Telefon
WhatsApp
SADECE SEYREDEREK, BİNLERCE HAYAT KURTARABİLİRSİNİZ

*- MENFAATLER ÇARPIŞIYOR

 

Birilerinin menfaati olduğu belli, gibi.

Birilerinin de bir şekilde bundan yararlanmak istediği de açık.

Marmaris’teki o otel inşaatı hakkında tartışma bitmedi.

Şimdi anlatayım:

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Muğla İl Müdürlüğü, Marmaris’te kaçak yapılaşmalar nedeniyle mühürlenmesine rağmen milli park sınırları içinde devam eden otel tadilatı ve inşaatıyla ilgili Muğla Büyükşehir ve Marmaris İlçe Belediyesi’ne yazı göndererek, yapının yıkılması talimatı verdi.

Ancak Marmaris Belediyesi, "Marmaris Belediye Encümeni'nin aldığı yıkım kararı ile ilgili yargı süreci devam etmekte olup, kesinleşen yıkım kararı henüz bulunmamaktadır" açıklamasını yaptı.

 

*- HENÜZ YIKIM KARARI YOK

 

Öğrenildiğine göre:

2022 yılında Marmaris’te milli park sınırları içinde kalan Kızılbük'teki bir turizm tesisine Marmaris Belediye Başkanlığı tarafından verilen inşaat ruhsatlarının iptali için Muğla 3. İdare Mahkemesi’nde dava açıldı.

19 Kasım 2024’te sonuçlanan davada inşaat ruhsatlarının tamamı için iptal kararı verildi.

Mahkeme kararı sonrası 9 Aralık 2024’te Marmaris Belediyesi davaya konu olan inşaat ruhsatları üzerinden verilen tadilat ruhsatlarını da iptal etti.

Karar sonrası kaçak (ruhsatsız) duruma düşen inşaatlar 11 Aralık 2024’te belediye ekiplerince mühürlendi.

Muğla Valiliği’ne yapılan başvurunun ardından, 4 Şubat’ta Muğla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne konu bildirilerek gerekeli incelemenin yapılması istendi.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ekiplerinin incelemelerinin ardından 27 Şubat’ta Muğla Büyükşehir Belediyesi ve Marmaris Belediyesi’ne uyarı yazısı gönderildiği öğrenildi.

Yazıda S’nin hukuka aykırı inşa faaliyetiyle ilgili ‘Yasal gereğinin temin edilmesi; yasal gereğinin ilgili Belediyesi’nce yerine getirilmemesi halinde ise konunun 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun ilgili maddeleri doğrultusunda Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nca yapılması’ talimatının verildiği belirtildi.

Genelde bu tip haberleri ‘işine gelen’ ya da ‘işine gelmeyenden’ öğreniriz.

Yani istedikleri şekilde bize, medyaya duyururlar.

Haberi sızdırırlar.

Bu haberin aslı nedir, ancak çevre halkı bilir.

Belki de önemli bir koya birileri konmuştur.

Belki de öyle bir durum yoktur.

Zaten Ağaç Cenneti Marmaris’te güzelim ormanlar katlediliyorsa bundan çevrecilerin haberi mutlaka olurdu.

Bekleyip göreceğiz kimin haklı kimin haksız olduğunu.

Duyduğumuz şu ana kadar kesin bir yıkım kararının bulunmadığı.

 

*- ARALARINDA SULH YAPMIYORLAR

 

Halil Kocakabak’ın yönetimindeki ‘Tarafız Ses’ in haberlerini takip edenlerdenim.

Yurdun dört bir yanındaki haberlerden anında bilgi sahibi oluyorum Tarafsız Ses ve Halil Kocakabak sayesinde.

Uzun zamandır hep medyaya konu olduğu için ben de okuyucularımın eksik kalmaması için paylaşma kararını aldım.

Duymuşsunuzdur:

Menzil Tarikatı'ndaki kavga büyüyor!

Menzil Tarikatı’ndaki miras kavgası kamuoyunda tartışma yaratan her şeyi gözler önüne seriyor.

Şeyh Abdulhakim Erol'un ölümünün ardından süren miras kavgası girerek büyüyor.

Kardeşlerine ağır ithamlarda bulunan Muhammed Saki Erol ‘Topladığınız paralar nereye gitti söyleyeyim. Karun sofrası gibi sofralar, A8 lüks arabalar, bellerine silahlar, yüksek maaşlar, daha neler neler..." ifadelerini kullandı.

 

*- KOÇ AİLESİNİN AKRABASI

 

Bornovalı olarak görmezden edemezdim.

Konuyu gündeme getiren Spor Yazarı Sinan Genç…

Ama zamanında kim kaleme aldı bilmiyorum.

