz! Yahu ben de neyi kurcalıyorum; deveye sormuşlar, ''boynun neden eğri?'' diye, verdiği cevap muhteşem; ''nerem doğru ki''...aynen bizim ülkemizdeki ahvalin has cevabı...
Hakikatler artık epey acıtıyor. Bunun farkındayız da, o eski şarkı var ya;
''Kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime.
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime.
Perde-i zulmet çekilmiş, korkarım ikbalime...''
Şarkı, Şair İhsan Raif hanımın şiiridir ve hayatının hazin bir dönemini, henüz 13 yaşında evlendirilen bir kız çocuğunun
haykırışını anlatıyor. Günümüze hiç yabancı değil değil mi?
İhsan Raif hanım, Osmanlı'nın son döneminin vezirlerinden , Köse Mehmet Raif Paşanın büyük kızıdır. Konaktaki, çocuk odasından oynarken, kaçırılmaya yeltenilen, bir kız çocuğudur. Diğer çocukların bağırışmaları üzerine, kaçırmaya gelen adam kaçar, ancak paşa kızının adının kirlendiğini düşünerek, kabusu bitmeden kaçırmaya çalışan Reji memuru Mehmet Ali ile evlendirilir. Hiç sevmediği kocaman bir adamın karısı olarak, İzmir'de yaşamını sürdürmeye başlar, ve hissiyatını, nefretini, özlem duyduğu aşkı, sık sık yaşadığı kederleri şiirlere döker...mesela, eşi ile ilgili yazdığı dizelerden biri;
***Sabreyle Ali bir gün mat olacaksın,
Ölsen dahi lanet ile yâd olacaksın.*
Yaa, işte böyle Can-Canlarım, şair İhsan Raif hanımın dile getirdiği feryadı...şimdikileri, ancak öğleden sonra yayınlanan programlarda, gazetelerde iğrenç haberler ve yaşantılar olarak görüyoruz, ders oluyor mu??? Kimlere? Ders, görmek, okumuş, eğitimli insanın işidir, cehaletle yoğrulmuş yürek ve beyinlerin akılları bir noktada sınırlıdır, feryada bakmazlar, çünkü ekseriyeti cde bu yollardan geçmişlerdir, alışılır diye düşünülür...koskoca, aile ve sosyal politikalar bakanı, cinsel tacize uğrayan bir sabi için ''bir kereden bir şey olmaz'' dememiş miydi? O sabinin psikolojik ve sosyal durumu, afişe olmuşluğu, mühim değil 'o anlayışlara' göre...Allah sizi nasıl biliyorsa öyle yapsın, inşallah emi!!!
Kafama takıldı, koptum gitti! Halbuki bugün sizinle Merryl Streep'in bir yazısını paylaşmak istiyordum, ama yapacağım, merak etmeyin çünkü benim en sevdiğim konuyu işliyor;
***Yalvarmamayı öğrendim-ilgi için değil, sevgi için değil, saygı için değil. Kimsenin hayatında mecburiyetten olmak istemiyorum.
Eğer değerimi açıklamak mecburiyetinde kalırsam...Eğer birini beni sevmesi için ikna etmem gerekiyorsa- o zaman bu benim haddim değil. Hayat karşılıklı olmayan bir şeye enerji harcamak için çok kısa...
Yaşlanmaktan korkmuyorum. Başkalarını memnun etmek için kendimi kaybetmekten korkuyorum...
Hayatımın bu noktasında huzuru seçiyorum- her şeyin üstünde.*
Benim için de, NOKTA!!!









0 Yorum