PEŞİNDEN KOŞACAKLARIMIZ
*- NE ZAMAN BİTER Prof.Dr. Çiğdem Yenisey yaşamda karşılaştıklarımızı anlatıyor ve bunu bir sınav olarak görüyor. Sınavı, yani imtihanı nasıl geçmemiz gerektiğini de dile getiriyor, gençliğinden bu yana tanıdığım Prof. Dr. Çiğdem Yenisey; “Seni en çok inciten kişi, aslında ruhsal planında sana en büyük dersi vermeyi kabul eden 'karanlık öğretmenindir'. Sen ondan alacağın dersi (öz değer, sınır çizme, vazgeçme) aldığında, onun senin hayatındaki görevi biter ve o kişi kendiliğinden uzaklaşır. Tekamül, frekansını yükseltmektir. Seninle aynı frekansta olmayanlar, seni aşağı çekmek için tüm karanlıklarını kullanırlar. Sen kendi ışığına (öz gücüne) odaklanıp yükseldiğinde, onlar artık senin gerçekliğinde var olamazlar. Sınav, senin onlara direnmeyi bırakıp kendi yoluna bakmandır. Hayat, sen dersini alana kadar aynı sınavı farklı kişilerle karşına çıkarmaya devam eder. Ne zaman ki değişirsin, sınavın da o zaman biter.”
*- İKİNCİSİ YOK
Avukat Ezgi Erkin Kozanlı adlı kişinin bir iki yorumunu ve yazısını paylaştım.
En çok ilgimi çeken ise meslektaşlarının para karşılığı yanlış yaptıklarına dikkat çekmesiydi.
Yani bu durumu bir şekilde dile getirmişti.
Ben de ‘ilk defa’ demiştim.
Açıklıkla başına gelenleri dile getiriyor bu kadın hukukçu…
Memleketimin insanı…
Bir ikincisini daha görmedim, duymadım…
Ben sözü şimdi yine bu ‘arabulucu’ avukata veriyorum:
“En iyisi benim!
Bu cümlem bile en baştan bir rahatsızlık oluşturdu çoğunuzda:) sizi rahatsız etmek için yazdım.
Hatırlarsınız 7 aylık hamileyken, pahalı (!) olduğum için kovulduğum işimden sonra Atlas 5 aylıkken onu henüz 3 gün gelebilen bir bakıcıya emanet edip, kendime bir sanal ofis tutmuştum.
10 koca yıl yalnızca şirket avukatlığı yapan ben, tek bir müvekkilim olmadan almıştım bu kararı.
Doğum sonrası yaşadığım postpartum, şehir farklılığı sebebiyle destek alamadığım büyük aile, ekonomik zorluklar derken, bugün ben bile cesaretime şaşırıyorum:)
*- BAKIN BAKIN, NELER VAR NELER?
O yıllarda sosyal medya benim için aşırı soğuk, mesafeli, tuhaf bir yerdi. Bir post iki post derken, evlilik teklifleri, cinsel tacizler, sponsorluk önerileri, pazarlama stratejilerine alet olmalar falan, yıllar geçti gitti.
Avukatsın sen, niye mini etek giyiyorsun!
Zaten hep o fotoğrafların sayesinde takipçin arttı!
Güncel konuları yazma ciddi ol!
Reklam yapma baroya şikayet ederim!
Gel bir kahve içelim sana iş vereceğim!
Gibi envayi çeşit embesil yorumun arasından sıyrılıp, bugün bu platformda, benim işimi yaptığı halde bu kadar etkileşimi olan tek kişiyim.
Üzeceğim bazılarınızı ama en iyisi benim!
*- SEN SUS!
Biz, kültürel olarak en iyisi olduğumuz işlerde bile mütevazi görünmek konusunda çok talimli bir milletizdir.
Tam bu yüzden, bizde övgüyü kendine yöneltmen, bir utanç kaynağıdır. Şimdilerde de, kendini önceliklendirmek konusundaki aşırı bencil şovlarla çelişse de bu tavır; bize böyle öğretildi.
Sen sus, öbürleri övsün seni.
Neden ya hu?
Neden ben bunca emeğimi, uykusuzluğumu, yalnızlığımı sonunda bir zafere çevirdiğimde, kendime aferin Ezo diyemiyorum?
Diyeceğim.
Siz de deyin.
Kibire kapılmayın, okumaktan, görmekten, izlemekten, üretmekten vazgeçmeyin.
Ama ‘en iyi’ olduğunuz işlerde lüzums
uz tevazu göstermeyin.
Emekle gelen başarı, utanılacak bir şey değildir; aksine gürültülü bir sevinci hak eder…”
*- KALEMİ ALMIŞ
Önceki Bakanlardan Dr. Hakan Tartan meslektaşım.
Rakip gazetelerde çalıştık ama dostluğumuz, ağabey- kardeş ilişkimiz hiç eksilmedi, bu günlere geldik.
Değerli 'Dr. Hakan Tartan, ‘Giderek yalnızlaştığımız’ bu zamanda yine kalemi eline almış.
Bakalım Dr. Hakan Tartan duygularını, yaşantısını nasıl dile getirmiş?
“Yeni yıl ‘büyük umutlar ‘ getirdi de, boş çıktı.
Baksanıza ‘yeni Covid varyantı’ tehdidi,
İran - ABD gerginliği, hayat pahalılığı…
Bir sürü dert…
Piyasalar allak bullak…
Altın gümüş zirve yaptı, sonra çakıldı…
Şimdi yine yükselişte.
Bir arkadaşım ‘keriz silkeleme’ydi bu dese de, ben Mahfi Hoca’ya (Eğilmez) ve İslam Memiş’e bakarım; da İran - ABD gerginliği, hayat pahalılığı..
Bir sürü dert…
Piyasalar allak bullak..
Altın gümüş zirve yaptı, sonra çakıldı…
Şimdi yine yükselişte.
Bir arkadaşım ‘keriz silkeleme’ydi bu dese de, ben Mahfi Hoca’ya (Eğilmez) ve İslam Memiş’e bakarım; daha onlar bunu demedi!
Aralık’ta ‘1’in altında çıkıp’ mucize yaratan enfasyon; her ne hal olduysa Ocak’ta 5 sınırına dayandı bile.
30’luk psikolojik sınır ‘yerli yerinde’.
Zam yaptı diye enfasyon artışında THY’ye yüklenenler var ; ‘hop dedik, milli havayolumuza dokunmayın’!
*- HEY CORÇ, VERSENİ BORÇ!
Emeklinin, işçinin maaşından 1.500 tl gitti bile.
Haydi hayırlısı!
Herkes borçlu, veresiye defterleri yine çıktı, kriz büyüyor ya; Meclis’te Bakan Mehmet Şimşek ‘e takılıyorlar:
‘Hey Corc, versene borç’!
Hakan Peker’in 1990’lı yıllara damga vuran şarkısı.
Yahu ; ‘ Maykıl bende de yok’ demiyor muydu?
Eee, o zaman?
İşin aslı Corc’un da, Corc ahalisinin de kafası karışık!
*- UÇUK FİYATLAR
Açık söyleyeyim;
Çin sessiz ve derinden iyi gidiyor..
Yeni dünya düzeni!
Pazarda fiyatlar uçuk.
Bir ara ‘eh idare ederdi’, soğuk havalar, sağanak ve fırtına Mersin ve Antalya’yı vurunca maydanoz bile 40 lirayı gördü.
Pazarda havuçla, karnabaharla, soğan ve patatesle kavga eden Neriman Abla patlattı bombayı:
‘Maydanoz da bu fiyatlara maydanoz olmuş’.
Vallahi de, Billahi de beklemezdim.
Bu ciddi ciddi Cem Yılmaz performansı.
Ben pazarda ayvada ‘200 lira etiketi’ni görünce espriyi daha ileriye taşımayı düşündüm de vazgeçtim; pazarda emekli ile şaka olmaz! Sadece ağzının payını vermekle kalmaz; külahı da ters giydirirler adama!
Ne mi diyecektim; ‘Ayva da ayvayı yedik’.
Gülelim mi; bilemedim ki..
Kahvede ahalinin gündemi aynı; ‘Emekliyiz, perişanız’
*- KAYIPLAR
Muhtelif semtlerdeki eylemlerden geliyorlar; kahvede ballandıra ballandıra anlatıyorlar.
Z kuşağı da gelişmelerin farkında..
Doğal; harçlıkları azalmış..
Kesilmiş mi desem yoksa?
Nerden duydularsa ‘Bu Trumpizm bizi yaktı’ diyorlar da, başka şey demiyorlar.
Korktum; işi oligarşiye, totalitarizme falan getirecekler diye; neyse orada kaldılar..
Bir büyükleri kafaları karıştırdı diyecektim, ama baktım Nurullah Abi (Ankut / Halkın Kurtuluş Partisi Lideri) ev hapsinde…
Neyse..
Ama bir gerçek var ; sayıları azalmış.Garip saç kesimlileri, grup olunca ‘artistlik’ çekenleri saymazsak; pek ortada yoklar..
Okuldalar desem değil; sinema, tiyatro nerde; hiç değil..
Z kuşağı kayıp!
*- JAPON İŞİ…
‘Çocuklar nerede?’ diyecek oldum, Ulaş’ın dedesi atıldı; Mehmet Bey Amca: ‘Nerede olacak , evde’..
Sonrası belliydi, çok dinlemedim:
‘Para mı var, verelim de çocuk hava alsın’.
Haydi sıkıysa espri yap;
Ne o , havada mı paralı..’.
Yapmadım tabi! Ağzımın payını alırdım!
Görkem yanıma geldi, fısıldadı:‘ Z kuşağı da, Y kuşağı da hikikomoride’.. Hikikomori!
Komor adaları mı?
Nerede, nerede?
Komada mı?
Nasıl !
‘Hikikomori’ dedi Görkem; ‘
Evde tek başına. Yani yalnızlaşma’. ‘Japon işi eve kapanmaymış’, gençler evde yani!
*- AH GENÇLER
Japonya’da mı bu haldeymiş, bir yaşıma daha girdim!
Yeni bir şey öğrendim, ama üzüldüm çok..
Ah gençler.,
ATA’mızın ‘geleceği emanet ettiği ‘ gençler..
60 liradan portakal, 90 liradan elma, 100 liradan yarım kilo domates, 200 liradan 250 gram biber, 90 liradan muz alıp tuttum evin yolunu.
Büyük düşünür, ozan Pablo Neruda’nın ‘manifestosu’ geldi aklıma:
‘Üç canım var benim/
Barış, özgürlük, adalet/
Üç hazinem var benim/
Liyakat, asalet ve cesaret /
Üç isyanım kat, asalet ve cesaret /
Üç isyanım var benim /
Biat, yalakalık ve icazet /Üç rehberim var benim/
Sevgi, tevazu ve metanet /
Üç şeye düşmanım ben /
Nankörlük, zulüm ve ihanet ‘.
Ne diyeyim; altına imza atarım..
Yürüdüm; yürümekle aşınmayan yollarda…
*- DÜN ve BUGÜN…
‘Çocukluğun soğuk geceleri’nin usta kalemi Tezer Özlü dolandı dilime; ne severdim bir zamanlar:
‘Tenhalığı seviyorum ;
sık görüşülmeyen , ama bağı da koparılmayan dostlukları.
Sakin mekanları,
az rastlanılmayı, kendimle kalmayı ,
kendimi saklamayı ve de sınırlarımı’.
Ciddi ciddi ‘hikikomori’…
Dün de, bugün de…”
Önceki Bakanlarımızdan Dr. Hakan Tartan Sev Medya’nın yayını ‘Yeniden MERHABA’ dergisinin Mart 2026 sayısında bu güzel ve anlamla yazıyı ele alarak yazmış.
Ben de keyifle okudum, memleketimizin gerçeğini ve günümüzü,
Sanıyorum gelecek nesiller çok manalar çıkaracaklar bu satırlardan Benim Gibi…
*- İZMİR’İN YOL HARİTASI
Başak Somuncu çok ortaklı bir projeyi ele almış. Bunun içinde belediye de var. Tabii İzmir’de,,,
Çok önemli ve hepimizi ilgilendiren bir proje…
Anlatmaya çalışayım, tabii Başak Somuncu’nun ağzından:
“Ufuk Avrupa (Horizon Europe) Programı İklim Uyum Misyonu çağrıları kapsamında “EUROASIS” adlı çok ortaklı proje hibe almaya hak kazandı.
EUROASIS projesi, aşırı sıcakların insan sağlığı üzerindeki ölümcül etkilerine karşı Avrupa'daki bölgesel ve yerel yönetimlerin uyum ve dirençlilik kapasitelerini artırmayı amaçlayan, sistemik bir yaklaşımla tasarlanmış çok boyutlu bir araştırmacı geliştirme ve yenilikçilik girişimi. Projenin temel amacı:
Avrupa'daki mevcut ve gelecekteki ısıya duyarlı şehir ve bölgeleri, iklime dayanıklı, kapsayıcı ve sağlığı koruyan "oasislere (vaha)" dönüştürmektir.
Bu doğrultuda EUROASIS, Sistematik Isı Adaptasyon Çözümleri, Hazırlık ve Erken Müdahale Kapasitesi, Yenilikçi Finansman ve Yönetişim Modelleri ve Kapsayıcı Paydaş ve Toplum Katılımı gibi konulara odaklanıyor.
İzmir, kendi bağlamına uygun, uygulanabilir aşırı sıcaklara uyum yol haritasını hazırlayacak; hem yerel ölçekte iklim direncini artıracak hem de Avrupa genelinde bilgi ve çözüm paylaşımına katkıda bulunacak.”
*- İNSANI ÖNE ÇIKARMAK
Associated Press’in çevre muhabirlerinden Michael Phillis, Bugün inanılmaz iklim değişikliği bilimi hakkında konuşuyor.
Belirttiğine göre:
“AP'nin iklim haberlerinin en önemli hedeflerinden biri, insanları öne çıkarmak ve iklim değişikliğinin yaşamlarını nasıl etkilediğini, bakış açılarını nasıl değiştirdiğini ve geleceklerini nasıl bozabileceğini göstermektir.”
Michael Phillis şöyle devam ediyor:
“Bunu yapmaya çok zaman ayırıyoruz.
Ama bence iklimle ilgili yaşananlarda farklı bir unsurun da yeri var ve bu da bilimsel araştırma dünyası.
Bu tür hikayeleri neredeyse her zaman severim.
En iyileri bir sürpriz duygusu sunar, ancak iklim değişikliğiyle ilgili olduklarında bu sürpriz genellikle bir korku duygusuyla birlikte gelir.
*- KOLAY DEĞİL
Genel olarak, AP'nin bir çalışmayı yazmaya değer bulmasının birkaç nedeni vardır.
Bazen, bir bulgu kendi başına önemlidir, örneğin dünyanın birkaç yıl içinde önemli bir iklim eşiğini aşacağı beklentisi gibi.
Ancak çoğu zaman, çalışmayı ilginç buluyoruz ve okuyucuların da öyle düşüneceğini düşünüyoruz.
Örneğin, iklim değişikliği, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki kuş popülasyonundaki azalmayı tetikleyen ve hızlandıran faktörlerden biridir. Bilim insanları, en çok ısınan ve aynı zamanda çok fazla tarım yapılan (daha fazla gübre ve böcek ilacı düşünün) yerlerde en büyük değişimin görüldüğünü buldu.
Çevremizdeki dünyanın nasıl değiştiğine dair büyüleyici bir bilimsel çalışma.
*- BİLİMSEL ÇALIŞMALAR
Bir diğeri: Otla beslenen sığır etinin, çoğunlukla mısırla beslenen sığırlardan çevre için daha iyi olduğunu varsaymıştım.
Geçen yıl meslektaşım Melina Walling'in şu mükemmel ilk cümlesiyle bunun pek de doğru olmadığını öğrendim:
“Besleme çiftlikleri yerine tarlalarda beslenen sığırlar için otlar daha yeşil olabilir, ancak karbon emisyonları aynı değildir.”
Araştırma, otla beslenen sığırların aynı miktarda sera gazı saldığını ortaya koydu.”
*- İŞLEYİŞ
İşte çalışma seçimi ve raporlaması nasıl işliyor?
Bunları da Michael Phillis’in ağzından öğrenelim:
“Genellikle haftada üç kez – Pazar, Çarşamba ve Perşembe günleri – seçilmiş bir grup muhabire yeni çalışmalar gönderiliyor.
Bunlar ambargo altında, yani belirli bir tarih ve saate kadar haklarında bilgi yayınlanamıyor.
Uzun yıllardır bilim yazarı olan Seth Borenstein de dahil olmak üzere muhabirler, çalışmaları inceliyor ve ardından bulduklarını tartışıyorlar. “İnsan-Neandertal cinsel ilişkisi bir haber için yalvarıyor” gibi küçük y
orumlar, haberin koordinasyonuna başlamak için genellikle yeterli oluyor.
Editörlere notlar yazılıyor, onlar da önerilerde bulunuyor ve ilgi çekici bilimsel çalışmalar sahipleniliyor veya başkalarına aktarılıyor.
Yayın onaylandığında, bir yazı sadece sonucu özetlemekten çok daha fazlasını içeriyor.
Araştırmacıların makalesi defalarca okunuyor, yazarlarla ve çalışmayı bağlamına oturtan ve eleştiri sunan dış uzmanlarla röportaj yapılıyor. Sonra da dikkatli bir gerçek kontrolü yapılıyor.
Borenstein, "Bunlar, inceleme altında geçerliliğini koruyan, ağırlığı olan çalışmalar" dedi.
Seth ve Melina, benden çok daha fazla çalışma hakkında yazıyorlar. Benim nadir son katkım, bir zamanlar yaygın ve görkemli bir Doğu ağacı olan, şimdi ise işlevsel olarak nesli tükenmiş Amerikan kestane ağaçlarının hastalıklara dayanıklı yetiştirilmesi için daha iyi bir yöntemi açıklayan yeni bir araştırma hakkındaydı.
Yıllar önce ağacın tarihi hakkında bir kitap okumuş, ilgimi korumuş ve bu yazı için kitabın yazarıyla görüşmüştüm.
Bu öykü, ağacın Amerikan kültüründeki yeri ve DNA'sındaki desenlerin sağlıklı bir şekilde yeniden dirilişinin ve canlanmasının sırrını nasıl barındırabileceği konusundaki kendi merakımı keşfetmenin doğal bir yoluydu.
İşte bilmeniz gereken diğer şeyler:
Maine'in ıstakoz avı, yüksek maliyetler ve iklim değişikliğinin sektörü etkilemesiyle tekrar azalıyor.
Araştırma, yıkıcı kuraklıklara yol açan sıcak hava dalgalarının daha sık yaşandığını ortaya koyuyor.
Sadece 3 kadın kalan bir Amazon kabilesi yok olma tehlikesiyle karşı karşıyaydı.
Beklenmedik bir doğum umut getiriyor.
*-İKLİM ÇÖZÜMLERİ
Boston Maratonu yaklaşık altı hafta sonra ve sıcak hava daha fazla yarışı etkisi altına alırken, kendinizi zorlarken sıcağın ölümcül sonuçlarını düşünmek önemlidir.
Bunu iki yıl önce yazmıştım; koşu sezonunun zirvesinden önce öyküyü tekrar gündeme getirmekte fayda var.
Doktorların sıcak çarpmasını nasıl hızlı bir şekilde tedavi etmeyi öğrendiklerini ve en başından itibaren yardımlarına ihtiyaç duymayı nasıl önleyebileceğinizi gösteriyor.”









0 Yorum