Konunun başlığı şöyle:

‘Koç Ailesi İzmir’de 1870’te kurulan Türk futbol takımının kurucusuyla akraba!...’

Sinan Genç soruyor:

‘Türkiye’de Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’tan önce kurulan ilk futbol takımının İzmir Bornova’da kurulan FC Smyrna olduğunu kurucusu Herbert Octavius Whittall’ın da Koç ailesine uzaktan akraba olduğunu biliyor muydunuz?’

Türkiye’de ilk futbolun Bornova’da oynandığını ve hatta yabancılarla Türklerin yaptığı ilk galibiyetimizle biten maçın oynandığı yerde, belediyenin yaptırdığı bir heykelin olduğunu biliyoruz.

Şimdi anlatıma bakalım:

 

*- GÜZEL BORNOVA’NIN TAKIMI

 

FC Smyrna Atina’da yapılan olimpiyatlarda da futbolda gümüş madalya kazanmış bu Osmanlı İmpartarluğu döneminde sporda kazanılan ilk ve en büyük başarı olmuştur.

Güzel İzmir'in, güzel Bornova'sının takımı FC Smyrna (ya da diğer adıyla Bournabat FC), Osmanlı topraklarında, Türkiye'de kurulan ilk futbol kulübüdür.

Futbolu Anadolu'yla tanıştıran kulüptür.

Esasen 1870'lerde bir rugby kulübü olarak faaliyetlerine başlayan FC Smyrna, Bornovalı Levanten Whittall ailesi'nden James Whittall'in oğlu Herbert Octavius Whittall tarafından kurulmuştur. (Herbert Whittall'in annesi, Giraud'lardan Magdalene Blanche Giraud'dur.

Yani Türkiye'de ilk futbol kulübünü kuran kişi Koç ailesinin uzaktan akrabasıdır.)

 

*- CAROLİNE, KOÇ AİLESİNE GELİN GELMİŞTİ

 

21 Ocak 2016’da rahmetli olan Mustafa Koç da Giraud ailesinin ferdi Caroline ile evlenmişti.

Caroline İzmir Yün Mensucat’ın sahiplerinden rahmetli Herve Mariana Giraud’un kızıdır.

Elimdeki fotoğrafa göre:

Herbert Whittall, melon şapkalı: 1890'larda çekilmiş olan fotoğraf, Punta Çayırı'ndan, yani bugünkü Alsancak Stadı'ndan.

Fotoğrafta "X" ile işaretlenen üç kişi, Herbert Whittall'in kardeş ve kuzenleri: Edward Whittall, Frank Whittall ve Frederick Giraud'dur.

Kulüp bir süre hem rugby hem futbol faaliyetlerini bir arada ve aynı sporcularla sürdürmüş.

Zaten kulüp sporcularının tamamı Bornovalı Levanten gençlerdir.

Whittall ailesi, Giraud ailesi, La Fontaine ailesi, Bailey ailesi, Charnaud ailesi gibi ailelerin çocukları FC Smyrna'da top koşturmuşlar.

 

*- İSTANBUL’DAN GELEN DAVETLE

 

Her şey, 1889 yılında İstanbul’dan gelen bir davetle değişti.

II. Abdülhamit ve Kraliçe Victoria’nın onuruna düzenlenen etkinlikte, FC Smyrna takımı İstanbul’a davet edildi.

14 Ocak 1889’da İstanbul’da FC Constantinople ile yaptıkları maç, tarihin önemli anları arasına girmeyi başardı; bu karşılaşmayı İstanbul temsilcisi 3-0 kazanarak, dostluğun güçlenmesi ve Türk futbolunda rekabetin başlaması noktasında bir mihenk taşı oldu.

 

*- OSMANLI’NIN İLK SPOR BAŞARISI

 

1906 yılında, FC Smyrna, Atina’da düzenlenen ara olimpiyatlara ‘karma takım’ olarak katılmış ve bu organizasyonda gümüş madalya kazanmıştır.

Bu ödül, Osmanlı İmparatorluğu’nun uluslararası alandaki ilk spor başarısı olarak kaydedilmektedir.

Bu başarı, Türk spor tarihine adını altın harflerle yazdırmış ve uluslararası arenada tanınmasına katkı sağlamıştır.

 

*- FENERBAHÇE VE GALATASARAY’A YENİLDİ

Daha sonrasında, FC Smyrna, Türk futbolunun önemli kulüpleri olan Galatasaray ve Fenerbahçe ile maçlar oynamaya başladı.

Ancak, 2 Haziran 1913 tarihinde gerçekleşen organizasyonda, Galatasaray’a 2-1 ve Fenerbahçe’ye 4-1 mağlup olması, FC Smyrna’nın İstanbul takımları karşısındaki hegemonyasının sona erdiğini gösterdi. Bu sonuç, FC Smyrna’nın yaşadığı zorlukları ve Türk futbolundaki rekabetin geliştiğini de gözler önüne serdi.

Özetle, Türk futbol serüveninin ilk adımlarını atan FC Smyrna, tarihte önemli bir yer edindi ve Türk futbol tarihinde marka değeri taşıyan bir kulüp olarak unutulmaz izler bıraktı.

 

*-  ‘İYİ Kİ İZMİRLİYİM...’

 

Jano Çavuşoglu’nun paylaşımını internette rahatça bulabilirsiniz.

Hatta Giraut ailesinden bazıları da, bunu alarak bir ara dostlarıyla paylaşmışlardı.

Bir noktada ‘futbol’ yazımızla ilgili olduğu için yeri gelmişken paylaşmak istedim.

Ben de bunu Araştırmacı Yazar- Gazeteci Halit Kakınç’tan aldım.

Yazan şöyle diyor:

‘Ūç kuşak doğma büyüme İzmirliyim, sonradan olma değil.

 Balkan, Rodos, Girit göçmeni, Levanteni, Musevisi ile bir harmanız biz İzmirliler.

Aynı mahallede, aynı okulda, kâh şeker bayramını, kâh noeli, kâh hamursuzu birarada kutladık.

Yaz mevsiminde sinema çıkışı gece yarısına kadar kapı önlerinde çiğdem çitletirken komşumuz Madam Malvina'nın demlediği çay ile kapı önü sohbetlerimiz oldu.

Okulun bahçesinde düştüğümde ilk yardım için sınıf arkadaşım Moiz öğretmenime haber verdi.

Dostça, kardeşçe bir arada yaşadık bugüne kadar. Bayramlarımızı kutladık, cenazelerimizi gömdük, düğünlerimizde oynadık.

Halâ da öyleyiz.

Gökkuşağı gibi çoklu bir kültürüz.

Şimdi İzmir'de hiç yaşamadıysanız öyle uzaktan dinleyerek gâvurluğumuzu tam olarak anlayamazsınız...

Derin konudur bu...

 

*- İZMİRLİ RAHAT KADIN

 

Dışarıdan bu nitelik neden verilmiştir sizce?

Uzun yıllar Rum, Ermeni, Müslüman, Yahudi, İtalyan, Fransız aynı mahallede yaşamış, dolayısı ile birbirlerinin kültüründen etkilenmiş; dolayısı ile İzmirli kadın mutaassıp çevrelerdekinden daha rahat yaşamış..

İçerler, gülerler, dans ederler...     

Ekleyin gerisini ne isterseniz.

Ben de İzmir Dil Kurumuna göre anlatayım;

İzmir'de uzun yıllar Rum, Ermeni, Müslüman, Yahudi, İtalyan, Fransız aynı mahallede yaşamış, birbirlerinin kültüründen etkilenmiş. Bu doğru ama çok sığ.

Onlar komşu olmuş, mahalle arkadaşı olmuş, sıra arkadaşı olmuş. Elele yaşamış. Birbirinin örf ve adetlerine, inançlarına saygı duymuş, arkasını dönmemiş.

Neredeyse her Müslüman bir şekilde Havraya gitmiştir, bar mitzvahta bulunmuştur, bir kilisede Noel ayinine, cenazeye katılmış, mum yakıp dua etmiştir.

Ve neredeyse her gayrimüslim de camiye, kabristana gelmiş, dualara amin demiş, son uğurlamaya katılmıştır.

 

*- BOYALI YUMURTA

 

Biz Noel ağacını, hamursuzu, şükran gününü, yumurta boyamayı biliriz, onlar da kına gecesini, ramazanı, iftarı, ezanı, sünneti, mevlüdü bilir. Ölümde eline tatlısını yemeğini alıp gelmeyi bilir.

Biz de mesela kaşeri biliriz.

Birbirimizin sofrasına oturduğumuz için yemeklerimizi de biliriz. Ana dillerinde sık kullandıkları 2-3 kelime biliriz.

Hepimiz Hıdrellezde ateş yakmayı, gül ağacına dilek asmayı, sabah dilekleri denize atmayı biliriz.

Kahkahamız duyulur, çünkü sokakta yaşarız. Konuşur hakkımızı savunuruz, çünkü baskı altında değiliz, öğrenmeyi seviyoruz, öğrendikçe aydınlanıyoruz.

Dansederiz çünkü bir yanımız efeler, bir arka sokakta 9-8’lik bir tempo, karşı tarafta sirtaki... Ölmüş olsan kolun oynar.

Böyle böyle gâvur olduk işte.

 

*- KAPIDA OTURULUR

 

İşin coğrafi boyutu da var elbet.

Hava ılıman, 8 ay sokakta oturursun.

Deniz yaman, şehrin boynuna 3 sıra inci gibi dolanmış, kirlense de, koksa da yaman işte.

İmbatı dersen, işte orada dur, o fettan, uykudaki romantizmi, unutulmuş kahkahaları uyandırır.

 

İnsanı candan, bayılır komşuluğa. Kapılar açık, kahve ocakta hazır…. Üstelik unutulmaması gereken bir mahallede sokakta yaşamak, merdivene oturup çiğdem çitletmek, sosyal paylaşımda bulunmak gibi bir kültürle kapı gıcırtısına oynayan roman kültürü var.

Sosyalleşmeyi mahalle, Kordon’da balık masası, komşu ziyareti ile de kahkahayla sınırlandırmaz, bu “hemen toplanalım” alışkanlığını “hemen çözelim” şeklinde de uygular.

 

*- KİM NE DERSE DESİN

 

Gavur İzmir konu insanlık olunca da gavurluğunu gösterir.    

Bayrağını alır sokağa fırlar.   

Depremde koli yapar, sıkıntıda para toplar, şehide 2 saatte çözüm bulur.

Tek fark çabuk ağlar, çabuk güler, bunları da çabucak halleder.

Ve bir farkı da Akdeniz kanından ötürü gülmeyi unutmadan yola devam etmesidir.

Amma gâvuruz biz. Çok güzel gâvuruz biz.

Ölene kadar da aynen bu şekilde gâvur gâvur yaşayacağız.”

Tabii ki İzmirli ‘gavur’ olamaz!

Yazan ‘ironi’ yapmış…

Dostluk, sevgi ve güzellikleri bu şekilde ele alarak paylaşmış…

Mühim olan kardeşlik, birlik ve beraberliktir.

Yoksa kim ne derse desin önemli değildir.

 

*- SİVRİSİNEK ÜRETİYORLARDI

 

İZSU Genel Müdürlüğü’nün 90 milyon liralık yatırımla Urla ve Seferihisar’daki derelerde başlattığı ıslah çalışmaları tamamlandı.  Seferihisar Efendioğlu, Urla Sivrice, İncirliboğaz, Çamlıçay ve Tabaklar dereleri ıslah edilirken, Yarımada bölgesindeki dereler de temizlendi. Dere temizliklerinden 2024 yılından bu yana 110 bin ton malzeme çıkarıldı.

14 ayda 175 kilometre dere temizliği yapılarak 110 bin ton malzeme çıkarıldı.

Çeşme Çiftlik Deresi ve Urla Sivrice Deresi mansap güzergahında ise ıslah çalışmalarının başlayacağı bildirildi.

Yağışlı dönemde oluşan rusubat ve sazlık temizliği ile kötü koku, sivrisinek oluşumunu engelliyor, derelerde hidrolik akışı sağlanıyor.

Yarımada bölgesi yağışlı döneme hazırlarken, yaz sezonu öncesinde sinek ve haşereye karşı da önlem alınmış oluyor.

 

*-

 

İzmir’in Türkiye’ye örnek sosyal konut projesini yazmıştık.

Yazının çıktığı gün 11 bin kişi başvurusunu yapmıştı.

Aradan geçen 6 günün sonunda talep sayısı 40 bine ulaştı.

120 ay vade ve 15 bin TL’den başlayan taksitlerle hayalleri gerçeğe dönüştürecek proje için binlerce kişi telefon ve mesaj yoluyla Egeşehir AŞ’ye ulaşmaya çalıştı.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, başvuru sayısının sosyal konut projesinin ne kadar önemli bir çalışma olduğunu bir kez daha gösterdiğini belirtti.

Menemen’de 3 bin 100 konut vatandaşlara uygun şartlarda ödeme imkânıyla sunuluyor.

Hedef ise 25 bin konut.

Geniş peyzaj bölümleri, güvenli oyun parkları, spor ve kültür alanları, doğa dostu yapılar ve modern altyapı ile tasarlanan yeni yaşam merkezi, ödeme kolaylığı ile dikkat çekiyor.

1+1 daireler 15 bin TL’den, 2+1 daireler 22 bin TL’den, 3+1 daireler ise 28 bin TL’den başlayan taksitlerle satışa sunulacak.

Proje, asgari ücrete endeksli yapısıyla erişilebilir bir sosyal konut projesi olarak Türkiye’de model olacak nitelikte.

İlk etap Mayıs 2027’de teslim edilecek.

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği