'TOPLUM DİN İLE İTAATA ZORLANIR!'
*- DOĞRU DA YANLIŞ DA YAPILIR Fettah Dedeoğlu gençlikten bu yana tanıdığım bir meslektaşım. Babası da ünlü bir makinist idi. Yani matbaanın komutası onun elindeydi. Fettah şimdi araştırmaların peşinde.... Bulduklarını da paylaşıyor, anlatacaklarım gibi: İmam Maturidi’ye göre; devlet adamının dini vasfı olmamalıdır. Eğer olursa halk onu kutsallaştırabilir. Yanlışlarını göremez olur. Hâlbuki devlet adamı, doğru da icraat yapabilir, yanlış da. Doğrular desteklenir, yanlışlar eleştirilebilir. Dini vasfı olduğu zaman, ‘Allah’ın kaderi’ olarak topluma dayatılır. Toplum ‘din’ ile itaate zorlanmaya çalışılır. Sorgulayan çıkarsa, ‘Allah’ın hikmetinden sual olunmaz’ diye susturulurlar. ‘Peygamber vekili’, ‘Allah’ın gölgesi’ gibi sıfatları aldıklarından, kendilerini eleştirenleri, ‘Allah’a isyan etmekle itham edip ezebilirler.”
*- ÖNCE ARANAN
Notlarımı karıştırırken geçen Kasım ayında gündeme almama rağmen, bu güne kadar paylaşamadığım spor haberlerine rastladım.
Bence fanatikler kadar, sıradan insanlarımız için de ilginç olabileceğini düşündüğüm bu haberlere bakalım siz ne diyorsunuz?
Göztepe Spor Kulübü Başkanı Rasmus Ankersen bakın ne diyor?
‘Bir kulüp önce teknik direktör aramaz, önce oyun sistemini, sonra da bu sisteme uygun antrenörü arar.
2,5 yıldır yeni bir projeyi hayata geçirmeye çalışıyoruz.
Mülk hazır.
Proje bitti ama ruhsatlar hala eksik.
Yeni bir eğitim alanı yaptırıp bu alanı gençlerimize uyarlamak istiyoruz. Taraftarlara ve medyaya paranın her şeyi çözmediğini anlatmaya çalışıyoruz.
Uzun vadede başarılı olabilmek için iyi bir kulüp yönetimi gerekiyor.
Ama Türkiye'de insanlar transferleri ve spekülasyonları seviyor.
O zamanlar taraftarlarımızın nasıl bir oyun tarzı ve taktik isteyeceğini düşünüyorduk.
Bundan sonra doğru antrenörü bulduk ve taraftarlarımıza ve Türk futboluna güzel maçlar sunmaya çalışıyoruz.
Ancak iyi futbol sunarsanız insanları stadyuma çekebilirsiniz.’
*- HELVAYI KARIN
Ben de Göztepe Spor Kulübü Başkanı Rasmus Ankersen’e hak veriyor, onun gibi düşünüyorum.
Rasmus Ankersen fazla konuşmuyor.
Yani helvanın malzemelerini veriyor, görevlendirdiklerinden helvayı yapmalarını istiyor.
Acaba Türkiye’de böyle ve doğru düşünün kaç yönetici bulunuyor?
Bugün nörüpatiye bakan bir usta doktora ‘Komutan sizsiniz, ne derseniz o!’ dedim.
‘Madem pazarlık yapmıyorsun, o zaman seni yine bir hafta yatırcağım!’ diyerek elime bir kağıt parçası tutuşturdu, bir başka doktora vermem için…
Güven olmadı mı, hiçbir şey olmaz…
Başarı da güvenden gelir.
Salla parti başarıyı getirmez, sonuca ulaştırmaz.
*- DAYILIĞIN SONU
Madem Galatasaray uzun zamandır lig cetvelinde liderliğini sürdürüyor ben de onun bir oyuncusunu tanıtayım:
“Herkes onu 'Dayı' lakabı ile tanıdı.
Galatasaraylı Kerem Demirbay'ın Türkiye'ye gelmeden önce gurbetçi olarak Almanya'da bulunduğu sırada yaşadığı olayı pek bilen yok.
2015 yılında Düsseldorf forması giyen Demirbay, Frankfurt maçında kendisine kırmızı kart gösteren kadın hakeme, ‘mutfaktan çıkmamalıydın’ der.
Almanya'da gündem olan bu söz Demirbay'ın başına iş açar.
Almanya Futbol Federasyonu, gurbetçi futbolcu için acil toplanır.
‘Dayı’ lakaplı Demirbay'a 5 maç ceza, 10 bin Avro para cezası ve kadınlar liginde hakemlik yapma cezası verir.
Dayı Demirbay, hem 5 maç cezasını çeker, hem 10 bin Avro'yu öder, hem de kadınlar liginde hakemlik yapar…”
Yine sorayım, bizde böyle bir hakeme yakıştırma yapan ceza alır mı?
*- NASIL BEŞİKTAŞLI OLDU?
Şimdi de Karakartallardan söz edeyim:
Geçen hafta içinde bir beyle tanıştım.
Beşiktaş’ın önceki yıllarda ‘vergi dairesi başkanı’ imiş.
‘Maliyeciler için en güvenli insan derlerdi’ dedim.
Mutlu oldu.
Gerçek inancım da bu yönde.
Ama ben eski zamanlardan söz ediyorum belirttiğim gibi, kaç zamandır bir ilgim olmadığı için bir şey diyemem, bunun muhasebeciler bilir.
Rastlarsam Dr. Burhan Özfatura’ya ‘Aynı görüşünü sürdürüyor musun?’ derim.
Adını vermediğim bu vergi dairesi müdürü nasıl Beşiktaşlı olduğunu anlattı:
‘Eskişehirliyim. Eskişehir’den tayinim İstanbul Beşiktaş’a çıktı. Bir yıl sonra Beşiktaş’ın efsane başkanı Süleyman Seba ziyarete gelmek için randevu istedi.
Büyük Başkanla sohbet ederken, ‘Hangi takımı tutuyorsun?’ diye sordu;
‘Eskişehirspor’ dedim.
Üstelik üyesiydim.
‘Başka, başka?’ deyince olmadığını belirttim.
Bu kez, ‘Üç büyüklerden tuttuğun var mı?’ diye sorunca ‘Yok!’ dedim.
O zaman, ‘Tamam, iki fotoğraf ver, seni Beşiktaşlı yapıyorum!’ dedi.
Ve o günden bu yana Beşiktaşlıyım…
Yönetimlerde de görev yaptım, şimdi de Divan Kurulu üyesiyim…’
Bu satırları yazarken Beşiktaş’ın divan kurulu olağan toplantısı vardı.
Önceki Başkan konuşurken, olaylar çıktı, kongre tehir edildi.
İşte kulüplerimizin hali…
*- HALKIN TAKIMI
Süleyman Seba, Beşiktaş’e fikren kimin yardım ve desteği varsa o’nun mutlaka Beşiktaşlı olmasına dikkat eder ve sağlardı.
Süleyman Seba vergi dairesi müdürüne, Galatasaray ve Fenerbahçe taraftar ve yöneticilerinin o zaman kimlerden oluştuğunu belirterek, ‘Beşiktaş halk takımıdır!’ da demişti, vergi dairesi müdürüne…
Daha özel konuşmaları, izni olmadığı için adını vermediğim bu Beşiktaşlı müdürleri konuşmamız sırasında, yanımıza bir kaptan pilot geldi, ona da ‘Maça gelmedin!’ diye takıldı.
Bana nedense ‘Hangi takımı tutuyorsun?’ diye bir soru sormadı…
*- SONUCA BAKIN
Tarihin en tuhaf futbol şikesi: 59-1 bitti…
41 golü kendi kalelerine attılar!
2022 yılında Güney Afrika 2. Ligi’nde bir üst lige yükselme mücadelesi veren Matiyasi FC, Nsami Mighty Birds’ü 59-1 mağlup etti.
Ancak bu büyük farkın yanı sıra dikkat çeken olay 41 golün kendi kalesine atılması oldu.
Matiyasi FC’nin ABC Motsepe Ligi’ne yükselmesi için bir mucizeye ihtiyacı vardı.
Üçüncü sırada yer alan ve 18 farklı galibiyete ihtiyacı olan Matiyasi’nin Nsami Mighty Birds ile oynadığı maç kontrolden çıktı.
Güney Afrika ekibi, rakibini 59-1 mağlup ederken gollerin 41’i rakip futbolcuların topu kendi ağlarıyla buluşturmasıyla gerçekleşti.
*- ONLAR DA BOŞ DURMAMIŞ
Şike yapıldığı çok net anlaşılan maçta iki takım da futboldan men edildi. Ancak ilginç olaylar son bulmadı.
Matiyasi FC ile aynı puana sahip ancak averajı daha iyi olan Shivulani Dangerous Tigers, Kototo Happy Boys ile oynadığı maçı 33-1’lik skorla kazandı.
Rakip kendi kalesine 7 gol attı ve iki kulüp de ömür boyu men cezası aldı.
*- EVLİLİK ALAYA GELMEZ!
Her şeyi ‘para’ ile ölçen, ‘ben gözümle gördüğüme inanırım’, ‘benim derdim karnımı doyurmak’, ‘bu günü de kurtardık’ gibi tamamen maddeci ve materyalist bir düşünce ve yaşayışın hâkim olduğu toplumumuzda insanlar, ‘evlilik’ konularını alaya almakta, bekâr (dul ve boşanmışlarda dâhil) insanlarımızı yalnızlığa mahkûm etmektedirler.
Bu adamların gözünde ‘evlilik’ küçük görülmekte ve gayri meşru yaşam teşvik edilmekte;’“Evlenip de ne yapacaksın? Bekârlık, sultanlıktır.’ ‘Dünürbaşılık mı? Sana çöp çatan derler’. ‘Bu işler senin kariyerini düşürür.’, ‘Bana iki karı verebilir misin?’ gibi seviyesiz sözler sarf edebilmektedirler.
Hâlbuki evlenmek isteyen bekâr bir insanın eğer hisleriyle karar vermeye mecbur olduğu flört metodunu tercih etmiyorsa, ‘evlenebilmesi için’ kendi dışında birilerinin mutlaka yardımına ihtiyacı vardır.
*- KARİYER SAHİBİ KIZLAR
Konuyu açan Nevzat Bey’in iddiasına göre; “Üniversiteyi bitirmiş, kariyer ve meslek sahibi olmuş nice gençlerimiz (kız ve erkek) bu konuda kendilerine yardımcı bulamadıklarından evlenememektedir.
Gençlik denen çağ ise çok çabuk geçmekte, bugün yarın derken birden senelerin geçmiş ve yaşların orta seviyelere yükselmiş olduğu acı acı görülmektedirler.
Belli bir yaşı geçtikten sonra artık evlerinin kapısı ‘görücüler tarafından çalınmayan’ nice genç kız ve ailesi, umutla kapılarının çalınmasını veya dışarıdan birilerinin yapılacağı yardımları beklemektedirler.
Bu aileler kime gitsinler de ‘Benim kızımı evlendirin’ veya Asr-ı Saadette olduğu gibi gözüne kestirdikleri bekâr bir gence, ‘benim damadım olur musun?’ desinler.”
*- İMZAYI ATIN
Benim de birçok kişi gibi pek olumlu bakmadığım konuyu açan Nevzat Bey sözlerini, belki birçok insanımzıın ‘haklı’ dediği konuya devam etti:
“Bilhassa yaşlı dul erkeklerimiz perişandırlar.
Bir ömrü, ailesine, çocuklarına, milletine ve memleketine harcamış bu insanlar yaşlanınca eşlerini de kaybetmekte, kalan ömürlerini yalnızlık, perişanlık içinde geçirmeye mahkûm olmaktadırlar.
Yaşlı dul erkeklerimizin yalnızlıklarının sebebi, evlenmeyerek (bir nikâh altında olmanın değerini bilemeyen) damadının veya gelininin çatık kaşları altında hayat sürmeye çalışan dul hanımlarımızdır.
Hazreti Ömer’in; ‘Ömrümden üç kaldığını bilsem evlenirdim’ sözünün ne manaya geldiğini iyi anlamamız lazımdır.
*- AKIL ÖNEMLİDİR
Çağımızda evlenmek isteyenlere; dürüst, güvenilir, sır saklayan bir evlendirme kurumu teklif edilmelidir ki yuvasını kurarak mutlu olmak isteyen herkes tarafından kabul edilsin.
Kurulan yuva uzun ömürlü olsun.
Yuvadaki eş ve çocuklar hayatları boyunca mutluluklarını kaybetmesinler.
Bunun için eşlerin birbirlerini tanımaları ve her iki tarafın da evlenme kararlarını hisleriyle değil akılları ile vermeleridir.
*- KİMİN GÖRÜŞÜ
Bu fikir kimler tarafından ‘olumlu ve güzel’ görülüyor, söyleyeyim:
‘Çöpçatanlık büroları’ için…
Ne diyor, ne istiyorlar?
Örneğin; müracaat formaları (üç adet), adaylar tarafından doldurarak ve yeni çekilmiş bir vesikalık ve bir boy fotoğrafı (otururken, çalışırken çekilmiş) fotoğrafıyla bize göndereceklerdir.
Büromuza müracaat eden kızımız ‘gelin adayımız’, delikanlımız ise ‘damat adayımız’ solmaktadır.
Kendilerine en az üç ay hizmet verilecek ve karşı cinsten aradığı özellikte aday geldikçe adayın formu kendilerine gönderilerek fikri sorulacaktır.
Bu dönem de adayların adres, telefon ve bazı özel durumları büromuzda mahfuz (saklı) kalacaktır.’
Tabi bu başvurular için günümüze göre önemli sayılacak bir ücret hem kadın ham de erkek adaydan alınıyor.
Kimin kazançlı olduğunu ve bu nedenle başka her türle yönteme karşı olmaları da gayet normal.
Kafanızı fazla yormamanız için ‘uygunluk’ dediklerini ve diğer söylediklerini kayda almıyorum.
Daha önce yazdıklarım ve anlattıklarım da, bu kazançtan oluşan büroların yetkililerin görüşü olduğunu anlamışsınızdır.
*- LİSELERİMİZ
Şubat notlarımda bir okuyucumuzun yazdıkları var.
Ne demiş Dr. Erman Dörterler?
“Özel okul olmaz.!
Özellikli okul olur.
Devlet özel çocukları seçer ve onları bilgi ve becerilerine göre göre eğitir.
Zenginin de fakirin de, işçinin de Memurun da çocuğu aynı okula gider. Aynı dersi dinler aynı sıralarda oturur aynı kitapları okur aynı kıyafetleri giyer.
Millet böyle olunur!”
Bunları, öğretmenlerini isteyen liseli öğrencilerin toplu olarak yaptıkları protesto gösterileri anımsattı.
İddiaya göre önemli liselerimizin önemli özel öğretmenlerinin işlerine son verilip, yerlerine liyakat durumları belli olmayan öğretmenlerin atanması, ‘Bizim sonumuz ne olacak?’ diyen öğrencilerin ve velilerinin bu görevden alma ve yerlerine tanınmamış, bilinmeyen öğretmenlerin atanmaları bu okullarımızda sıkıntı yaratmış durumda.
Umarım yöneticiler velileri ve öğrencileri de dinlerler, hiç olmazsa eğitim ve öğrenim döneminin bitmesi beklenir.
*- KÜTÜPHANELERİN ÖNEMİ
Bir kez daha Gülşen Aladağ’a söz verelim;
“Beni kütüphaneler yetiştirdi.
Liseymiş, üniversiteymiş ben öyle şeylere inanmam.
Asıl olan kütüphanelerdir.
Çünkü birçok öğrencinin parası yok.
Büyük buhran döneminde liseden mezun olmuştum ve hiç paramız yoktu.
Üniversiteye gidemedim ama on yıl boyunca haftada üç gün kütüphaneye gittim.
Yazmayı okulda öğrenemezsiniz.
Orası yazarlar için son derece kötü bir yerdir.
Çünkü öğretmenler her zaman sizden daha çok şey bildiklerini düşünürler.
Gerçek şu ki, bilmezler. Sadece ön yargılıdırlar.
Mesela onlar Henry James’i seviyor diye sizde Henry James gibi yazmak zorunda mısınız?
Okulların müfredatındaki İsimler neden okunuyor ve neden öğretiliyor hiç anlamıyorum.
Ama kütüphane öyle mi?
Tüm bilgi elinizin altında ve sizin yorumunuza kalmış.
Birileri size bir şeyler anlatmıyor, siz kendiniz keşfediyorsunuz.”
Şimdi bunları Gülşen Aladağ’ın yazdığını sanıyorsunuz, değil mi?
Yanılıyorsunuz, Gülşen Aladağ bu yazıyı Ray Bradbury’den almış.
Yani sözü edilen öğretmenler, bizimkiler değil…
Bizimkileri siz daha iyi biliyorsunuz!...
*-









0 Yorum