Telefon
WhatsApp
TEMİZLİKÇİ KADIN

Zaten pek gönülsüz oturduğumuz AVM restoranında tepemde dikilen garsonlar ile masa aralarında koşturan çocukların yaşattığı tedirginlikten başka bir de arkadaki oğlanın durmaksızın geriye ittiği koltuğu, serseri bir geminin başka gemiye bindirmesince koltuğuma çarpınca olacağı buydu tabii! Cibes otu, çatalımla birlikte üzerime düşüverecekti elbette. Arkadaki gürültücü ailenin hayta oğlu umarım kaptan, pilot filan olmaz ileride. Hatta koltuğunu gıccııırrrrtt diye her ittirdiğinde benim koltuğuma yedi şiddetinde sarsıntı yaşatan bu velet ehliyet dahi alamaz.

 

Zeytinyağlı cibes otu ile lekelenmiş üstümü başımı temizlemek gerek. Lavaboya giden koridor bir uzun ki! Sanki bulvar. Git git bitmiyor. Koridorun bunca uzun olduğunun farkında olduklarından olmalışenlikli kılmak için duvarlara boy aynaları koymuşlar. Hani lunaparklardakilerden. Kimi boyu uzatıp, inceltiyor, kimi kısaltıp tombullaştırdıkça tombullaştırıyor. Ol git sevmedim bu aynaları.

 

Tam lavabonun kapısından girecekken burun buruna geldim onunla. O ne surattı öyle! Gülmez mi bu kadın hiç! Gülse yüzü mü kırışacak? Ah, gülmekten kırışsın yüzler! Pek bir nemrut gözüküyor gülmez bu haliyle. Bakışları sıkıntılı. O, bir temizlikçi kadın.

 

Gün boyu gelenin gidenin belli olmadığı, üniversite öğrencisinin, babasının çiftliğinin verandasındaymış gibi koltuğunu iterken arkasındaki koltuğa küüüt diye geçirse de özür bile dilemediği bu sonradan görmelerin, görgüsüzlerin,  giderek kabalığı pek bir halt sananların kirlerini her an, her gün temizlemek zor elbet! Kış gününde üstelik. İçerisi sıcak olsa da temizlikçi kadının ayakları, elleri su içinde tüm gün. Kadının kupkuru, konur yüzündeki bezginlik, sıkıldıkça etrafı da sıkan o iç karartıcı ifadesi bundan olmalı. Hayatı zorlu. Ama yine de burun buruna geldiği bir insana öyle bakmasa keşke! O ne bakıştı!

 

Sol omzunda şirket ambleminin yer aldığı cırtlak maviden temizlik forması içinde iyice kaybolmuş geçkince bu kadın. Alnından bir tutamı ağarmış kıvırcık saçlarını paket lastiği ile arkadan tutturmuş. Kaçırtıcı bir sevimsizlik giyinmiş hali, tavrı.  

 

Çarpışmayalım diye yana çekilip, yol vermemin ardından sinirli bir tavırla fırçalar, deterjanlar, bezler ile dolu temizlik setine yöneldi. Demek ki biraz önce pakladığı buralar yeniden kirlenmiş, ıslanmış, etrafa kâğıtlar saçılmış olduğundan canı hayli sıkkındı.

 

Adı ne olabilirdi bu kadının? Hiç bir tahminde bulunamadım. Belki “kimsin, necisin?” diye bir soran olsa söyleyeceği tek şey vardı adı yerine. “Bu AVM açıldığından beri kâh bu katın, kâh öteki katların tuvaletlerinin temizlikçisiyim.” 

 

Lekelenmiş kotuma sıvı sabundan sürüp, ıslattığım kâğıt ile siliyorum ki etrafa su sıçramasın. Aslında sabun sürdüğüm lekeli kısmın üstüne biraz su döküp,  tırnaklarımla kazısam iyi olur da… Su etrafa, zemine sıçrar, ortalı ıslatır. Kadın, “bir de sen vur sırtıma!  Yemek sırasında kim bilir neye kahkahalarla gülerken üstüne başına dök. Ben de kahrını çekeyim” der içinden, eminim. Yok, o ürkütücü derecede asık suratın biraz daha asılmasında bir nebze de benim katkım olmasın!  

 

Gömleğinin kolları dirseğine kadar sıvanmış bir çocuk, annesinin kucağında, musluktan akan suyla oynuyor. Altı lavaboluk tezgâhta su sıçramayan yer kalmadı. Çocuk, güle oynaya sular ile şakalar yaparak üstünü başını, her yanı bir güzel ıslattıktan sonra anne, çocuğun yaş içinde kalmış yakasından bileklerine kâğıt havlular tıkıştırdı. Ardından üstü su damlacıkları ile dopdolu lavabo tezgâhını güya kurulamak için kâğıtla kaplayıp, çıkıp gitti. Paspas yapmaktaki temizlikçi kadının gözü yerde olsa da fark ettirmeden her şeyi izlediği halinden besbelli. Öfke içinde kâğıtları toplayarak kuruluyor şimdi tezgâhı.

 

Epeyce kalabalık, her yaştan bir grup giriyor bu kez. Taaa nerelerden gelmişler buraya, alışveriş yapmaya. Zaman zaman da gelirlermiş. Şimdi de aşiretlerinin düğünü için buradalarmış. Kızlar, üstlerini başlarını kontrol ederken her lavabonun önü meşgul durumda. Ellerini yıkayacak olanlar sabırla onları bekliyor. Kızların kimisi saçlarını tarıyor. Upuzun siyah saç telleri beyaz lavabolara dökülüyor. Üç yaşında var yok çocuklardan biri kusuyor. Annesi, teyzesi, halası, nineleri içinde ne varsa çıkarsın da arabaları kirlenmesin diye çocuğu lavaboya eğmiş halde,  lavaboyu terk etmiyorlar bir türlü.

 

Paspas yapmaktaki temizlikçi kadının yüzü sanki daha bir konurlaştı, karardı yani. Bu gidişle katran gibi olacak. Kim olsa bu kadına acırdı; ama takdir de ederdi o an.  Alnının teriyle, emeğiyle kazanmak için kusmuk da temizliyor,  tuvaletlerin pisi, kiri de demiyor. Sessizce temizliyor kendisinden kat be kat parası olanların kirlerini. Öyle suskun ki dışarıdan... İçinde bir kendinin duyduğu çığlıkların yükseldiğini duyuyorum yine de.

 

AVM çalışanı bir kadın geliyor şimdi de. Gençten. Elinde cep telefonu. Tuvalette bile konuşuyor telefonla! Çıktığında elini yıkamıyor. Ne su harcıyor, ne de kâğıt. Bu kızı demin kafede görmüştüm galiba. Kahve içenlere trileçe ve limonlu pasta ikram ederken. Iııyykk! Dışarıda yemek yemekten tiksinti duyurtuyor böyleleri.

 

İki kız belirdi kapıda şimdi de. Sigara içilen dış mekân çok soğukmuş,  içememişler o yüzden. Öyle konuşuyorlar aralarında. Birbirlerine anlamlıca bakıp, kıkırdayarak tuvalete giriyorlar. Birden sigara kokusu, dumanı kaplıyor her yanı. Temizlikçi kadın duraksıyor. Ne yapacağını ölçüp tartar gibi. Paspası elinde, tuvalet kapılarının önüne varıyor. Konuşsa kendisine kızacaklarından korkuyor olmalı ki yavaşça tıklatıyor kapıları. Ortalığa hala duman yayıldığına bakılırsa sigara içen kızlar oralı değil. Kadın, yeniden usulca vuruyor kapılara. Kızlardan biri “ne var beee, öldün mü?” diye çemkiriyor içeriden. Hoplarcasına geri çekiliyor temizlikçi kadın. Korkuyor. Ekmek parası var işin ucunda. Üstelese kim bilir nasıl şikâyet ederler onu.

 

Sigaraları biten kızlar tuvaletlerden çıkıp, alaycı bakışlarla temizlikçi kadını süzdükten sonra aynada kendilerine çeki düzen verip, gidiyorlar. El yıkama yok. Temizlikçi kadın yıkayacak, temizleyecek değil elbette onların ellerini de.

 

 Bu kadın gülemez. Bu kadının konur kara yüzü bir gülümsemenin ışıltısı ile aydınlanamaz, Ay doğmuş geceler gibi. Bu kadın, aysız bir gezenin gece hali gibi.

 

Kotumun temizliğini bitirince duvara gömülü çelik çöp kutusuna kâğıtları atıyorum. Artık çıkabilirim buradan. Kadın, kapının yanında, paspasının sopasına abanmış halde. Belli ki dayanacak tek şeyi bu sopa. Gözü yerde. Tam yanında durup,  isteyerek yüksekçe sesle “kolay gelsin. İyi günler” diyorum. Gözünü kaldırıyor. Kendine baktığımı görmesine rağmen sağına soluna bakınıyor. Kimseyi görmeyince kendisine söylediğimi anlıyor. Bir gülüyor ki o zaman! O zaman, o konur yüz, gün doğumunu andırıyor.  O ne gülüş! Ağzı kulaklarında ve hiç kapanmayacakmış gibi. Belli ki hep beklermiş bir selam sabah. 

 

“Sağ olun, çok sağ olun” diyor. Hiç duymadığından böyle bir söz,  teşekkür ede ede bir hal oluyor. Onu fark edip, “kolay gelsin” denmesine hiç alışkın değil, belli. Ve günde kaç kez hak ettiği bu söz karşısında Güneş görünce eriyen kar gibi çözülüveriyor.

 

Yanından ayrıldıktan birkaç adım sonrasında benim yüzüm de bulanıklaşıyor, eminim. Ekmek parası için her türlü kiri temizleyen insanların halini görünce.

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği