Telefon
WhatsApp
NUTUK ATMANA GEREK YOK

Geç gelen adalet iyi değildir!’ deniliyor ama yetkililerimizin konuya değinmesi ve kızımızı bu tiplerin ellerinden, hem de yaban ellerde kurtarması çok önemli ve başarılı bir çalışma olarak niteliyorum.

Kızımıza, ‘geçmiş olsun’ dileklerimi iletiyorum.

Şöyle diyeyim:

“Koluna altın bileziğini takmadan parmağına altın yüzüğü takarsan o parmak kangren olur.

Hayatını bir başkasına muhtaç geçirir, şiddet ve yoksulluk dahil her şeye boyun eğersin.

Güçlü kızlar yetiştirelim, marifetin tek taşa değil, bir mesleğe (altın bileziğe) sahip olmak olduğunu bilen, önceliği 'okul ve meslek' olan akıllı kızlar yetiştirelim.”

 

*- DEMOKRASI YOK!

Sevgili okuyucularım, yeri gelmişken nakledeyim:

Aşağıdaki 25 ülkenin halkı Arapça konuşur ve resmi dilleri Arapçadır.

1-Bahreyn, 2-Birleşik Arap Emirlikleri, 3-Cezayir, 4-Cibuti, 5-Çad, 6- Etiyopya, 7-Fas, 8-Filistin, 9-Irak, 10-Katar, 11-Komorlar, 12-Kuveyt, 13-Libya, 14-Lübnan, 15-Mısır, 16-Moritanya, 17-Batı Sahra, 18-Suudi Arabistan, 19-Somali, 20-Sudan, 21-Suriye, 22-Tunus, 23-Umman, 24-Ürdün, 25-Yemen…

Bu 25 devletin hiç birinde Demokrasi ve İnsan hakları yok, bu devletlerin hepsi kadınlar için açık ya da yarı açık cezaevi konumunda,

Hiç birinde yönetim Laik değil, Dünya piyasalarına sürdükleri bir tek marka yok.

Hemen hepsi şeriat ile yönetilir, Laiklik olmayınca çağdaş eğitim de yok,

Sporda sanatta bilimde yoklar, Hiç birinde serbest muhalefet yok,  Hiç birinde özgür basın yok,

Medeni dünyanın bunlardan öğreneceği hiç bir şey yok!...

 

*- ORTAK ÖZELLİKLERİ

57 İslam ülkesinde üniversite sayısı 500'ü geçmezken (ki çoğunun dünya gerçeklerinden haberi yok) ABD'de 5700'ün üzerinde araştırma yapan üniversite var.

Hemen hemen hepsinde kan gözyaşı iç çatışma ya da savaş var.

Halkı Müslüman ve Arapça konuşan Yemen halkı, Müslüman ve Arapça konuşan S. Arabistan, Mısır, Ürdün tarafından yıllardır acımazsızca bombalanmakta, milyonlarca Yemenli açlığın koleranın pençesinde inim inim inlemektedir.

Hepsinin ortak özelliği ise:

Türk'ten nefret etmeleri…”

 

*- NE DİYORUZ?

Şimdi de gelelim güzel memleketimize;

Sosyal medyada okumuşsunuzdur:

Bizler ne diyoruz;

“Mademki sen; Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusuna kâfir diyecek kadar cesursun, ben de sana şerefsiz namussuz vatansız ahlaksız diyecek kadar cesur ve yürekliyim!...”

‘Atatürk'ün düşmanı, düşmanımdır…’

Adı: Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Görevi; İlk Cumhurbaşkanı, Doğum yeri: Selanik, Yaş: 57, Eğitim: Harp Akademisi, Savaş: 11, Madalya: 24, Nişan: 7, Yazdığı Kitap: 11, Okuduğu Kitap Sayısı: 4000, Açtığı Fabrika: 48, En Büyük Başarısı: Türk vatanını işgalden kurtarması, Türkiye Cumhuriyeti Devlet'ini kurması…

 

*-ANLAŞIRIM

Aynı takımı tutmadığım adamla anlaşırım, aynı partiye oy vermediğim adamla anlaşırım, Aynı dini paylaşmadığım adamla anlaşırım, Aynı milletten olmadığım adamla da anlaşırım…

Ama Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmeyenle asla ANLAŞMAM…

Ben, Ülkemi, ilkelerimi, fikrî düşüncemi Anayasanın ilk 4 maddesi gibi korur kollar asla taviz vermem.

Çünkü ben Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu, Türkiye Cumhuriyetinin çocuğuyum...

Ben, Atatürkçüyüm,

Ben, Cumhuriyetçiyim,

Ben, lâikim,

Ben, antiemperyalistim…

Ben, tam bağımsız Türkiye'den yanayım, Ben, ‘Türk Milletindenim” diyenlerdenim. Ben, Türk Milletine tuzak kuran hainlerin düşmanıyım. Ben, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım. Ben, Allah ile aldatan namussuzların düşmanıyım…

‘Dindarım!’ diye geçinip gece gündüz Atatürk'e küfür edenlerin düşmanıyım...

 

*- NE MUTLU TÜRK’ÜM DİYENE…

Atatürk; Diyaneti kuran,

Atatürk; Kuran-ı kendi parasıyla tefsir ettiren,

Atatürk; Kuran meali ve İlmihali yaptıran,

Atatürk; İmam Hatipleri açan,

Atatürk; Ayasofya'yı müze değil de Cami olarak kayıt yaptırandır…

Ben, ‘susan dilsiz şeytandır’ sözünün takipçisiyim…

Ne KÖK'ümü yok sayarım, ne dalımdan koparım...

Ne mutlu Türk vatanının kurtarıcısı, Türk devletinin kurucusu, Türk milletinin ulu önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlık yolunda olanlara.

Ne mutlu türküm diyene

 

*- NE DEMEK?

Geride kaldı ama yine de yazayım:

“10 Nisan 1928…

Bu tarih; özgürlüğün, eşitliğin ve çağdaşlığın temelinin atıldığı gündür.

10 Nisan, doğmanın değil bilimin, biatın değil yurttaşlığın esas alındığı bir Cumhuriyet iradesinin tarihidir.

Laiklik, Cumhuriyet’in vicdanıdır.

Laiklik, demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur.

Laiklik; aklın, bilimin ve eşit yurttaşlığın temelidir.

- Laik hükümet kavramından dinsizlik manası çıkarmaya çalışan fesatçılara fırsat vermeyiniz.

- Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkânını temin etmiştir.

‘Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti demektir.- Gazi Mustafa Kemal Atatürk”

 

*- ‘TASMA!’ İLE BAŞLIYOR

Şimdi bir ‘tasma’ hikâyesini nakledeceğim…

Bazı aileler ya da yetiştirme nedeniyle kızlarımıza takılan, Afganistan’a gitmek zorunda kalan kızımız ile ilgili değil bu ‘tasma’ hikayesi…

Can dostlarımıza ait…

Sözde ‘barınak’ dediğimiz ‘ölüm merkezlerine’ gitmeden önceki hallerini anlatmaya çalışılıyor bu yazıda…

Bakalım okurken gözleriniz dolacak mı, anlatım boyunca?

Birlikte okuyalım;

Bir tasma takıyorsunuz boyunlarına.

Sormuyorlar.

Nereye gittiklerini, kimin elinde olduklarını, bu yolun nereye çıktığını…

Sadece yürüyorlar.

Tasmanın ucundaki ele bakıyorlar ve yürüyorlar.

Çünkü o tasmayı yön değil, güven sanıyorlar.

Biz öğrettik bunu onlara…

 

*- GÜVEN SONUCU, ÖLÜM…

Binlerce yıldır.

İnsanın elini, sesini, kokusunu…

“Güven’ diye öğrendiler.

Ve şimdi, o öğrenilmiş güvenle geliyorlar peşimizden.

Nereye götürürsek oraya.

Neyi reva görürsek onu yaşıyorlar.

Hangi eve koyarsak orada uyuyorlar.

Hangi kapıdan atılsalar, o kapının önünde bekliyorlar.

Hayatları, açlıkları, korkuları, sevinçleri bizim kararlarımızın içinde.

O tasmanın ucunda.

Ve ses çıkaramıyorlar.

İtiraz etmiyorlar.

Sorgulamıyorlar.

Şiddet görüyorlar!

Susuyorlar!

Aç kalıyorlar!

Susuyorlar!

Soğukta titriyorlar!

Susuyorlar!

Zincire vuruluyorlar!

Sokağa atılıyorlar!

Yine susuyorlar!

Bazen de o tasmanın ucunda nereye gittiğini bilmeden sonuna kadar yürüyorlar....

Çünkü dönmek akıllarına gelmiyor.

Çünkü güvenmeyi bırakamıyorlar.

Çünkü biz, onlara başka bir ihtimal öğretmedik.

Çünkü ‘hayır’ yok onlarda.

Biz öğretmedik.

Biz karar verdik.

Onlar katlandı.

Ve bütün bunların içinde tek yaptıkları şey insana güvenmekti.

Celal Şengör şöyle diyor:

‘Siz Allah’tan korktuğunuz için kötülük yapmıyorsunuz, siz vicdanlı değil korkaksınız!’

 

*- SERGİLİK FOTOĞRAF

Hicabi Demirci’nin fotoğrafı Akaretler’de sergilenmeye layık!

Bir Anadolu kadınının yakın plan fotoğrafını çekmiş Hicabi Bey!...

Yaşlı kadın topraklarını, ağaçlarını, zeytinlerini korumak isterken hastanelik olmuş…

İtiş kakıştan mı, yoksa yaşı gereği yüzündeki kırışıklıklar gibi taşıdığı hastalıklardan mı?

Bilmiyordum, ama fotoğrafın altındaki yazıyı okuyunca öğrendim:

Şöyle yazıyordu:

Arazileri elinden alınan İkizköylü Havana Ova, sayım sırasında sinir krizi geçirerek hastaneye kaldırıldı.

Havana Ova’nın yüzü, Akbelen’in haritasıdır…

İnsan yaşadığı yere benzer

Yüzünde toprağının atlası var bu anamızın, kadınımızın…

Onun her bir kırışıklığı, bin yıllık bir toprağın dokusu; her bir çizgisi, içinden ormanlar fışkıran bereketli birer yarık.

Bu yüz artık sadece bir insanın değil, canı yanan Toprak Ana’nın çığlığıdır.

Ne diyor Hicabi Demirci;

‘Doğayı değil, rantı durdurun!..’

Ne demiş Dan Millman;

Tırmanmayı göze alan zirvenin hazzını yaşar…”

 

*- SÖYLENENİ AÇARSAK

İranlı bir yetkili dün bir şey söyledi ve kimse anlamadı!

‘İran'ı yeniden inşa etmenin maliyetini İran halkı değil, bölgesel ve bölge dışı ekonomiler karşılayacak!”

Çoğu kişi bunu propaganda sandı.

Bir okuyucum bunun matematiğini yapmış, söylediğine göre:

Adam haklı.

‘Anlatıyorum’ diyor:

“Şöyle düşünün;

Komşunuzun evini yıktınız.

Ama komşunuz mahalledeki tek su vanasını kontrol ediyor.

Ertesi gün su faturanızı iki katına çıkardı.

O parayla evini yeniden inşa edecek.

Yıkımın faturasını siz ödüyorsunuz.

Bu tam olarak şu an dünyada olan şey.

Zinciri tek tek göstereyim.

İran Hürmüz Boğazı'nda geçiş ücreti almaya başladı.

Gemi başına 2 milyon dolar.

İran Meclisi bunu yasayla onayladı.

Ödeme ‘yuan!’ veya ‘kripto’ ile yapılıyor.

(Önceleri Amerika’nın Dolar mecburiyetlerini uzun uzun anlatmıştım. İran da bunu tarihinde olduğu gibi durdurmaya çalışıyor, yani Yuan’ı Amerikan dolarına karşı kullanıyor…)

Sadece petrol tankerlerinden aylık gelir yaklaşık 600 milyon dolar.

 

*- TAKİP EDELİM

Şimdi bu 2 milyon doların yolculuğunu takip edin.

Gemi şirketi 2 milyon dolar ödüyor.

Bu parayı kendi cebinden karşılamıyor.

Navlun fiyatına ekliyor.

Navlun pahalanınca petrolü taşıttıran şirket daha fazla ödüyor.

Bu maliyeti ham petrol fiyatına yansıtıyor.

Petrol pahalanınca rafineri daha fazla ödüyor.

Benzin ve dizel fiyatına yansıtıyor.

Dizel pahalanınca kamyoncu daha fazla ödüyor.

Nakliye fiyatına yansıtıyor.

Nakliye pahalanınca fabrika daha fazla ödüyor.

Ürün fiyatına yansıtıyor.

Ürün pahalanınca market daha fazla ödüyor.

Raf fiyatına yansıtıyor.

Raf fiyatı pahalanınca tüketici daha fazla ödüyor.

 

*- ÇIKIYOR…

Yani o 2 milyon dolar Hürmüz'de başlıyor.

Ve sizin mutfak masanızda bitiyor.

Rakamlarla göstereyim.

Savaş başladığında petrol 90 dolar civarındaydı.

Şu an 141 dolar. Yüzde 50 artış.

ABD'de benzin iki haftada galondan 3 dolardan 4 dolara çıktı.

Dizel yüzde 45 arttı.

Dizel neden bu kadar önemli?

Çünkü dünyada taşınan her şey dizelle taşınıyor.

Kamyon dizel yakıyor.

Tır dizel yakıyor.

Gemi dizel yakıyor.

Jeneratör dizel yakıyor.

Soğuk hava deposu dizel yakıyor.

Dizel pahalanınca taşınan her şey pahalanıyor.

Limon yüzde 63 zamlandı.

Domates yüzde 51.

Yaban mersini yüzde 44…

 

*- PAHALANIYOR

Ve bir adım daha var.

Gübre.

Gübre doğalgazdan üretiliyor.

Doğalgaz da pahalandı.

Gübre pahalanınca bu sezonun hasadı daha pahalıya mal olacak.

Yani bugünkü fiyatlar son değil.

Gelecek aylar daha da pahalı olabilir.

Şimdi geri çekilin ve büyük resme bakın.

ABD ve İsrail İran'ın altyapısını bombalıyor.

9 ülkede 40'tan fazla enerji tesisi hasar gördü.

Tamir yıllar sürecek.

Ama İran Hürmüz'ü kontrol ediyor.

Geçiş ücretinden aylık 600-800 milyon dolar doğrudan gelir.

Yüksek petrol fiyatından kendi ihracatıyla dolaylı gelir.

Ve tüm bu yüksek fiyatların bedelini dünyanın her yerindeki tüketici ödüyor.

Pompada.

Markette.

Faturada.

Kargoda.

Uçak biletinde.

 

*- FATURA BİZE

Irak savaşında yeniden inşayı Amerikan vergi mükellefleri ödedi.

2 trilyon doların üzerinde.

Bu sefer farklı.

İran yeniden inşa maliyetini vergi olarak değil fiyat olarak tüm dünyaya ödetiyor.

Kimse size ‘İran yeniden inşa vergisi’ demiyor.

Ama her fiyat artışının içinde o maliyet var.

O yetkilinin sözünü tekrar okuyun:

‘İran'ı yeniden inşa etmenin maliyetini İran halkı değil, bölgesel ve bölge dışı ekonomiler karşılayacak!’

Bunu bir yere kaydedin.

Sence bu denklem nasıl değişir?”

Meryem Fidancı konuya şu yorumu yapıyor:

“Olan, yine masum halklara olacak...

‘Çılgındı, deliydi…’ gibi özellikleri olan ABD Başkanının, merhametsiz, vicdansız, İsrail’in Başkanıyla elele verip, Dünya'yı ekonomik açıdan çıkmaza sokması kimin günahı??

Neden onların haksız yere verdikleri zararı, Türkiye de dahil, Bölge veya Bölge dışı ülkeler ödemek zorunda kalsın?”

 

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği