PATRON AYDIN BİLGİN ABD'DEN GETİRDİ, 'BEN BİZİM ÇAYIMIZI TERCİH EDİYORUM' DEYİNCE SİNİRLENDİ
* HATIRLAMAK!
Siyasetle ilgilenenler ve beklentisi olanlar bilir, anımsar.
Benim işim onlarla değil, sıradan vatandaşlarımızla…
Yani ‘Kunta Kinteler’ ile…
Genel Kurul öncesi o cumartesi günü İzmir İl Örgütü ile bir araya gelen
Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanı ve Genel Başkan Adayı Özgür Özel’e kim eşlik etmişti; CHP İzmir Milletvekili ve TBMM Adalet Komisyonu Üyesi Deniz Yücel…
Manisa Milletvekili Özgür Özel İzmir’de ne demişti?
‘Kaybedenin olmadığı dostluk ve barış ortamında bir kurultay diliyorum!’
Acaba o günden bu yana, köprülerin altından çok sular geçmedi mi?
Önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşenleri takibe aldıran Özel, onlara ‘Has evlat!’ gözüyle bakıyor mu?
Bunlar için, açık ve net ‘Muhalefet’ sözcüğünü kullanmıyor mu?
Daha geçenlerde ‘Sinei Millet’ önerisinin yanlış olduğunu vurgulayan ve Kılıçdaroğlu’nun bu önerisine olumlu bakanları ‘Parti içi muhalefet olarak’ niteleyen Özgür Özel, öyle cümleler kuruyor ki, ‘Neredeyse hain ilan edecek’ bu partilileri…
İzmir İl Yönetimi, İlçe başkanları ve kurultay delegeleriyle bir araya gelmesini sağlayan ‘İzmir’deki değişim havası’ hakkında bilgi alan Özgür özel acaba İzmir’in sesine o günden bu yana hiç kulak verdi mi?
Yücel’in yanı sıra PM Üyesi Selin Sayek Böke, İzmir Milletvekilleri Murat Bakan ve Gökçe Gökçen de Özgür Özel’e eşlik ederek parti içinde ellerini güçlendirmiş oldular.
Demokrasi, dostluk, kardeşlik ve hoşgörünün şehri İzmir, değişimin ve yeniliğin öncüsü oldu, ama siyasi iktidardan olduğu gibi parti yönetiminden gerekli gücü buldu mu?
Şöyle diyeyim:
4-5 Kasım’da gerçekleştirilen, 38. Olağan Kurultayda ‘Türkiye geleceğe çok daha büyük umutlarla bakacaktır. CHP’deki değişimin demokrasi, adalet, ekonomik kalkınma, eğitim, sağlık, istihdam, kısacası bugün hayatın her alanında vatandaşlarımızın yaşadığı sorunların çözümü için bir adım olduğuna inanıyorum. Değişim için atacağımız her adımı, yapacağımız her çalışmayı bu bilinç ve sorumlulukla gerçekleştiriyoruz.’ denilmişti.
*- DENETİMLER NE OLDU?
Yine anımsatıyorum:
‘Örgütümüzün değişim beklentisini ve temennisini karşılamak amacıyla; liyakatli, adaletli, şeffaf, denetim mekanizmalarının kurulduğu ve işletildiği bir yönetim anlayışıyla bir yola çıktık. Çıktığımız bu yolda, bir neferi olmaktan onur ve gurur duyduğum Cumhuriyet Halk Partisi’nin yüksek menfaati ve ülkenin geleceği adına ne bedel ödenecekse hazırız.
Bu süreci partimize zarar vermeyecek şekilde, partimizin çıkar ve politikalarına uygun yürüteceğimize inancımız tam.’ Demişti Özür Özel ve destekçileri…
Acaba yapılan açıklamalar, taktikler, birilerinin belediyelere yerleştirilmesine olumla bakabilir miyiz?
Pek sanmıyorum, çükü görünen köy kılavuz istemiyor.
Bazı partililer ve destekçileri açıkça sıkıntılarını dile getirirken, bazıları da derin kulislerde konuşmayı yeğliyor.
‘Bu gidiş doğru değil!’ gibi geliyor, bazı partililer ile takipçilere göre…
Bana ulaşıp farklı görüşlerini bildirenler var…
Ben de İzmirli partililer ile CHP’ye oy verenlerin biraz da ‘Kırgın’ olduklarını anımsatmak istedim.
Umarım bizim ‘İstemezükçüler’ yine isyan bayrağını çekmezler, ya da bu durum göz önüne alınarak bazı önemli radikal kararlar yaşama geçirilir, parti yönetimlerinden daha çok, CHP’li belediyeler üzerinde yaşama geçirilir.
Verilen sözler anımsanır.
Daha ciddi denetimler halkın da beğenisi ile yaşama geçirilir.
Parti içim muhalefetin icabına bakma işlemleri unutulur.
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz…
Biraz da vatandaşın sesini dinleyin!
*- KARATAVUK KUŞLARI…
Şimdi de bir profesörümüzün sözlerini dinleyelim:
Gerek bakanlıkta, gerekse Aydın Adnan Üniversitesi’nde akademik yaşamının 35 yılını dağlarda ovalarda ‘zeytin ve yağlar’ üzerine geçiren ziraat mühendisi Prof. Dr. Renan Tunalıoğlu’nun anlattıklarını nakledeceğim.
Önce ‘gerçek emekçi’ ya da ‘işçi’ Karatavuk kuşundan söz edeceğim.
Biz Bornova’da çocukluğumuzda, özellikle bahar aylarında yaza doğru Küçükpark’taki çocuklar, ellerimizdeki sapanlarla kuş avına çıkardık.
Bu ‘karatavuk’ kuşları da bunlardan, değerlilerinden biriydi.
Yine Prof. Tunalıoğlu hocamızın belirttiğine göre, bu ‘Karatavuk’ kuşları her yerde bulunuyor.
Aydın’ın zeytin dağlarında olduğu gibi Bornova’da da ‘Delice zeytinleri’ ünlüydü.
*- İNSANIN ÜRETMESİ İMKANSIZDI
Şimdi kayalıklarda, sarp tepelerde, insanların ulaşmasının çok zor olduğu noktalarda ‘Delice’ zeytini nasıl olurdu.
İşte bu ‘işci’ bizim de avlamaya çalıştığımız ‘Karatavuk’ kuşları sayesinde…
Karatavuk kuşları, ‘zeytin’ danesini karınlarını doyurmak için yerler…
Ama bunların öyle gırtlakları ve mideleri vardır ki, salgıları sayesinde zeytinin çekirdeğini eritirler ve dışkı olarak geçtiği gezdiği yerlere bırakırlar.
Araştırmalar onucu bu dışkı düştüğü yerde bir süre sonra bir zeytin fidanı ve ağacı olur.
İşte ‘Delice’ denilen bu zeytin ağacı ama ‘çelikleme’ ama bazı başka metotlarla köylülerimiz, ya da üreticiler tarafından ‘yemece’ ye döndürülür.
Ama danesinden ama yağından yararlanılır.
Bu ‘Deliceler’, Evliya Çelebi’nin ‘Dağlarında yağ, ovalarında bal akar!’ dediği Aydın’da, Çine’nin Madran dağlarında ‘Memecik’ adi verilen ünlü zeytin olarak önümüze çıkıyor.
Ben bu gerçeği, Türkiye’nin ‘Zeytin ülkesi’ Manisa’nın Akhisar ilçesinde zeytinci Mustafa- Alper Alhat kardeşlerden duymuştum.
*- BİZ KUŞ DEĞİLİZ!
Bu arada bir ömür araştırmanın çok önemli ‘Sağlık’ ile ilgili bir konuya da değinen değerli hocamız Prof. Dr. Renan Tunalıoğlu, şu uyarıyı yapıyor:
‘Biz insanlar Karatavuk değiliz. Bazı hastalıklara iyi geldiği yanlış düşüncesi ile bazı insanlarımız zeytine meyvesinin çekirdeğini yutarlar. İyi geleceğine inanırlar. Bu büyük bir yanlıştır. ‘İyi olacağım’ diyerek, mide ya da barsaklarınızda cerrahi müdahaleye neden olabilirsiniz. Örnekleri vardır. Sakın ha!’ diyerek sözlerini şöyle sürdürüyor:
’27 derecede (Maksimim) zeytin danesi sıkılır.
Sıcaklık sıkımda artarsa üretim artar, kalite düşer. Sağlıklı olan, ortalama 22 derecede sıkılan ve şişelemeye kadar zeytinyağı azot yapılı tanklarda saklanan, güneş ve ışık görmeyen, ateşten uzak, kokan yerden uzak yerde tutulan (Zeytinyağı sünger gibidir hemen çeker). Natürel elde edilen bu zeytinyağı iyi bakılırsa, kurallara uyulursa çok iyi ve kaliteli yağdan sabahları ve yatmadan önce tatlı ya da çorba kaşığı içersek (Sürekli) dünyanın en sağlıklı insanlardan biri oluruz.’
Evet sevgili okuyucularım bu tıbben kanıtlanmıştır.
*- İSPANYOLLAR UYGULUYOR
Sanıyorum 10 yıl kadar önce bunu yazmıştım.
Arada bir iki kez anımsatmıştım.
İspanyollar ‘kaliteli’ zeytinyağlarını (Kurallara uygun) koyu şişelere koyup özellikle Amerika’da çok büyük rakamlarla ‘İlaç’ diye satıyorlar.
İşte büyük maddi imkanı olanlar bunu alıp, sabahlar açken, akşamları yatarken birer çay içilmesini bilgilendirme kitapçılarında ya da prospektüslerinde bulunuyor.’
Şunu da ilave etmeden duramayacağım:
Zeytinyağının özelliğini koruması için kesinlikle pet şişelere konulmamalı ve pet şişelerde yol kenarlarında, pazarlarda satılanları almamalıyız.
Bu bir gerçek…
Çok zeytinyağcı ve uzmandan olduğu gibi bilim insanlarından, araştırmacılardan da duydum.
*- AYDIN BİLGİN’DEN HEDİYE
Unutmadım bir olayı da bu arada paylaşayım:
Ege Bölgesi’nin ve Türkiye’nin en fazla satışı olan gazetemizin Patronu Aydın Bilgin Amerika Birleşik Devletleri’ne sanıyorum 10 günlük bir seyahat yapmıştı.
Sayısız yurtdışı seyahatlerinden birinde, yani o seyahatinde ‘Milli Kütüphane gibi’ odasına çağırmış ve ‘Ben yokken burası sana emanet’ demişti.
Her gün telefonla görüşmüş, gazetemiz hakkında manşetten tutun da spora kadar her türlü bilgiyi veriyordum.
Amerika’dan dönünce, hediye olarak bir paket çay getirmişti.
Bir süre sonra sordu, ‘Çay nasıl?’ gibisinden bir şeyler.
‘Evde duruyor!’ deyince, adeta köpürdü;
‘Ben senin için bu çayı almak için bir şehirden, diğerine gittim’ diyerek başladı anlatmaya.
Fiyatı ‘olağanüstü’ bir rakamdı,
Bunu öğrenmiş oldum.
Bir de ‘Bir hayvanın dışkısından’ olduğunu…
Bunu da, bizim ‘Delice’ adı verilen zeytinlerimizin işçi üreticisi, emekçi ‘Karatavuk kuşları’ aklıma geldi, herhalde…
‘Aydın Ağabey’ ben bizim Rize Çayına alışkınım, böylesi bana gelmez!’ deyince, güldü…
Konu daha sonra her gün yazıişlerinde yaptığımız saat 11 toplantısında gündeme geldi. İçimizde bilen de varmış, benim gibi bilmeyen de!
*- ÇAY İÇMEYİ SEVER MİSİNİZ?
Çay, serinletici ve gençleştirici etkisinin yanında lezzetli içecek olma özelliği ile milyonlara hitap ediyor.
Bu enfes tat, her gün ortalama üç trilyon bardak tüketilmesiyle sudan sonra gezegendeki en popüler ikinci içecek olarak belirtiliyor.
Çayı insanlar, susuzluğu giderdiği ya da damak zevki verdiği için tüketmektedir.
Ama bu arada şu bilgiyi da paylaşayım:
Çoğumuz, ben dahil tükettiğimiz çay ile suyu karıştırırız.
Her gün belli oranda su üretmemiz gerekiyor.
Çay tiryakileri ‘Çay su ile demleniyor!’ diyerek, su ihtiyaçlarının da çay içerek giderildiğini düşünüyorlar.
Bence bu yanlış!
Çünkü başıma geldi; çay içip su içmediğim için böbreklerimden biri kayboldu!
Hayalet oldu!
Pörsüdü…
Bunu da tesadüfen bir göğüs uzmanı sayesinde Urla Devlet Hastanesi’nde öğrenmiş oldum, üst tetkikler için Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesine sevk edildim.
Özetle ‘Çay’ hiçbir zaman ‘su’ tüketiminin yerini almaz…
Sağlığını düşünen, önerildiği gibi belli aralıklarla su tüketimini yerine getirmelidir.
*- ‘YEMEN KAHVESİNDEN’ SONRA
Geçenlerde ‘Yemen Kahvesini’ anlatmaya çalışmıştım.
Şimdi biraz da çaya göz atalım:
Uzun bir geçmişi olan çay, tüm dünyaya önce Çin’den yayıldı.
Öğrendiğime göre, Çin, Hindistan ve Sri Lanka’da hasat yapılan Camellia Sinensis denilen bitkinin değeri şüphesiz tartışılmazdır.
Camellia Sinensis, farklı işleme yöntemleri ile diğer çaylardan farklılık gösterir.
Bu konuya ‘değerli’ çaylara devam edeceğim;
Önce şunu yazayım:
*- ‘BEŞ ÇAYI’ GELENEĞİ
Ünlü olan “5 çayı” geleneği, neredeyse tüm ülkelerde mevcuttur. Ülkemizde Doğu Karadeniz dolaylarında yetiştirilen çay, bizim geleneğimiz içinde de oldukça önemlidir.
Gazete Patronu ve yöneticisi Aydın Bilgin’in bana Amerika’dan getirdiği sanıyorum ‘Maymun dışkısından’ elde edilen dünyanın en pahalı çayı gibi…
Bazı çaylar, gerek nadir bulunuyor olmasından gerekse değerli olduğundan oldukça pahalı olabiliyor.
‘Çay ne kadar pahalı olabilir ki?’ diye soracak olursanız, bu sorunuzun cevabını ansiklopedik bilgilerde bulursunuz.
Bunların satış ücretlerini gördüğünüzde oldukça şaşıracağınızdan eminim.
Öğrendiğime göre, işte karşınızda dünyanın en pahalı çaylarından bazıları:
*- HER DERDE DEVA!
Tienchi Çiçek Çayı, sözcüğünün açılımı, ‘her derde deva’ anlamına gelmektedir.
Aynen bizim zeytinyağımızın, İspanyollar tarafından ‘ilaç olarak’ piyasaya sürülmesi gibi…
İddiaya göre; Güçlü detoks etkisi, uykusuzluk ve deri döküntülerine çare olması, baş dönmesini geçirmesi gibi özellikleri bu nadir çiçek çayının yüzyıllardır kullanılmasını sağlamıştır.
Devam edelim:
*- BÖCEK DIŞKISINDAN ÇAY
Himayaların eteklerinde yetişen Makaibari Çayı dolunayda hasat ediliyor,
Poo Poo Pu-Erh Çayı; Çin’de Yunnan bölgesinde bulunan Poo Poo Pu-Erh çayının görüntüsü gözünüze kurutulmuş yaprak gibi görünebilir. Ancak bu aslında bitkinin üzerinde bulunan çeşitli böceklerin dışkısıdır.
Tayvanlı çiftçiler böceklerin dışkısını, el cımbızının yanında büyüteç gözlük kullanarak toplar.
Böcekler, infüzyon etkisiyle çaya enerji katar.
Çay, Çinli doktorlar tarafından 18. yüzyılda keşfedildi ve İmparator Qianlong’a hediye olarak sunuldu.
*- YILDA BİR GÜN
Sarı Altın Çay Tomurcukları: Çay ağacının üst kısımlarını kesmek için altın makas kullanılır. Dünyada bir dağ üzerinde yılda sadece bir gün içinde tek bir alanda hasat edilen Sarı altın çay tomurcukları, her kuruşa değecek gibi duruyor. Tomurcuklar; güneşte kurutulur, kapalı kaplarda yumuşak çiçeksi bir koku elde edene ve sarı renge dönünceye kadar bekletilir.
Daha sonra çay yapraklarına ışıltı vermek için 24 ayar altınla boyanır. Asya’da, altının şans getirdiğine inanılmaktadır.
Gerçekten Çinli imparatorların bu çayını bulmak çok zordur. Çay, TWG Tea Company tarafından üretilir ve sadece Singapur’da satılmaktadır.
*- YEDİ AYRI İŞLEMDEN SONRA
Tieguanyin Çayı, bir Budist tanrı olan Mercy Demir Tanrıça’dan adını alır. Aslında siyah ve yeşil çay karışımıdır. Çay, farklı bir kestane lezzetindedir. Yaprakları ile tüm kokulu çayların kralıdır.
Çay toplandıktan sonra yaprakları güneşe serilir, ardından soğutulur ve parçalanır. Bunlardan sonra biraz oksidasyon ile tekrar soldurulur.
Çay, bu işlemlerden sonra kavrulmuş bir görünümle, kokulu hale gelir. Bu çayı bu kadar özel yapan şey çayın yedi kez aynı işlemlerden geçmesidir. Tieguanyin çayın 1.000 gramı, 3.000 dolara satılıyor.
Vintage Narcissus Wuyi Kokulu Çay; Yaprakları, Fujian eyaletinin Wuyi Dağından hasat edilmektedir ve çayın adı Yunan miti, Narcissus’tan gelir.
*- KUYUMCULARIN EL İŞİ İLE…
PG Tips Elmas Çay Poşeti; İngiliz çay şirketi PG Tips, 2005 yılında 75. yıldönümü vesilesiyle 15.000 $ fiyat etiketi ile elmas işlemeli çay poşeti tasarımını başlattı.
Bu inanılmaz pahalı çay poşetlerinin her biri, 280 tane mükemmel kalitede elmas içerir.
Boodles kuyumcuları tarafından el işi ile yapılan çay poşetleri, İngiltere Manchester’da, bir hayır kurumuna para toplamak için kullanılmıştır.
*- İNANIŞLARA GÖRE
Da-Hong Pao Çayı; Çin Wuyi Oolong çayının bir türüdür. Ming Hanedanı imparatorunun annesinin hastalığı, bu çay sayesinde geçtiğine inanılmaktadır.
İnanışa göre imparator, adamlarını şifa bulacak bir bitkiyi aramaları için gönderir ve adamlar, Wuyi Dağı’nda bir kaya üzerinde yetişmiş, yüksek 4 tane çalı bulur. Üretim böylece başlar.
Ülkelerin ileri gelenleri ve onurlu ziyaretçileri için bir hediye olarak sunulan değerli Da-Hong Pao Çayı, Çin’in ulusal hazinesidir.
Bu nadir çay, 1.000 gramı 1.2 milyon $ maliyetiyle dünyanın en pahalı çayı olarak tarihe geçmiştir.
*- PANDA PİSLİĞİNDEN
Panda Dung Çayı; panda pisliği anlamına gelir.
Pandalar sadece vahşi bambu yer, ancak onlar yediklerinin sadece % 30’unu özümser.
Yani % 70’ini dışkısıyla gönderir.
Söylendiğine göre; ‘!'Sakın, panda pisliği içeceğim’ diye korkmayın. Panda dışkısı sadece çay ağaçlarını gübrelemek için kullanılır.
Bu çay, 500 gram başına 35.000 dolar ile dünyadaki en pahalı çaylardan biri olarak karşımıza çıkıyor.
Yazın terasınızda, akşam yemeğinden sonra demleyeceğiniz taze bir çay düşleyin. Belki fiyatı bu listedeki çaylar gibi milyon dolarlar değildir; ama verdiği rahatlık ve iç huzur paha biçilemez değerdedir, haksız mıyım?
‘Acaba, Aydın Bilgin bana hediye olarak ‘Panda Dung Çayı’ mı getirdi!’
Aklımdan bu geçti ama nedense ‘Maymun pisliğinden’ elde edilen çay aklımda kaldı…
Ben yine de, Gazi Mustafa Kemal Atatürk sayesinde Karadeniz’deki insanlarımızın ev ve bölge ekonomisine katkı için üretimini sağladığı ‘Bizim çaylarımızı’ tercih ediyorum.
Fakat, ‘ıskarta’ dediğimiz üretimden, yakılarak yok edilecekleri kullanan ve ‘Rize çayı’ olarak bazı marketlerde satılmasını sağlayan sahtekarlara da lanet okumaktan geri kalmıyorum.
Bazen yetkililer bu konu üzerinde ‘teğşis zeytinyağı’ gibi üzerinde duruyorlar ama biraz da ‘Görev biilnci’ nin her yürekte ve beyinde gelişmesini umuyorum…
Bir gün bazı gerçekleri daha dillendireceğim;
Örneğin, Amerikalılar bizim ‘zeytin ağaçlarımızı’ kestiler mi?
Ya da, Amerikalılar ve Avrupalılar ‘Margarine’ alışmamız için bizim şarkı ve türkülerimize de el attılar mı?
Gibi soruların yanıtını vereceğim…
Tabii ki bir sanatçımız, ‘Tolga Çandar’ dan bir de 35 yılını ‘zeytin ve zeytinyağı’ için harcayan, dünyanın en önemli üç dört uzmanından biri olan Prof. Dr. Renan Tunalıoğlu’ndan…









0 Yorum