Telefon
WhatsApp
KENDİ ÖZEL TARİHİNİ YOK EDEN ŞEHİR

 

--

Yaşar EYİCE
0532 781 95 18
 
Twitter: @Yeyicee
Facebook:  yasar.eyice.311
 
 
 YAŞAR EYİCE

 

*- GÖRÜN BE KARDEŞİM

 

Bunları aramadan bulursunuz.

Bunun için zamana ihtiyacınız da yok.

Nereden haber aldılarsa alıyorlar ve anında yanınızda bitiyorlar.

Yabancı uyrukluların bazı devlet hastanelerini iskân eylemelerinden söz ediyorum.

Yatalak ağır hastanın yakınıyla anlaşıyorlar, günlük bakımı için.

Hemşire yok mu?

Alası var ama ‘parası’ olan bunu düşünmüyor, ‘Tamam sen anneme ya da babama bak!’diye anlaşıyorlar bu yabancı ülkelerden transfer olan sahte hemşire veya bakıcı ile…

Şöyle diyeyim;

Ortalama 3 bin 500 liranız gidiyor bunlara…

Şunu da söylemeden edemeyeceğim, ‘öyle çalımlılar’ ki, bir kelime bile edemezsiniz bunlara…

Tehditleri şöyle:

‘Çeker giderim ha!’

Yani kafa tutmayı da biliyorlar.

Bu anlattığım kısım beni fazla ilgilendirmiyor.

İki kişi anlaşmış bana ne?

 

*- TURİST GİBİ GELİYORLAR

 

Beni ilgilendiren ve üzen, neredeyse tüm köylülerin, ‘Burada hazine var!’ diye ülkemize ‘turist’ olarak getirmeleri…

Orada, yok pahasına akşama kadar tarlada çapa sallayacaklarına burada Yani Türkiye’de, İstanbul başta olmak üzere, özellikle İzmir’deki büyük üniversite hastaneleri bunların merkez üssü oluyor.

Kontrol yok!

Bu yüzden rahat cirit atıyorlar.

‘Neyin nesisin diyen yok!

Hadi bakalım siz bir yakınınızı görmeye gidin, bu bana göre ‘asalaklar’ kadar rahat giriş- çıkış yapabilir misiniz?

Emin olun, yakında ‘asgari ücretli’ olarak Türkleri çalıştırdıklarını duyarsak şaşmayalım.

Bürolar var, emekli memurların kurdukları gibi, uyanık yabancılar da bu işi gayri resmi olarak kullanıyor.

Tabii bazılarının amacı çok başka…

Bazen gazetelerde ‘fuhşa’ sürüklenen yabancı uyrukluların başlarına gelenleri okuyorsunuz, duyuyorsunuz.

Organize çalışıyorlar, nasıl oluyorsa, bu tipler birbirini dünyanın her köşesine buluyorlar.

Polis de peşlerinde…

Dizi yapılacak kadar büyük bir iş bu…

 

*- PARA KAÇIRMALARI

 

Benim anlatmaya çalıştığım, özellikle hastanelere kapak atan sahte bakıcıların kazandıklarından devlete bir kuruş vermemeleri.

Birilerini bu iş içim yemliyorlarsa bilmiyorum.

Aklıma da getirmek istemiyorum.

Yılanın başı küçükken ezilmeli…

Birinci önemli konu bu…

İkincisi:

Gözlerimle görmesem inanmam…

Dokuz ay önce, İzmir’de bir hastanede bunlardan birine rastladım.

Sohbet ederken yanımıza gelenin hemşehrisi olduğunu söyledi.

İzmir’e yeni gelmiş, aynı evde kalıyorlar.

Ona da hastanede ‘Hasta bakımı’ yaptırıyor, ‘Hemşire’ olarak tanıtıyor.

Onun bakım için aldığı ücret daha az..

‘Yeni olduğu için mi_’ diye sorduğumda ‘Evet’ demişti.

Sonradan uyandım, paranın üstü ‘iş bulanın’ yani kendisinin.

O günlerde rahatça hemşire bölümlerine, hatta eczanelere bile girdiklerine tanık oldum.

Her görevli ile ‘ahbap’ olmuşlar.

‘İşveren’ yani ‘Hasta yakınına’ başka türlü yanaşıyorlar, gerçek görevlilere başka.

 

*- KOCASI İSTEMİYORMUŞ!

 

‘Kocam kızıyor’ ya da ‘Bir haftaya kadar, Türkiye’de çalıştığı şehirden’ geleceğini ve kendisinin çalışmasına izin vermeyeceğini belirtmişti bunlardan biri.

Hatta kocasının bu işinden haberi bile yokmuş!

Ağzını aramış, güvenli bir yakınımın evde yatılı hasta bakıcıya ihtiyacı olduğunu, kendisiyle görüştüreceğimi söylediğimde, ‘Yok ben kesinlikle, dünyanın parasını verseler yine gitmem!’ demişti.

İzmir’in içinden yakın ilçelere bile gitmeyeceğini anlatmıştı.

Nedeni, ‘Kocasının (!) izin vermemesi…’

Bizim ‘kıskanç’ Türk kocalarından farkı yok, herhalde…

Ama;

Yatalak, bakım isteyen ve bu nedenle İzmir’in Seferihisar’taki evini kapatıp Bursa’da çalışan kızının yanına giden bir kadınla konuştuğumda, eşine ‘Ben İzmir’deki bir eve bile gitmem!’ diyen o yabancı hasta bakıcının yanlarında olduğunu söyledi.

Hala şaşkınım…

Bana neler anlatmış, inandırmıştı.

İzmir’in güvenli Urla ve Çeşme’deki ailelerin hastalarına çok ama çok iyi şartlarda gitmeyeceğini belirten bir yabancı kaçak hemşire (sözde turist) Bursa’ya gitmişti…

 

*- CANIMI SIKANLAR

 

Beni yaralayan konu;

Bir hasta için, bir eldiven isteseniz bile ‘Yok, bize bile sayılı veriliyor!’ dendiği gün, bu ‘özel kaçak hasta bakıcıların’ hastanenin eldiven kutusuna parmaklarını daldırıp, bir avuç aldıklarına iki kez tanık oldum.

Nerede nasıl hareket edeceklerini bildiklerini anlatmıştım.

Aylar önceden olduğu gibi bulunduğum serviste ‘yastık’ sıkıntısı sürüyor.

Öyle ki, koltuk başlıklarına bile kılıf geçirerek ‘yastık’ olarak kullandıklarına da tanık oldum.

Her şey var!

Turist pasaportlu sahte kacak hemşireler ve hasta bakıcılar bile…

Ama yastık yok!

Bazı hastalar yanlarında götürüyorlarmış…

Çok zaman önce bu konuyu gündeme getirmiş, bazılarının yastık dahil neleri yanlarında gizlice götürdüklerini anlatmıştım…

Gördükçe içim yanıyor….

Belki de neleri yakalamışlardır, bilmiyorum.

Ama sıradan vatandaşlar, kesinlikle beklemede olan bu ‘turist bakıcıları’ anlamazlar.

‘Hasta yakını’ veya ‘Ziyaretçi’ olarak düşünür.

‘İçim neden yanıyor’ bilmem anlatabildim mi?

Görün be kardeşim, gözünüzü açın…

Gözünü açan bir çalışan, odaları dolaşıp, dolaplarda saklanan bazı yastıkları buldu.

İşte bu ‘Sahte hemşire’ kılığındaki bir hasta bakıcnın da dolapta sakladığı yastıkları bulup, ihtiyaç görülen yeni hastalara verildiklerini de tesadüfen öğrenmiştim.

 

*- İNSAFSIZLAR

 

Şimdide size, ‘El insaf!’ denilecek bir gerçeği anlatayım:

Aynı ürünün üç adımda fiyatının nasıl yüzde 25 arttığını, duyun…

Bakalım bunu zabıta, ya da sağlık bakanlığı yetkilileri veya Eczacılar Odası duyacak mı?

En önemlisi, bu eczanelere ‘açılış ruhsatı’ veren imzacılar.

Bir hasta için gerekli, belirtilen markadaki yapıştırıcı, ya da tutucui neyse fiyatı 100 lira…

İhtiyaç olduğundan tavsiye üzerine bir hasta yakını, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi karşısındaki sıradan eczanelerden birine girer, 1 Mayıs Bayram tatilinde.

İsteğini söyler ve fiyatını sorar:

‘100 liradır!’

‘Tamam’ der alır, çünkü ihtiyaçtır. Bunun sayesinde hastanın vücudunun bazı bölümlerinde gereklidir.

3 Mayıs’da yani iki gün sonra, devlette olduğu gibi, sağlıkta da devamlılık gerekli olduğundan, mecburen bu gerekli yapıştırıcı için Dokuz Eylül Hastanesi’nin tam karşısındaki bir başka eczaneye girilir.

İleri yaşlı hasta yakını için bir adım bile önemlidir.

Bu nedenle önceki nöbetçi eczane yerine buna girer.

Alacakları içinde belirttiğim yapıştırıcı da vardır.

Ödeme yapılırken, ‘125 lira!’ olduğunu öğrenen vatandaş, ‘İki gün önce bunu 100 liraya aldık!’ deyince satıcı eczacı ‘Bizde böyle istersen git oradan al!’ gibi terbiye ve ahlak sınırlarını açan laflar eder.

Artık alınmıştır…

Hasta yakını sesini çıkarmaz ve ‘kandırmacaya’ göz göre göre ‘Lades’ der.

Bu olur mu?

Sağlığımız için en önemli ayaklardan biri olan eczane yetkilisi böyle yaparsa ‘Biz bunlara nasıl güveneceğiz?

Acaba pazarlık usulü mü ilaç alacağız?’

 

*- PAZARLIK ŞART GİBİ

 

Şimdi yaz geliyor.

Bazı eczanelerin en büyük geliri ‘kozmotik’ ürünler.

Biri üçe satıyorlar.

Diyeceksiniz ‘serbest ticaret!’

Sorun bakalım Reis’e ne diyecek?

Ben söyleyeyim:

‘Gözlerinin yaşına bakmayın!’

Benzer çıkış ve görüşlerini biliyorum.

Bundan kendimden emin olarak söylüyorum.

Ama şu görevliler görevlerini yapsalar, insanın canını ceplerindekini alarak yakanlara af olur mu?

İnsafsızların hakkından mutlaka gelinmelidir.

Örnek olarak iki üçüne caydırıcı cezalar uygulansa her şey süt liman olur.

İhtiyacımız olan nedir?

‘Güven’ değil mi?

Birlik, beraberlik değil mi?

Bunlar var mı?

 

*-  ŞEREF DİPLOMASI

 

Birkaç gün önce bu ara başlıkla güzel haberi paylaşmıştım.

Birkaç meslektaşım, örneğin dost insan Metin Aydınoğlu yazmıştı.

Mutlu oldum.

Ne demiştim:

“Türkiye Fair Play Ödülüne Doymuyor.

Spor adamı Bahri Vreskala Avrupa’da, ‘Şeref Diploması’ ile ödüllendirildi…”

Bu haberi bir yana bırakalım ve önceden notlarını aldığım bir ‘Bahri Vreskala haberini’ paylaşayım:

Konuya girelim:

“Tanınmış spor ve siyaset adamı Bahri Vreskala, iyice sinirlenmiş olmalı ki, kalemi eline alıp, ‘Yol yok ….. Bina çok … !!!’ diyerek, hepimizin bildiği ama dillendirmediği sıkıntıyı yazmış.

İzmir ve İstanbul Beden Terbiyesi Müdürlükleri yapan, ülkemize birçok spor tesisleri kazandıran Bahri Vreskala şöyle diyor:

‘8 bin yıllık geçmişi, 11 bin.891 km2 ‘ lik yüz ölçümü ile 30 ilçesi olan, Cennet Vatanımızın Batı’ya açılan penceresi, ilk futbolun oynandığı ve bir çok ilk’in yaşandığı yer, Ege’nin incisi  İzmir’de yaşıyoruz.

‘Yaşıyoruz’ ama benim gibi İzmir’imizin eski güzel günlerini gören, yaşayan 68 yıllık bir İzmirli için, İstanbul gibi çok yoğun trafik çilesi olan bir şehirde yaşıyoruz.

Ama gelin görün ki, yapılan yatırımlara rağmen, İzmir’de ulaşım sıkıntısı, trafik çilesi azalacağına her geçen gün artıyor.

Yıllar itibariyle İzmir’in nüfus sayımlarını incelediğimizde, Cumhuriyetimizin kuruluşundan günümüze kadar çok büyük artışların olduğunu görebiliriz.

 

*- MESTER PLANI YOK

 

Ancak artan nüfusa göre istenilen, olması gereken şehrin çağdaş, modern, geleceğe dönük büyük hedefler ve amaca ulaşmak için belirlenen stratejilerin bütünü olan ‘Master’ planının olmadığını da görüyoruz.

1923’lü yıllarda 500 bin civarında olan İzmir’in nüfusu, 2023 yılı sonu itibariyle 4.479.525’e ulaştı ve Ülkemizin üçüncü büyük şehri oldu.

Nüfusu artan, yerleşim alanları genişleyen İzmir’de, gelişmiş ülkelerdeki gibi ulaşım ve yaşam alanları oldu mu?

Hayır, maalesef olmadı.

İleriyi göremeyen, yerel yöneticilerin yanlış ve hatalı yönetimleri, kısa vadeli plansız yatırımları, oy kaygısı ile çarpık kentleşmeyi,  gecekondulaşmayı önlememeleri maalesef bu günkü olumsuz durumların meydana gelmesine, yaşanmasına sebep oldu.

Bu durum, İzmir’e yapılan, uygulanan yatırım, imar, ulaşım, otopark projelerinin, yanlış, yetersiz ve eksik uygulandığının göstergesidir.

 

*- ÖNCELİK VERİLECEKLER

 

Peki, yerel yönetimler neler yapmalıdır?

Cevabı çok basit.

Konularında uzman teknik ekiplerle kısa değil, uzun vadeli ve kalıcı projelere öncelik vererek yatırımları yapmalıdır.

Farklı alanlarda proje hazırlamalı ve geliştirmelidir.

Bunun için şehir ile ilgili master planlara ağırlık vermeli ve tavizsiz uygulamalıdır.

Master planda amaç;  şehrin gelecekte sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için hangi alanların geliştirileceğini, yeni yapıların nereye inşa edileceğini, ulaşımın nasıl yönlendirileceğini ve hangi hizmetlerin sunulacağını belirlemektir. 

 

*- ŞEHRİN GEÇMİŞİ

 

Master plan; bir organizasyonun veya projenin başarılı olması için çok önemlidir.

Bunlar yapılırken de tarihi, yapıların, yerlerin aynen korunmaları esas alınmalıdır.

Zira tarih o şehrin geçmişidir, zenginliğidir, gelecek kuşaklara aktarılması çok önemlidir.

Bunlar yapılırken turizm çalışmaları da dikkate alınmalıdır.

Öncelikli olarak, ‘neredeyiz, nereye ulaşmak istiyoruz, ulaşmak istediğimiz hedefe nasıl ulaşabiliriz?’ sorularına göre çalışmalar yapılmalıdır.

Bu çalışmalar sağlıklı olmazsa şehir plansız gelişir.

Kısa vadede yapılan plansız düzensiz yatırımlar, aşırı nüfus artışı, şehre birçok çevre sorununu da birlikte getirmektedir.

 

*- ÇARPIKLIKLAR

 

Bu durum da şehirde çarpık yapılaşmaya, gecekonduların artmasına, çevre, görüntü kirliliğine, trafik sıkışıklığına, kaynak kaybına sebep olmaktadır.

Devamında hizmetlerin aksamasının, asayişin zor sağlanmasının yanında, şehrin tarih, kültür ve doğal kaynakları da tahrip olmaktadır.

Bu nedenle yapılacak projelerde en önemli hedef, kentin tarihine doğaya saygılı, ulaşımı kolay, sosyal yaşam ile uyumlu, güzel, yaşamı kolaylaştıracak  bir mimari imar anlayışı olmalıdır.

 

*- YASALARA GÖRE

 

Bilindiği üzere Ülkemizde 16 Ocak1957 tarihinde çıkarılan 6785 sayılı ilk İmar Kanunu yürürlükten kaldırılmış, daha sonra doğan yeni ihtiyaçlara göre birçok değişiklik yapılan yeni 3194 sayılı İmar Kanunu 09.05.1985 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Devamında 3194 İmar Kanununa yönelik düzenlemelerin yer aldığı Çevre Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına dair Kanun,10.Aralık.2018 tarih ve 30621 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmesiyle imar kanununda da değişiklikler yapıldı.

Buna bağlı olarak Büyükşehir Belediyeleri sınırları içindeki çevre düzeni planlarını, Büyükşehir Belediyeleri, Büyükşehir olmayan İllerde ise ilgili Bakanlık yapar, yaptırır ve onaylar.

Ancak ulusal ve bölgesel nitelikteki fiziki planları Bakanlık yapar, yaptırır ve onaylar.

Buna bağlı olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi Otopark Yönetmeliği Uygulama esasları 2018 yılında 30340 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak son şekli ile yürürlüğe girmiştir.

Yönetmeliğe göre; ‘Otopark ihtiyacının, imar planı onaylanmış yerleşmelerde ve alanlarda Otopark Yönetmeliği’nin 4. maddesinde belirtilen istisnalar haricinde, bina içinde veya parselinde karşılanması esastır.’

Plansız alanlar İmar Yönetmeliği'ne tabi parsellerde ise otopark ihtiyacının parselinde veya yapıda karşılanması zorunludur.

Ancak resmi oto park yönetmeliğine rağmen maalesef İzmir’de had safha da oto park sıkıntısı vardır.

Zira Belediyeler inşaat ruhsatı verirken istisnalar hariç otopark bedelini tahsil etmektedirler.

Halbuki yönetmeliğin uygulanması esastır.

 

*- YOK KADAR AZ

 

Gelişmiş ülkelerde inşaatların neredeyse tamamında inşaatın altında ihtiyaca göre 2-3 oto park katları yapılmaktadır.

Bu durum İzmir’de ‘yok denecek kadar az’ var.

Ne yazık ki İzmir’de sağlıklı bir master planı uygulanmamıştır.

Bu gün yaşadığımız olumsuz koşullar, çarpık kentleşme ve ulaşım sıkıntıları had safhadadır.

Hele son zamanlarda aşırı sayıda aracın trafiğe çıkması, çok yüksek binalara izin verilmesi trafik çilesinin yaşanmasına sebep olmaktadır.

 

*- KİME FAYDALI?

 

‘Geçmiş yıllarda İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Konseyindeki bir toplantıya katılmıştım.

Konuşmalar sırasında eski Çiğli Belediye meclis üyelerinden biri; Çiğli İlçemizim imar planlarını yaparken iki katlı binalara izin verdiklerini ancak inşaat temellerinin 4-5 kata kadar sağlam atıldığını, bilahare iki katlı binaların zaman içinde 4 veya 5 kata çıkıldığını çok önemli ve faydalı bir iş gibi anlattı.

Peki bu kanunsuzluğa neden müsaade edildi, bu yapılan şehre ihanettir.

 

*- GÖZ YUMULDU

 

Benzer bir olay da Bornova’da yaşandı.

Önceki Bornova Belediye Başkanlarından rahmetli Naşit Kılıç gecekondulaşmayı önlemek için o zamanlar boş olan şimdiki Atatürk Mahallesini parselleyip imara açtı.

Parselleri de çok cüzi bir ücret karşılığında vatandaşlara şartlı sattı.

Şartı, vatandaşlar evlerini Bornova Belediyesi tarafından hazırlanan iki katlı tip projelere göre yapacaklardı, yaptılar da.

Ama maalesef rahmetli Naşit Kılıçtan sonra birçok ev sahibi iki katlı evlerini 4-5 kata yükselttiler.

Sonra gelen Belediye Başkanları da oy kaygısı ile bu kanunsuz yapılaşmaya ses çıkarmadılar.

Böyle yönetim anlayışı olmaz, olmamalıdır.

Bu şehre ihanettir.

 

*- YOL YOK, BİNALAR VAR

 

Daha da üzücü olan İzmir’in eski yollarının kenarlarında çok yüksek katlı binalar yapıldı ve yapılmaya da devam ediyor.

Ama gelin görün ki yeterli yol ve otopark yok, çok katlı binalar çok fazla var.

Bu da doğal olarak ulaşımı çekilmez hale getiriyor.

Öyle ki geçen ay Kayseri dönüşümde Otogardan Karşıyaka Bostanlıya servis ile 3 saatte zor geldik.

Benzer bir olay da geçen yıl yaşandı.

Karşıyaka Bostanlıdan Çeşme’ye otobandan araba ile 3.5 saatte gidebildik.

Çok acı bir durum, maalesef İzmir’e yakışmıyor.

 

*- BÖYLE YÖNETİCİLİK OLMAZ1

 

‘İstanbul ve İzmir Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü görevlerim sırasında spor karşılaşmaları nedeniyle Avrupa’da birçok şehri, görme fırsatım oldu.

Bu şehirlerin çoğunda tarihi yapılar özel kanunlar ile korunmuş varlıkları günümüze kadar yaşatılmıştır.

Özellikle Moskova’da şehir içi yolları çok geniş tutulduğundan ulaşım da çok rahat yapılıyor.

Ama İzmir kendi güzel tarihini yok etmiştir.

Karşıyaka ve Alsancak’tan Güzelyalı’ya kadar olan sahildeki iki katlı cumbalı evler yıkılmış, yerlerine bitişik nizam on katlı binalar dikilmiştir. Alsancak Kordon’a yapılan on katlı binalarla ‘ÇİN SEDDİNİ’ dikerek, İzmir’in imbat’ını, rüzgarını kesenleri tarih affetmeyecektir.

Bu nasıl bir yönetim anlayışıdır?

Böyle yöneticilik olmaz, olmamalıdır.

 

*- BUNLARI BİLMEYEN

 

‘Şehrimizin ulaşımı ile ilgili yaşadığım bazı olayların birini paylaşmak istedim. Şöyle ki;

‘Tramvay Hattı…’.

2004 yılı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığımda ulaşımda çok önemli gördüğüm ve seçim çalışmalarımda her fırsatta toplantılarda, görsel ve yazılı basında anlattığım tamamen sahilden giden ilk etapta 65 km.lik ‘Karşıyaka Sasalı – Urla Karaburun Kavşağı Teknoloji Üniversitesi arası’ bilahare devamında Çeşmeye bağlanan 35 km.lik ikinci etap, toplam 100 km.lik çok uzun vadeli tramvay hattı projemi vatandaşlarla paylaştığımda, rakiplerim bana ‘hayal alemindesin, böyle proje olmaz!’ demişlerdi.

Benzer şekilde ‘Bostanlı Üç kuyular arasında tünel-köprü ulaşımı’ için de ‘hayal’ demişlerdi.”

‘Derler sevgili Bahri Vreskala derler… Daha neler neler? Sen de biliyorsun…

Ama ne mutlu sana ki, yazıyorsun…

Ya başını sallayan, yaralı parmağa bile işemeyen yöneticilere ne diyelim?

Dalkavuklar, avantacılar, dolandırıcılar, sahtekârlar, menfaatperestler her devirde olmuştu ve olacaktır.

Bunları bilmeyen yok…

Ama bunlar kimler?

Tabii içimizdekiler…

Dayanıklı ve iradeli arkadaşım  Serap Dikmen Ahmetoğlu’nun çağrısı şöyle:

‘Engelli hakları için birlik olalım!

Eşit yaşam hakkını birlikte savunalım!

Aklın baharda olunca, fikrin çiçek açar.

Güzel düşün, güzel olsun!’

Dostları da şöyle diyor:

‘Her güçlü kadının arkasında, onu güçlü olmaktan başka seçenek bırakmayan bir hikayesi vardır..’

 

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği