Sait Faik’ten Beri Yanan Kuşlar
Öykü okur musunuz? Onlar, kimileyin pek masalsı, kısacık anlatılardır. Öylesine gözleme dayalı olanları vardır ki o kalemin okuru olursunuz. Sizin yerinize belki de çok isteyip de bir türlü toparlayamadığınız her düşünceyi de aktardıkları için.
Öykü dinlemeyi pek severiz malum; okumasını değil ama. Oysa dinlemek çoğu kez uyku
getiricidir. Masallar o yüzden dinlenmez mi? Gözler ağırlaşıp kapansın diye, uyutmak için?
İster masal olsun ister öykü herkesi uyutamıyor; onları yazanları mesela. Sait Faik Abasıyanık
söz gelimi. Çevreye alabildiğine etraflıca bakabilen biri Sait Faik Abasıyanık. Gözlemci yani.
İnsana, onun her haline, kendisi için başka her şeyi diyelim ki kuşlara kadar yok edebilenlerin
hırslarına, doğaya, suya, karıncadan kurda kadar bakabilen açıklıkta onun görüşü, gözleri.
Şimdilerde ormanlardan kreşlere, parklarda vakit geçiren emeklilerden işsiz gençlere ve çok
daha ötelerine uzanan konularda içimizi acıtan, yürekleri ağızlara getiren konular bitmeksizin
dönüp duruyor gece gündüz, erke döndürgeci gibi. Yeşillikler, ormanlar, zeytinlikler kömüre
dönerek, köyler, kasabalar, ağıllar ağıtlar arasında cayır cayır, yaban canlıları canhıraş
feryatlar içinde yanıyor. Kül oluyor. Yok oluyor yani. Hem bir öykü yazarı hem de öykü
okuru olunca üç gramlık etleri için kuşları avlaya avlaya bitiren birini anlatan bir öykünün
ilkten sonu geliyor akla. Sait Faik’in önce büyüklere ardından çocuklara seslenişi ile biten on
üç sayfalık öykünün adı, kitabın da adı; “Son Kuşlar.” Öyle yalın, içten bir anlatımdaki “bir
solukta okunuyor” dedirtenlerden.
Öykü, Burgaz Adası’ndan birinin, bir lokma ya eder ya etmez, üç gram ya gelir ya gelmez
göçmen kuşları görür görmez “bizim pilavlıklar geldi” diyerek onlarcasını avlamasını, kuşları
yiyerek tükenme noktasına getirişini, adanın yeşil doğasına hoyrat yaklaşımı anlatıyor.
Ve öyküsünün sonunu şöyle bir yakınma ile getiriyor -noktasına virgülüne dokunmaksızın,
aynıyla-;
"Kuşları boğdular, çimenleri söktüler, yollar çamur içinde kaldı.
Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde artık esmer lekeler
–kuşlar demek istiyor- göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarında toprak anamızın koyu
yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak.
Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi”.









0 Yorum