Kendimce hesaplaşma...
Çeşme'nin sakin bir sonbahar sabahı...suyun üzerinde, hafif meltemin etkisiyle oradan oraya koşuşan begonvil çiçeklerine daldım...daldım da daha derinlere iniyorum, insanoğlunun da başa çıkamayacağı etkenlerle, oradan oraya, taa ki kendine durgun bir yer bulana kadar savrulmasını seyrediyorum, akıl penceremden...aynen biz iki ayaklıların olduğu gibi...
Biz, Türkleri ele almak istedi canım...taa, Orta Asya'dan, asırlar önce, belki de Atatürk'ün merakına mucip olup, Mu medeniyetinin yok oluşunu, emekli, büyük elçi, Tahsin Mayatepek'i Meksika'ya göndererek, M.Ö. 200.00 ile 70.000 yıllarına ait bilgileri içeren Meksika tabletlerini inceletmiş, günümüzden 12.000 yıl önce yok olan olan Mu tabletlerini inceleterek, bilgiler toplatmış, ve üzerlerine kendi el yazısıyla, kafasına takılanları not düşmüş, bu bilgilerin Anıtkabir de Atatürk'e ait eşyalarda var olduğu söyleniyor...Mu'ların incelenen tabletlerinde, Türkçe'ye benzer kelimelerin oluşu, batan Mu kıtasından Asya'ya yayılan insanların uzantısı olabiliriz düşüncesiyle...
Taa, Orta Asya'dan, asırlar önce göçerek, savaşarak, bileğinin hakkıyla edinilen topraklara sığamamışız, en nihayetinde 'Thema Anotalica, 8 güneşin doğduğu yer anlamına gelen Anadolu ilk defa idari bölge olarak kullanılmış.
SIDDIK ÇALIK adlı bir tarih profesörü, sosyal ve beşeri bilimler araştırmacısının notlarından yola çıkarak, kendisinin çalışmasında, Anadolu coğrafyası dünyanın en önemli bir yönünü teşkil eden, büyük iskan ve idari mıntıka yer adlarının Türkçeleşmesi çerçevesinde, Anadolu'nun, ''coğrafyadan vatana geçişi'' notlarından faydalandım...
MÖ., 2000'lerde Anadolu'da ilk imparatorluğu kuran Hitit'ler, Malazgirt savaşından itibaren, bir siyasi birlik kurmaya çalışan Selçuklular, nihayet, Anadolu'daki, parçalanmış siyasi yapı içerisinden yeni bir güç olarak ortaya çıkan Osmanlılar, geçmişin bütün tecrübelerini idrak ederek, Anadolu'da ve Rumeli'de merkezi bir devlet kurduktan sonra, daha önce Anadolu'ya hükmetmiş, bütün güçlerin bu coğrafyaya tutunma reflekslerini göstermişler.
Tarihi süreç içinde Anadolu'nun adı, hem idari hem iskan bölgesi olarak bilinip, kullanıldığı saha itibariyle, ilk çağlardan itibaren değişiklik arz etmesine rağmen, hep doğuya meyletmişler. Daha sonraki süreçte, ''Küçük Asya'' denildiği görülmektedir.
Araplar ve genellikle İslam alemi, Asya'daki Doğu Rum İmparatorluğu topraklarına, ''Memalik-i Rum'' derlerdi. Bizans devrinde, Karadeniz ile Akdeniz arasındaki yarım adaya, ''Küçük Asya'' ve bunun batı kısmını da ''Thema Anatolica'' olarak zikrederlerken, İslamlar hepsine birden Rum demekteydiler.
Osmanlılar Rumeli'ye geçince(1354), kendilerine göre Batı da bulunan Bizans topraklarına Rumeli adını verirken, karşı tarafı da Anadolu beyliklerinin hakimiyeti sürecinde de, ana hatlarıyla günümüze kadar belirginleşmiş.
Anadolu'da, Türkleşmenin yoğunlaştığı dönemlerde de yer adlarının da Türkçeleşmesi gibi, idari yapılanmanın da bu uygun şartlara göre yapılandığını görüyoruz. Yani, Osmanlı'nın hakimiyetinde, bütün Türk Beylerinin bir çatı altında toplanması...
Netice itibariyle şunu söyleyebiliriz, Anadolu'nun coğrafyadan vatana geçişini sağlayan amillerin başında, bu yerlere Türklerin kendi adını vermesi görülmektedir.
Bu Coğrafyada 11. yüzyılın sonlarında fethetmeye başlayan Türk'ler, Anadolu'nun taşına, toprağına, mezar taşından, kitabesine, idari bilimlerden iskan mıntıkalarına kadar Türkçe adlar vererek Anadolu'ya kendi damgalarını vurmuştur...*
Adeta her adım başı toprak, Tarih kokuyor...O kadar verimli ve zengin ki, tüm ülkelerin gözünü üzerine çekerek, sahip olma emellerini kamçılayacak kadar...
Ve başarılı olmaya başlıyorlar, bünyemize aslı Türk olmayan, ama göz dikenlere geçiş izni vererek, başta ulu önderimiz, En Büyük Türk,
ATATÜRK ve kanlarıyla bu toprakları sulamış savaş arkadaşları ecdadımızın kemiklerini sızlatana kadar...Çünkü, umurları değil Tarihimiz! Buralara kadar nasıl geldiğimizi çoğu bilmez, sadece cehaletleri doğrultusunda biat ederler...
Osmanlı, şanlı, şerefli, 7 düvele hakim Osmanlı ne yaptı? Kuruldu, yükseldi, fetihlerle neredeyse Avrupa ve Kuzey Afrika'ya yayılarak büyük bir imparatorluk kurdu. Durakladı, geriledi, küçüldü, küçüldü, dik olan başını düşmana eğmek zorunda kaldı. Ülkesi sözde paylaşıldı, padişah, kukla haline gelerek sınır dışı edildi. Ne hazin bir son!!! Şerefli bir geçmişin, hazin sonu...Arap kültür ve cehaletini benimseyen halkını ortalarda bıraktı, taa ki, gönüllerimizin sultanı, büyük kurtarıcımız, Mustafa Kemal Paşa, ATATÜRK oluncaya kadar! Sayesinde Türk milleti, hürriyet ve yeni kimliğine kavuştu!
Öyle bir devlet adamıydı ki, dillere destan! Birçok devlet başkanı kendisini, rol model olarak benimsedi. Bir tek din kisvesi altında, milleti uyutmak, hatta uyandırmamakta ısrar eden şimdiki yöneticilerimiz tarafından sevilip sayılamadı. Neden? Çünkü, onlarda olmayan her şey ATATÜRK'te vardı ve bunu ulusuyla paylaştı, yoktan var etti...Anlayan???? Çok da, ölüsünden bile korkan çok!
Ne demişti İlber Ortaylı bir konuşmasında? ''Adam, mezardan savaşıyor ve kazanıyor!'' Sonuna kadar da bu şerefli evlatları izinden gidecek, bu güzel vatan kimseye yar edilmeyecek, ölümüne bağlı olan kişilerin sayesinde...
Nereden nereye geldim değil mi? Dedim ya, yazımın başında, kendi oluşumumuzla hesaplaşma diye! Sen, ben, bizim oğlan! Bizler, biliyoruz da anlatamıyoruz kör cahil ve zır açgözlülere!
Sadece Anadolu topraklarından kendileri nemalansın, ona buna peşkeş çekerek, satarak ya da bilmediğimiz tavizler döşeyerek!
DE GİDİN BE!!! YETTİNİZ GARİ.....









0 Yorum